…Kalk lan kalk. Gene yaparık, yenisini yaparık!

                            GÖÇ…GECEKONDU…GURBET KUŞLARI

Orhan Kemal Çukurova’da tarım ve fabrika emekçilerini anlattığı romanlardan olan ‘Hanımın Çiftliği’ üçlemesinde; tarımdaki makineleşmenin sonuçlarına dikkat çeker. Orta Anadolu’dan, Doğu’dan, Güneydoğu’dan iş bulmak umuduyla Çukurova’ya gelen ırgatlar için iş olanakları artık en aza inmiştir. İstasyon Meydanı’nı, Kalekapısı’nı, Küçük Saat’i omuz omuza dolduran kalabalıklar için ekmek kapıları azaldıkça azalmaktadır.  Çukurova’da doğup büyüyenler için de doğdukları toprakta geçinebilmek çok güçtür.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ülkeyi yöneten Tek Parti iktidarı (CHP), 1950 seçimlerinde iktidarı Demokrat Parti’ye kaptırmıştır. Halka umut vererek iktidara gelen Demokrat Parti, “Her mahallede bir milyoner” yaratma sözü vermiştir. Tüm ülkede, büyük şehirlerde ve özellikle  “taşı toprağı altın” İstanbul’da büyük bir değişim, dönüşüm yaşanmaktadır.  İstanbul’da, geniş  bulvarlar, yeni yollar, meydanlar açılmaktadır. Eski evler yıkılıp, yeni evler, apartmanlar, villalar yapılmakta,  eski ev eşyaları, mobilyalar  “modern” leriyle değiştirilmektedir.  

İstanbul, 1950’den itibaren tüm Anadolu için iş, ekmek, yeni bir yaşam umududur. Aynı yıl, eşini ve üç çocuğunu alarak İstanbul’a göçen Orhan Kemal için de. Önce Kasımpaşa’da bir arkadaşın evine sığınan Orhan Kemal sonra  bir kenar mahallede, Cibali’de kira evine çıkacaktır.

***

“Başını sokacak” bir yuva sahibi olmak, yalnız ülkemizde değil dünyanın her köşesinde insanların en büyük özlem ve dileğidir.

Nazım Hikmet, Fidel Castro Küba’sından da söz ettiği “Saman Sarısı” şiirinde, Kübalı Balıkçı Nikolas’ın elleriyle okşadığı evi anlatır:

 …Sen el resimleri yaparsın Abidin bizim ırgatların demircilerin ellerini
 Kübalı balıkçı Nikolas’ın da elini yap karakalem
 kooperatiften aldığı pırıl pırıl evini okşamaya kavuşan ve okşamayı
 bir daha yitirmeyecek Kübalı balıkçı Nikolas’ın elini…
 …
ferah bir duvarı okşayabildiğine inanamayan bir el…
güneşli denizli kutsal bir ev…
1961’de Küba’da çok renkli çok serin ağaçlar gibi evler ve çok rahat evler gibi ağaçlar diken ellerden biri..
.

Aynı, Nazım Hikmet, İkinci Dünya Savaşı sonrasında halkı yaşanabilir konutlara kavuşturma çabası içinde olan Romanya’yı anlattığı “Romanya’ya Dair Lirik Röportaj” şiirinde de  yönetimin bu çabasını över.

Bükreş’te yeni evler gördüm/ ebem kuşakları/ ve şafakta suydu evler/ Braşov’da çıktılar karşıma/ dağlarla beraber/ Ve Karadeniz’de/  Mamaya’dan Mangalya’ya kadar/ Fıskiyelerin sevinci evler…

***


Orhan Kemal, bu çalışmadan Gurbet Kuşları romanını yaratacaktır. Gurbet Kuşları romanı, bu ortak çalışmaya bir gönderme olarak Lütfi Akad’a ithaf edilecektir.

Orhan Kemal, yönetmen Lütfi Akad’la “İstanbul’un Taşı Toprağı” başlıklı bir çalışmada “Göç” olgusu üzerine çalışır. (Lütfi Akad, bu çalışmanın ürünü olarak, yıllar sonra Gelin, Düğün, Diyet isimli Türk Sinemasının göç olgusu üzerine en görkemli filmlerini yapacaktır. Gelin Filminin ilk sahnelerinden biri anımsanacağı üzerine Haydarpaşa Garı ile belleklere kazınacaktır.)

