Annemle beraber sokağımızda yeni açılan kuaförden içeri girdik. Neyse ki bir haftadır tanıtımını yapmak  için ücretlerinde yarı yarıya indirim yapan dükkan henüz dolmamıştı. Bize gösterilen yerlere yan yana oturduk. Fön makinelerinden çıkan gürültü arasında bir şeyler konuşmak olanaksızdı. Aynadan birbirimize baktık.  

İki yılda ne çok şeyi unuttun be annem! Aralarında iyi ki hatırlamıyor dediklerim de var ama keyifli olduğun anlarda uydurmasyon dediğin Fransızcavari şarkılarını söylerken herkese bulaştırdığın neşeni ne çok özledim. Doktor ne demişti? “Ani heyecanlar, değişiklikler iyi gelmez. Ezberlediği düzeni devam ettirin,”. Ben de öyle yaptım. Sırlara sır kattım.

Gürültü son hızla devam ediyordu. Aynadan el işaretleri ve dudaklarımızı okumaya çalışarak konuşmaya başladık. Aynadaki annem alyansımın nerede olduğunu sordu. “Kaybettim,” dedim. Uğursuzluk saydığını hemen yeni bir tane almam gerektiğini söyledi.

Saçlarımız kesilmiş, sıra fönle şekil vermeye gelmişti. Makinelerin ürküten sesi arasında aynadan anneme bakmaya devam ediyordum. Çukurlarına saklanmış gözleri yardım istiyor gibi gözlerimde geziyordu. Dilim çözüldü, gürültüye de güvenerek, dudaklarımı çok oynatmamaya çalışarak anlatmaya başladım. Olan oldu, ben konuşurken elektrikler kesildi. Kuaför hep böyle olduğunu beş dakikaya varmaz geleceğini söyleyince beklemeye başladık. Söylediğim son cümleyi duymamış olması için dua ettim.  Keskin kulakları ne yazık ki bunu kaçırmamıştı. Nedenini sordu. Bir şeyler mırıldandım. Önce dik bir duruşla “Olsun,” dedi, “ölüm yok ya!”. Yanakları al al oldu. Üzüldüğü zamanlarda şakağında şişen damar bir yürek gibi atmaya, gözü seyirmeye başladı. İkinci kez “Olsun,” dedi ama bu kez sesi titriyordu. Parmağıyla aynada gösterdiği yerdeki lekeyi silmemi istedi. Aynanın her yerine baktım, Leke, meke göremedim. Bulamayışıma kızarak lekenin alnımın ortasına gelen yerde olduğunu söyledi. Aynadaki o noktayı ıslak mendille, havluyla ne kadar ovsam da onun gördüğünü bir türlü çıkaramıyordum. Gittikçe artan bir ısrarla lekenin yerini gösteriyor, ben göremedikçe daha da ateşleniyordu. Gelgitlerimiz sırasında elektrik geldi. Fön makinalarının gümbürtüsü yeniden başladı.  

Korkuyorum anne,  geçecek de, her şey düzelecek de. Yine bana güvendiğini söyle. Yapabilirsin de, ne olur.  Unuttuğundan beri  çok şey oldu. Anne…

Ne mırıldandığımı sordu. “Hiçbir şey,” dedim. “Az önce şaka yaptım,” diye devam ettim. Şakağındaki damar sakinleşti. Yanakları kırmızıdan pembeye döndü. Artık seyirmeyen gözlerindeki gülümsemeyle hemen yeni bir alyans almam gerektiğini tekrar hatırlattı. Fransızcavari uydurmasyon bir şarkı söylemeye başladı.

Gülayşen Erayda