Kurban bayramı yaklaşırken çocukluğuma döndüm, Kurban Bayramlarında Ankara’dan Ceyhan’a babaannemlere giderdik. Büyük Kırım Mahallesinde iki katlı bir taş evde otururdu babaannem, iç avlulu, avlusunda muz ağacı olan eski bir evde. Her sene mutlaka kurban keserdi. Biz çocukların kurbanı görmesini, beslemesini, başını okşamasını hiç istemezdi. Kurban Bayramı sabahı biz yataklarımızda mışıl mışıl uyurken amcam kurbanı almış, kestirmiş olurdu. Etler kesilip, fırına götürülecekler ayrılıp, bahçe temizlenene kadar avluya çıkmamız yasaktı. Avluya çıktığımızda kurbandan ne bir iz, ne de bir damla kan görürdük.

Fırına gönderilen etler lahmacun olup geldiğinde, avlu da dolmaya başlardı. Babaannemin köylüleri, ortakçıları, ahbapları gelirdi. Her gelene lahmacun veren yengeme, kuzenimle beraber yardım eder, ayranları dağıtırdık. Öğleden sonra paketlenmiş kurban etlerini dağıtmak benim ve kuzenim Ceyda’nın göreviydi. Babaannem söylenirdi, “mahallede yoksul da yok nereden bulacağım, nasıl vereceğim et onlara?”.

Tedavi için geldiği Ankara’da o kış kurban kesememiş ne üzülmüştü. “O koyunlar benim sürüm, öteki tarafta bekliyorlar,” beni derdi.

Öte tarafta sürüsü onu karşıladı mı bilemem ama “Kurban” fikri olan bir bayrama çok da sıcak bakamıyorum.

Bu yazıyı hazırlama aşamasında kurban niçin kesilir, dinde yeri nedir diye düşündüm. Okumalar yaptım.  Kurbanın insanlık tarihi kadar eski bir gelenek olduğunu biliyorum. Birçok din ve inançta da kurban ritüelleri var. İslam dininde özellikle kurban geleneği çok güçlü bir biçimde sürüyor. Toplumsal yaşamın da bir parçası. Toplumsal dayanışma işlevi de var.

Kurban farz mı peki?  Bu konu fıkıhta tartışmalı bir konu olagelmiş, farz, diyenler var, sünnet diyenler var. Mezheplerin de bu konudaki yaklaşımları farklı. Kurban kesmeyen sahabelerin olduğunu, Hz. Ömer ve Ebubekir’in kurban kesmediklerini rivayet edenler var.[1]

Kurban yakınlaşmak, bir olmaktır düşüncesini savunan düşünürler var, bu düşünce bana daha yakın geliyor. Kurban bayramı bence de garip gureba bayramı . Yani kimsesizlere, yoksullara, çaresizlere, evsizlere armağan edilmiş bayram. Toplumsal eşitsizliği, yoksulluğu ortadan kaldırmayı amaç edinmiş derneklere bağış yapılmasının kurban kesmek kadar, hatta daha fazla sevap kazandıracağına inanıyorum.

Darüşşafaka Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Öktem

Darüşşafaka Cemiyetinin Yönetim Kurulu Başkanı üniversiteden sınıf arkadaşım Tayfun Öktem. Kurban Bayramı konulu ufak bir söyleşi yaptım kendisiyle…

Darüşşafaka’nın Kurban Bayramı Bağış Kampanyası hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?

Öğrencilerimizin et ihtiyacını, yıl boyu hayırseverlerin yaptığı adak bağışlarıyla karşıladığımız için Cemiyetimiz, Kurban Bayramında vekâleten kesimli kurban bağışı kabul edememektedir. Buna karşın Kurban Bayramı vesilesiyle Darüşşafaka’nın “eğitimde fırsat eşitliği” misyonuna destek olmak isteyen hayırseverler, diledikleri miktarda bayram bağışında bulunabiliyorlar. Belirttiğim gibi Kurban Bayramı nedeniyle Cemiyetimize yapılacak bağışlar, öğrencilerimizin başta eğitim olmak üzere temel ihtiyaçlarının (beslenme, barınma, sağlık, kıyafet, cep harçlığı, sosyal ve kültürel aktiviteler vs.) karşılanması için kullanılacak.

Bayram, dayanışma, toplum olma gibi konularda Darüşşafaka’nın misyonu hakkında neler söylemek istersiniz?

Yardımlaşma, dayanışma, paylaşma toplumumuzun genlerinde var olan değerlerdir. Aslında Darüşşafaka’da da toplumumuzun bu özelliklerinin en güzel simgelerinden biridir. Bir okul düşünün, 156 yıldır sadece toplumun her kesiminin bağışlarıyla hayata dezavantajla başlayan çocuklara eğitimle yeni bir hayat sağlıyor. Onlara şefkatli bir yuva oluyor.  Darüşşafaka, bu toplumda iyiliğin, paylaşmanın, dayanışmanın kurumsallaşmış halidir.