***

Orhan Kemal, ‘kaynaşan insan coğrafyası’ olarak nitelenen Çukurova’yı en görkemli haliyle, “Bereketli Topraklar Üzerinde” romanında anlatır.

Bir lokma ekmek için, en insani olmayan koşullar altında, cehennem gibi bir hayatı yaşayanların macerasıdır anlatılan.
Orhan Kemal, 1954 yılında yayınlanan ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanının devamını iş için, ekmek için bereketli Çukurova toprağına inenlerden sağ kalıp memleketine dönen ‘İflahsızın Yusuf’un oğlu’ ‘İflahsızın Mehmet’ ekseninde, ‘Gurbet Kuşları’ romanında anlatır. Romanın geçtiği kent, İstanbul’dur.  Gurbet artık Çukurova değil, İstanbul’dur. Trenle, kamyonla, otobüsle, vapurla yurdun her köşesinden İstanbul’a gidilmektedir. Gelenler,  Haydarpaşa’da trenden inip, vapurla karşıya geçip İstanbul’un semtlerine dağılmaktadır. Demokrat Parti’nin     “Dinamik ziraat”, “ Dinamik sanayi”, “ Dinamik ticaret” edebiyatına inanan Anadolu köylüsü akın akın  İstanbul’a gelmektedir.


***

Gurbet Kuşları romanının ilk ismi Yorganlılar’dır. Romanın ilk satırlarında; Kurtalan’dan kalkıp, yolu üzerindeki bütün istasyonlardan topladığı yolcularla tıka basa dolan “Kuşluk Treninin” Haydarpaşa garına çığlık çığlığa girişi anlatılır. İstasyon, görevliler, gar hamalları… Vagonlardan bavul, sepet, heybe, yorgan ve denkleriyle inen ‘Gurbet Kuşları’dır, gelenler.

İstanbul’a, “taşı toprağı altın” olduğu için gelmişlerdir. Demokrat Parti iktidarı, İstanbul’a yeni yollar, bulvarlar, meydanlar açmaktadır. Yıkmakta, yenilemekte, yeniden yapmaktadır. İstanbul’un Küçük Pazar semtinde hanlarda kucak kucağa yatarak, para kazanmak, daha iyi bir yaşam sürmek isteyen  Anadolu köylüsü, yol yapım, bina yıkım, inşaat işlerinde çalışmaktadır. Ekmek parasını kazanmak isteyenlerin dışında onların sırtından kazanmak isteyen yeni iktidarın yarattığı asalak bir kesim de vardır. Müteahhitler, taşeronlar, köşeyi dönmeye çalışan komisyoncular, devleti soyarak milyoner olmak hevesindedir. Hükümetin pek de karşılığı olup olmadığına bakmadan bastığı yeni paralarla yeni apartmanlar, işhanları, binalar yapılmakta arabalar alınmaktadır. Yaşanılan, günümüzden alınacak bir kavramla, büyük bir “Kentsel dönüşümdür.”

***

Gurbet Kuşları romanı 1955-1957 yıllarında geçer. Çukurova’da duvarcı ustası olan babasına özenip İstanbul’a duvarcı ustası olmak için gelen bu kez oğlu “İflahsızın Mehmet”tir. İflahsızın Mehmet, babasının tersine pek çok olumlu özelliği taşıyan bir karakterdir. Okuma yazmayı öğrenen pek çok kitap okuyan  İflahsızın Mehmet duvarcı ustası olacaktır.

Orhan Kemal, Nurer Uğurlu’nun yazdığı ‘Orhan Kemal’in İkbal Kahvesi’ başlıklı anı romanda, Gurbet Kuşları’nın olumlu kahramanı İflahsızın Mehmet’in kendisi olduğunu söyleyecektir.

…Her romanda olumlu kişi bulunur. Bu doğrudan doğruya romancının kendisidir…Yani dünya görüşüdür. Aynı zamanda dünya görüşü içinde kendi yurdunun geleceğidir. Olumlu kişi, romancının kendisi, yurdu ve dünyası hakkındaki görüşüdür. Yurdunun ve genellikle insanlık üzerindeki düşüncesidir…Ben insana inanıyorum. Onun gücüne, emeğine saygı duyuyorum…

***

Gurbet Kuşları romanının akıcı bir dili vardır. Diyaloğa dayalı yalın bir anlatımı olan romanda, karakterler kendi dilleriyle konuşmaktadır. Orhan Kemal roman geçişlerini ustalıkla yaparak olayları birbirine bağlamayı başarmıştır. Estetik ölçütleri dikkate alan, nesnel, dış gözleme dayalı, olanı olduğu gibi gören ve gösteren bir biçemle yazan Orhan Kemal, yaşanan-yaşanabilecek olgular olduğunu düşündürür. Karakterlerin psikolojisini, duygularını diyaloglarla betimlemelerle veren bir anlatım Gurbet Kuşları’na sürükleyicilik kazandırmaktadır.

