BİRİNCİ GÜN

– Alo. Alo. Alooo.

– …..

– Hayatım ses gelmiyor mu?

– Geliyor.

– Şey, akşama gelirken…

– İşim var çabuk söyle.

– Akşama diyorum.

– Tamam söyle.

– Akşama gelirk…

– Yahu bir akşama gelirken tutturdun. Akşama, akşama ne var akşama?

– Akşama gelirken yoğurt ile bebeklere süt alıp getirir misin?

– Apartman görevlisi gelmedi mi?

– Bebekleri uyutuyordum sipariş veremedim.

– Tamam görüşürüz.

– Görüşürüz.

Genç kadın beş yıllık evliydi. Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Evlenmeden önce saatlerce, günlerce konuşup ayrıldıkları anda birbirlerini özlediklerini hatırladı. “O zaman da çalışıyorduk” dedi kendi kendine. Klasik dansları ikisi de seviyordu. Tango yaparken Necdet Koyutürk’ün popüler bestesi “papatya” çalındığı esnada “papatya gibisin, beyaz ve ince” cümlesinde sevdiği adam gözüne sevgiyle bakar, ince belini kollarıyla sıkıca sarardı. Genç kadın o zaman zayıftım doğumda aldığım yirmi kiloyu hala veremedim diye düşündü.

Tüp bebek yöntemiyle ikiz bebekleri olmuştu. Altı aylıktılar biri kız, biri erkek. Ağlamadıkları zaman dünya tatlısıydılar.

Gündüzleri yardımcı kadınla birlikte bakıyorlardı; akşam üstü o gidince bir taraftan masayı hazırlıyor, bir taraftan bebekleri oyalıyordu. Bazı geceler ikisine birden koşmaktan ağlamaklı oluyor, çok yoruluyordu. Doğumdan beri hiçbir sosyal faaliyeti olmamıştı.

Birkaç gündür eşine “yardımcı kadına rica ederiz. Üç saat daha fazla kalırsa yemeğe veya sinemaya gideriz” diye yalvarıyordu. Kocası yorgun olduğunu ileri sürerek reddediyordu.

Adam otoparktan dairelerine çıkarken asansörde “çocuk, çocuk diye tutturdu bir sürü masraf ettik. Doğumdaki borçları bile hâlâ bitiremedik. Geceleri iki saat bile uykum yok. Bütün gün çalışıyorum akşam da gezmeye gitmek istiyor.” diye düşünüyordu.

Genç kadın kocasının gelme saatine yakın üstünü değiştirmiş, kıvırcık saçlarını bebeklerin ağlamaları eşliğinde fön çekerek düzeltmiş, rujunu sürmüş kapıyı açmıştı.

Adam süt ve yoğurt torbasını vererek içeri girmiş, bir iki dakika bebeklere bakarak masaya oturmuştu.

Kadın yemeğe oturmadan, saçlarını hırsla ıslatıp bozmuş, rujunun izi bile kalmasın diye dudaklarından kazımıştı. Kocası ne düz ne de kıvırcık saçlarını fark etmeden, daha masadan kalkmadan, cep telefonuyla ilgilenmeye başlamıştı.

İKİNCİ GÜN

– Alo. Alo. Alooo.

– …..

– Hayatım ses gelmiyor mu?

– Geliyor.

– Şey. Akşama fazla mesain var mı?

– Yok.

– Oh çok güzel. Sana bir sürprizim var, görüşürüz.

Genç kadın telefonu hemen kapattı. Yoksa “çok işim var” diye eşi kapatırdı.

Adam; “bütün gün iki çocukla uğraşıyorum, çok yoruluyorum diye şikâyet ediyor, bir taraftan da sürprizle uğraşıyor. Dur bakalım akşam olsun da görelim” dedi kendi kendine.

Genç kadın annesini arayarak, akşama onlarda kalabileceğini öğrenince, yardımcı kadını birkaç saat kadar annesiyle birlikte kalıp bebeklere bakmaya razı etmişti.

Akşam eşinin geldiği saatte onu şık giyinmiş, saçları yapılı ve makyajlı olarak karşıladı.

– Hoş geldin canım.

