Evlenecekmiş beyefendi. Kendini koltuğa, göbeğini kucağına yerleştirmiş ter içinde heyecanla anlatıyor. Seyrek saçlarını, kel kafasına yaymış kocamı dikkatle dinliyorum. Zira konu bir hayli ilginç.  

Aşık olmuş, içi bir hoş oluyormuş. “Gazdır o geri zekâlı,” cümlesini ağzımdan fışkırtmamak için dudaklarımı sıkı sıkıya kapatmam gerek. Fıldır fıldır dönen gözlerine fren yaptırıp, o yana buna dağılan koca ağzını kapayarak kendine masum bir hava vermeye çalıştı bir ara ama nafile, daha çok maymuna benziyor. Tekrar konuşmaya başladığında yüzü iyiden iyiye yamulmaya, ağzı gözü yer değiştirmeye başlayınca, vallahi de billahi de,  ya inme iniyor ya da cin çarpıyor sandım.

“İçimde kelebekler dans ediyor,” demesin mi?  Bak, bak!  Nereden duyduysa, kelebekler uçuyor demiyor da, bir de yorum katıyor, kelebekler dans ediyormuş. Facebook edebiyatı sağ olsun. Danstan anladığı da sopa yutmuş gibi ayakta durup, alkışlamak değilmiş gibi sanki.

“Evleeeen!” deyince kendini nasıl bulunmaz Hint kumaşı sanıyorsa, afalladı, bocaladı garibim. Yıllar yılı, boşanalım dediğimde, yeri göğü inleten, tehdit üstüne tehdit savuran kendi değil sanki.  Umut, benim içime güneş gibi doğmuş, bu da beni teselli eder pozlar takınıyor öküz. Şu an kelebek konmayan yerim kalmadı, haberi yok.  

-Bana aşk hayatını anlatmana gerek yok Hamit, hemen boşanalım, hemen evlen. Malum, gelmişsin bu yaşa, aşk da yolunu şaşırmış… Neyse, kaçırma evlen.

Adamın içindeki kelebekler hızla dans ederken yoruldu herhalde, yüzü ciddiyete büründü. Ardından gelir mahkemeden duvar. Sonra da başlar yargılama süreci.  Bende salaklık, biraz ah vah etsem ya, nasıl olur, beni nasıl bırakacaksın filan desem ya.

Zaten ben ona kadınlık mı yapmışım, bir gün yüzüne gülmüş müyüm? Kadınlık adama yapılır diyeceğim de, işi uzatmaya niyetim yok. Sakin kalmak yine bana düştü, Allah sabrını veriyor işte. Zaten bu fırsata atladığımı bu kadar çok belli etmemeliydim. Adamın egosu patlayıp söndü resmen. Derin bir nefes al, derin bir nefes…Hamit, istersen kavga etmeyelim, ben seni anladım, içinde bir şeyler olmuş senin, ne güzel, ben de senin mutlu olmanı isterim, boşanalım“. (Ya rabbim, günah yazma ne olur. Bu adama yaz günahlarımı)

-Boşanmak da nereden çıktı?

-Evlenmek istiyorum diyorsun ya…

-İkinci eş olarak alacağım.

-Oha Hamit!

-Doğru konuş.

-Sen ne diyorsun Hamit? (Ağzından çıkan kulağını teğet geçiyor herhalde bu insafsızın)

-Ne var bunda, dinimiz buna izin veriyor.

-Sen geri zekâlı mısın Hamit? (Sakin… Sakin olmalıyım…)

-Ne biçim konuşuyorsun.

Günah benden gitti artık. Bu adamı bugün burada öldürmezsem daha da öldürmem. Adamın o küçücük beyniyle imana gelesi tuttu. Bir de karşıma geçmiş vaaz veriyor. Sakin… Derin nefes…

-Bak Hamit…

-Gülmesene kadın.

-Sinirimden gülüyorum.  Çok merak ediyorum sen dinin hangi söylediğini yapıyorsun da sıra ikinci eşe gelince dindar kesildin başımıza.

….

-Dinliyorum

….

Zor yerden sordum tabii adama, bu adamın ne zekâsı, ne kelimeleri yeter bu cevabı vermeye. Oradan buradan duydu demek ki, o küçücük aklına da yattı şerefsizin,  karşıma geçmiş konuşuyor. Fırsat şu an avuçlarımın içinde kaçırmamalıyım. Akıllı olursam kurtulacağım bu heriften.

-Bak Hamitcim mutluluk senin de hakkın, boşanalım, sen de evlen. (Hamitcim ne yahu, kendimden tiksindim şuan)  

-Boşanalım diye fırsat mı bekliyorsun nedir, hemen evlenmeye niyetlisindir sen şimdi, değil mi?

Tamam derdi anlaşıldı zati alilerinin. Aklıma mukayyet olmalıyım.  Ne evlenmesi be adam!  Sayende dünyada evlilik müessesi yok olsun istiyorum ben.

-Yok, artık Hamit, ne evlenmesi! Neden evleneyim, kaç yaşında kadınım ben. İki çocuğum var, yakışık alır mı hiç?

-Doğru.

-Tabii doğru. (Bak bak nasıl da hoşuna gitti, yüzü güldü adamın, görende kendini on sekizlik delikanlı sanır.)

-Söz mü?

-Söz, vallahi de söz, billahi de söz. Bak zaten âşık olduğun kişi de kabul etmez bunu. Bu zamanda kim kabul eder imam nikâhını.

-O da doğru, gerçi kadın da bana çok âşık her şeyi kabul edebilir gibi ama.

Babamın kolumdan tutup kocan diye karşıma oturttuğu bu cibilliyetsiz adama âşık olan çıkmış, duy da inanma. Çivisi filan bir yana, dünya ekseninden çıkmış olmalı. Toparlanmalıyım, toparlanmalıyım, amacımdan uzaklaşmamalıyım. Tipe bak, yüzü gene çarpıldı, aşkı aklına geldi herhalde.

– Bak sen beni dinle, insanın bu hayatta aşk her zaman kapısını çalmaz, bizim zamanımız dolmuş demek ki, iyi de kötü de günlerimiz oldu.  (Şimdi ben çarpılmasam iyi)

-Haklısın.

-Bak kısmet sanaymış, çocukları da alayım ben, siz mesut olun, mutluluk senin de hakkın.

(Valla kendimden nefret ettirdi bu adam beni.)

-Çocukları istediğim zaman görürüm ama.

-Tabii ki görürsün Hamit, onlar senin evlatların.  (Adam evde çocukların yüzüne bakmıyor, neymiş, istediği zaman görürmüş. Vallahi hepsi dizi repliği)

-Peki, o zaman ben hazırlatırım evrakları.

-Tamam, mutluluklar dilerim Hamit (Benden uzak gayrısına yakın olasın inşallah)

-Sen de çok üzülme ama.

-İdare ederim ben, sen beni merak etme. (Ömrü billah sana rağmen yaşadım ben be, kendini lütuf sanan Allah’ın cezası. Bir rüyanın içindeysem ne olur uyanmayayım. Adamın içinde kelebekler dans ediyormuş, ben taktım kanatlarımı gökyüzüne yükselmeye başladım bile. Bir de Eros çıkar mıymış karşıma? Yaşasın özgürlük!)

Nalan İncekara

Nİ/Nİ