***

Gurbet Kuşları romanında; Mehmet’in yanında işe gireceği  tüccar Hüseyin Korkmaz’ın zenginleşme macerası, malına mülküne konup başından attığı yaşlı kadının yerine aldığı yeni  fazlasıyla “hoppa” kadının kocasını politikaya itişi, Demokrat Parti’de politikaya atılan yeni zenginler…Orhan Kemal, Anadolu’dan İstanbul’a akan yoksulların dünyasını ustalıkla anlatırken, bu yeni yetme zenginleşen kasabalıları da aynı güzellikte ve gerçeklikte anlatır. Romancılığımızın karakter yaratma ustalarından olan Orhan Kemal, Gurbet Kuşları’nda da, İflahsızın Mehmet, Gafur, Kabzımal müteahhit Hüseyin Korkmaz, Ayşe, İflahsızın Yusuf gibi yaşayan karakterler yaratmıştır.

İstanbul’da, Gafur gibi kısa sürede işçilerin sırtından zengin olmak isteyen karaktersizler de, Pervin gibi  çalıştığı köşkün patronuna metres olarak “çıkış” arayanlar da vardır; Mehmet gibi, Ayşe gibi çalışarak, namuslu bir hayat sürdürmek isteyenler de…

Ayşe, Zeytinburnu’ndaki Hatçe ablası gibi bir hayat kurmak ister. Mehmet’le evlenerek düşlerini süsleyen hayat yoluna koyulur.

***

Demokrat Parti iktidarı 1950’lerin ortasından itibaren giderek “partizan” bir tutum izlemeye başlar. Kendi yandaşlarını destekleyen, giderek partiye katılanları radyodan ilan edip sonrasında ‘Vatan Cephesi’ kurarak parti devletine doğru gidecektir. Demokrat Parti, İstanbul’a göç eden insanların başlarını sokacakları bir eve kavuşmalarını sağlayacak politikadan yoksundur. Plansız, programsız bir iktidar politikası egemendir. Bu nedenden dolayı, insanlar konut sorunlarını kendileri çözmeye başlar. Komşularının, akrabalarının desteğiyle birkaç gün içinde dikilen gecekondular İstanbul’un dışındaki tepeleri doldurmaya başlayacaktır.

Bilindiği üzere Zeytinburnu, İstanbul’un ilk büyük gecekondu semtidir. Başını sokacak bir yuva arayışı, insani bir özlemdir. Mehmet’le Ayşe de Zeytinburnu sırtlarında bir gecekondu yapmaya girişirler. Gecekondu yapmak kolay iş değildir; gecekondunun yapılacağı arsa için verilecek para, dikilecek gecekondu için briket, çimento v.b yapı malzemelerinin alınması ve yapılan kondunun yıkılmaması için yıkım ekiplerine verilecek “rüşvet”.  

Bir diğer tehlike, Ayşe’ye göz koyan Gafur’dur.

Gafur başlangıçta Mehmet’in arkadaşıdır ama çok karaktersiz biri olduğu ortaya çıkmıştır. Gafur Ayşe’ye göz koymuştur ama yüz bulamayınca, Mehmet’le Ayşe’nin borç harç yaptırdıkları gecekonduyu yıkım ekiplerine ihbar ederek yıktırılmasını sağlar.

Yıkımcılar, insan emeğine, dişten tırnaktan artırılmış, göz nuruyla yoğrulmuş insan emeğine acımadan, ortalığı toz dumana boğarak yıkarlar gecekonduyu.

Ayşe el feneriyle yıkımcıların arasında gülümseyerek bakan Gafur’u görünce, gecekondusu yıkıldığı için çöküp ağlayan kocası Mehmet’i omuzundan tutup kaldıracak ve seslenecektir. Roman Orhan Kemal’in umudunu, emekçilere güvenini yansıtan o cümleyle bitecektir.

Kalk lan kalk. Gene yaparık, yenisini yaparık!

Tahir Şilkan