Adam salondan içeri bakınca kayınvalidesini görüp, sürprizi çözdüğünü düşündü, fakat yanındaki kadının kim olduğunu çıkaramadığından, eşine gözüyle kim? Diye sordu. Kadın da “altı aydır evimizde bebeklere bakıyor, sen hiç karşılaşmadın, merakta etmediğin için tanışmadın” diye fısıldadı.

Kıyafetini değiştirmek için yatak odasına giden adamın arkasından gelen genç kadın “hayatım bu gece için sevdiğin et lokantasında yer ayırttım, haydi üstünü değiştir de gidelim” dedi. “Akşama sürpriz yaptım dediğin bu muydu ne kadar yorgun olduğumu, evde biraz çalışacağımı bilmiyorsun” cevabını alınca salona döndü annesini ve yardımcı kadını gönderdi.

Tekrar eşinin yanına döndüğü zaman onu elindeki cep telefonuyla oyun oynarken bulunca, eti çok seven kocasının onunla lokantaya gitmemesini, telefonla oynamayı tercih etmesini, ilişkileri bakımından son derece kötü işaret olarak gören genç kadın “çocuklarımızla ailemizi büyüttük. Gerçi biraz borcumuz var fakat onu ödeyecek gelirimiz var. Ben ve eşim yoruluyoruz, uykusuz kalıyoruz tabii; bu günlerde geçecek” diye kendini avutmak istedi. “Yoksa evliliğimizin tehlikeli yılına mı girdik?” diye düşününce çok müteessir oldu. Gecenin böyle biteceğini düşünmemişti.

ÜÇÜNCÜ GÜN

Genç kadın o gün eşine telefon etmedi. Sürpriz yapmak istediği bir gün önce evlilik yıldönümleriydi. Eşinin hatırlamayacağını düşünerek program yapmıştı. Ne yazık ki eşi hatırlamadığı gibi, programa da uymamıştı. Daha önceki yıllarda evlilik yıl dönümlerini kutluyorlardı. En azından eşi onun yaptığı planlara uyuyordu. Ağır geçen hamileliği esnasında eşiyle ilgilenememişti. Kocasındaki ilgisizlik ve soğukluk o günlerden mi kalmıştı? Zihninde şüpheler uyanmaya başladı. İhanete mi uğruyordu. Ona o kadar güveniyordu ki o güne kadar böyle bir şeyi hiç hatırına getirmemişti. Akşamı zor eden genç kadın eşiyle konuşmaya karar verdi. Neler söyleyeceğini tasarlayarak kocasını karşıladı. Tavırlarındaki soğukluk, sesindeki değişiklikte adamın dikkatini çekmedi. Çok yorulduğunu, dinlenmek istediğini söyleyerek, telefonu elinde masadan kalkan adama genç kadın “konuşmamız lazım bakar mısın” dedi. Adam gözü telefonda başını çevirdi. Genç kadın sözüne devamla;

– Dün evlenme yıl dönümümüzdü, sen seviyorsun diye et lokantasına rezervasyon yaptırmıştım dedi. Baktı; kocası telefona bakmaya devam ediyordu, onu dinlemeye niyeti yoktu. Genç kadının kendisini dinletmek için başka çaresi kalmamıştı, vurucu darbeyi indirmek istedi. Öfkeyle:

– Senden boşanmak istiyorum dedi.

Karısının öfkeli sesi kulağına gelince onun hâlâ lokantaya gitmek için ısrar ettiğini zannedip, gözlerini telefondan ayırmadan:

– Tamam. İyi de bebekleri kime bırakacağız?

Hırsından, fırtınaya yakalanmış yaprak gibi titreyerek bayılıp düşen eşini kaldırmaya çalışan adam,

“Hiçbir şey anlamadım. Bir taraftan doğumdan sonraki fazla kilolarımı veremedim diye hayıflanıyor, şimdi de yemeğe gidemediği için bayılıyor” diye söyleniyordu.

Baygın haldeyken kocasının sözlerini duyan kadın “kocamın tek kusuru ilgisizliği, nihayet yeniden ilgisini çekmeyi, konuşturmayı başardım ve ne düşündüğünü öğrendim” diye seviniyordu.

Nebahat Alptekin