“ Tamam anne, merak etme. Tüm belgeleri hazırladım. Birkaç fotoğraf kaldı ayıracağım. Akşama bitiririm. Yarın ver elini konsolosluk!”  Annesi telefonu kapatmamakta ısrarcıydı. “ Can çok düşünceli çocuk. Her gün arayıp, işlemlerinizle ilgili senden daha çok bilgi veriyor, aslan oğlum. Anneannen okunmuş pirinç hazırlamış sana. Yarın ağzına atmayı unutmasın diyor. Babaannen de tarota bakmış. Geleceği çok iyi dedi.” “ Tamam anne, akşama görüşürüz.” Telefonu tekrar çaldığında, yine annesi olacağını düşünerek sıkıntıyla ekrana  baktı. Arayan Öykü’ydü. “ Hala bu akşam size geliyorum. Annemle babam tiyatroya gideceklermiş.” “ Ne iyi canım. Çok sevindim. Okul nasıl geçti?” “ İyi işte. Sözlüye kalktım, yarın da yazılı olacakmışız.” Küçük kız ses tonunu belirgin bir biçimde düşürerek devam etti. “ Yeni bir oyun oynadık. Çok güzel. Sana anlatacağım,” “ Anlaştık güzelim, şimdi kapatıyorum akşama görüşürüz.”  Telefonuna gözü takıldı. Ekranının duvar kağıdı yaptığı Can’la nişanlarında çekilmiş fotoğrafa dalıp gitti. “Evet, kızımız hasrete daha fazla dayanamayacak galiba. Ne öyle resimle bir bütün olmuşsun?”  Hayal derin bir uykudan uyanır gibi irkildi. “ Ne bileyim, her şey çok mu hızlı oldu diye düşünüyorum. Hani aş…” Karşısında duran genç kadının gözleri fal taşı gibi açıldı. “ Tam da Hayal hanımdan beklenecek şey! Adam iyi eğitimli , kibar bir de yakışıklı olsun hem de yıllardır dilinden düşürmediğin ülkenin vatandaşı ; sen gel burun kıvır! Alkışlıyorum!” Hayal başını, masaya dayadığı dirseklerinin ucunda bel kemiği gibi yükselen kollarının arasına aldı, elleriyle destekledi. “ Ne bileyim Arzu, bu aile birleşme işleri yordu beni galiba. İncik cincik ediyorlar her şeyi. Daha fotoğrafları seçeceğim. Bir ilişkiyi kanıtlamak ne kadar zormuş!” Arzu bu kez tek kaşını kaldırdı . “ En kolayı o ya! Kızım siz nişanlısınız. Üstüne üstlük üniversiteden beri arkadaşsınız. Milyon tane pozunuz var. Seçersin içinden üç, beş tane olur biter. Ha, başka bir şey varsa bilemem ama.” “ Yok canım ne olabilir ki sadece yorgunluk dediğim gibi.” Başı ağrımaya başlamıştı. Biraz hava almak için kendini yandaki küçük parka attı. İki yıldır her gün sabah akşam önünden geçtiği bu yere ne kadar yabancıydı. Dört yeni yetme çamın arasına konmuş iki banktan oluşan parka bir süre alıcı gözüyle baktı . Boş olan banka kadar yürüyerek üzerine oturdu. Karşısındaki sarmaş dolaş olan çifte kaydı gözleri. Aşk, tahtadan yapılma bir bankı nasıl da paha biçilemez bir şeye dönüştürüyordu. O sırada genç adamla göz göze geldi. Sevgililer oturdukları yerden hızlıca kalktılar. Arkalarından avazı çıktığı kadar bağırdı. “Gitmeyin, ne olur geri dönün.  Geri dönün!” Çift gözden kaybolmuştu.  Mesai bitimine kadar nefes almadan çalıştı. İş çıkışı, yorgunluğunu zar zor taşıyan ayaklarını sürüklerken parkın karanlığa teslim olmuş hali içini acıttı.

Kapıyı Öykü açtı. Hayal’in boynuna sarılarak kocaman bir kahkaha patlattı. “Hoş geldin hala. Hadi oyunumu oynayalım.” Yeğenini kırmamak için başıyla onayladığı teklifi uygulamak üzere küçük kızın elini tutarak salona doğru ilerledi. Babası her akşam yemeğini beklerken yaptığı gibi koltuğuna gömülmüş, kitabını okuyordu. Sımsıcak gülümsedi Hayal’e.  Mutfaktan gelen dolma kokusuyla beraber annesinin sesini duydu. “ Hoş geldin kızım. Yarım saate yemek hazır olur. Sen de üstünü, başını değiştir.” Koridorda anneannesiyle karşılaştı. Başına sardığı beyaz tülbenti özenle düzelterek Hayal’i yanaklarından öptü. “ Pirinçler yatağının ucunda. Unutma sakın,” dedi. Odasına girmek üzereyken, tuvaletten çıkan babaannesiyle karşılaştı. Kulaklarının hizasındaki kıvırcık saçları yine kabarmış olan çok yaşlı kadın onu görür görmez büründüğü çocuksu ifadeyle kulağına doğru eğildi. “ Tarot yalan söylemez.”

Odaya girer girmez kendini yatağa bıraktı. Öykü de yanına sokuldu. Sırt üstü uzandılar, tavana bakarak konuşmaya başladılar. “ Neymiş bakalım bu oyun küçük hanım?”  “ Annemle, babama söylemeyeceksin ama!” Hayal göz kırptı. “ Tamam canım, merak etme sen. Bizim sırrımız olacak.” Küçük kız yattığı yerden Hayal’e doğru döndü. “ Bugün sınıf resmimize bakıp kim kime aşık söyledim. Hepsi de doğru çıktı biliyor musun?” Hayal kaşlarını kaldırdı. “ O, ne güzel! İyi bir gözlemcisin demek ki.” Küçük kız aceleci parmak hareketleriyle genç kadının elinde tuttuğu telefona bir kaç kez dokundu. “ Hadi, sen de bana bir resim göster.” Hayal telefonunun fotoğraf galerisini karıştırmaya başladı. Konsolosluğa vereceği resimlerden birini seçti, Öykü’ye gösterdi. Ekrandaki kalabalık gruba önce şöyle bir bakan küçük kız, çok geçmeden resimdekileri tek tek incelemeye başladı. Kısa bir sessizlikten sonra “ Ama burada sen yoksun ki!” dedi. Hayal resme bir kez daha baktı. Yeğeni haklıydı. Üstelik sadece kendisi değil fotoğraftaki hiç kimse aslına benzemiyordu. Sanki başka birileri gibiydiler. Yine de oyuna devam etti. “ Olsun canım, sen böyle de olsa bilirsin bence. Bak şimdi merak ettim ama. Tanımadığın insanlarla ilgili bir durumu nasıl tahmin edeceksin ki?”  Öykü resme daha da yakınlaştı. Dudaklarını büzdü. “ O da kolay. Birbirlerine yaklaşmışlar mı ona bakıyorum.” Hayal gülümsedi. “ Beden dili desene şuna küçüğüm!”  İlk tahmini yanlıştı. Hayal bozuntuya vermeden başıyla onayladı. Küçük kızın diğer çift tahminleri de isabetli değildi. Hayal hepsinde gülümsedi. Geriye kendisi ve Can kalmıştı. “ Ee, peki ya bunlar?” Küçük kız kendinden emin gülümsedi. “ İşte onlar sevgili değil, sadece arkadaşlar.” Hayal bakışlarını tavana doğru yöneltti. Gözlerini kıstı. Neredeyse bağırarak “ Bu doğru,” dedi. Ağzından çıkanlar odada yankılanıyor gibiydi.  Annesinin seslenişiyle yataktan kalktı. Öykü’yle yemek masasına doğru ilerlerken olanı biteni nasıl açıklayacağını düşünüyordu.

Gülayşen Erayda

GE