Darüşşafaka’nın kuruluş amacı nedir? Bu amaç doğrultusunda faaliyetleriniz nelerdir?

Darüşşafaka Cemiyeti, Osmanlı’nın ileri gelen devlet adamlarından Yusuf Ziya Paşa ve dört arkadaşı tarafından 1863’te kuruldu. Cemiyetimizin kuruluş hikâyesi hayli ilginçtir. Şöyle ki; Yusuf Ziya Paşa, her gün görevine giderken Kapalıçarşı’da çıraklık yapan gençlerin ve çocukların çarşı açılıncaya kadar kapı önlerinde boşu boşuna vakit geçirdiklerini görmekte ve aydın duyarlılığıyla bundan rahatsızlık duymaktadır. Bunun üzerine Yusuf Ziya Paşa, Kapalıçarşı’nın açılış saatine kadar çoğu okul yüzü görmemiş çıraklara, okuma-yazma ve matematik öğretmeye karar verir. Bu düşüncesini yakın arkadaşı Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Vidinli Tevfik Paşa ve Sakızlı Ahmet Paşa’ya açar. Fikir onlardan da destek görür. Böylece bu dört idealist insan, 1863’te Kapalıçarşı’nın çıraklarına eğitim vermek için Darüşşafaka Cemiyeti’ni kurar. O yıllarda sık sık yaşanan savaşlar pek çok çocuğu babasız bırakmıştır. Cemiyet üyeleri, bu toplumsal soruna duyarsız kalamaz ve babası hayatta olmayan, ailesinin maddi durumu yetersiz çocuklar için bir okul inşa etmeye karar verir. 1868’de de Sultan Abdülaziz’in yaptığı bağışla satın alınan Fatih’teki arsanın üzerine inşasına başlanılan okul, 1873’te parasız, yatılı ve özel statülü olarak kapılarını açar. O tarihten bu yana okulumuz, çağın en iyi eğitim olanaklarını, babası ya da annesi hayatta olmayan, maddi durumu yetersiz, yetenekli çocuklara sunuyor.

Bugün ülkemizin 74 ilinden 927 öğrenci, Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nda ortaokul birinci sınıftan başlayarak liseden mezun oluncaya kadar tam burslu, yatılı ve İngilizce eğitim alıyor. Biz de tüm gücümüzle onların en iyi koşullarda eğitim alabilmeleri için çalışıyoruz.

Eğitim sistemi ve fırsat eşitliği hakkında neler söylemek istersiniz?

Günümüzde olduğu gibi geçmişte de eğitim, insanlar arasında hep en önemli eşitleyici unsurdu. Tarih boyunca bu topraklar, toplumun en yoksul kesiminden gelip de yaşamı eğitimle değişmiş sayısız öyküye ev sahipliği yaptı ve yapmaya devam ediyor.

İşte Darüşşafaka, 1863 yılından bu yana tam da bunu gerçekleştiriyor. Bir bakıma eğitimin insanları eşitleyici yönüne bir model oluşturuyor ve de 156 yıldır hiç durmadan eğitimle değişen yaşam öyküleri yazıyor.

Elbette bilemeyiz, Darüşşafaka olmasaydı, Salih Zeki’nin yeteneğinin yoksulluğa yenilip yenilmeyeceğini ya da “Darüşşafaka olmasaydı, belki okur yazar bile olamazdım, şimdi yoktum,” diyen Aziz Nesin’in, okur yazar bile olup olmayacağını… Ama onların ve daha nicesinin yaşamını değiştiren, onları toplumun en yoksul kesiminden alıp, isimlerini tarihe yazdıran unsurun eğitim olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu nedenle eğitim geçmişte de günümüzde de gelecekte de toplumların kaderini belirleyen en önemli faktör olmuştur ve olacaktır.

Darüşşafaka sana ne kazandırdı?

Sahip olduğum her şeyi… Benim yolumu açan Darüşşafaka’da aldığım nitelikli eğitimdir. Orada aldığım eğitim neticesinde Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri olan Boğaziçi’ne girdim. Sonrası da geldi zaten… Dünyanın en güzel dostlarını kazandırdı bana Darüşşafaka… Ama hepsinden önemlisi iyi insan olmanın ne kadar değerli olduğunu öğretti. Hayatım boyunca hiç tanımadığım ya da beni hiç tanımayan insanların bağışları sayesinde Darüşşafaka’da okuduğumu unutmadım, unutamam da… Her zaman o iyi insanlara layık olabilmeye ve Darüşşafaka’nın hep öğütlediği gibi ülkemizi, toplumumuza karşı görev ve sorumluluklarımın bilince hareket etme gayreti içinde oldum.

“İyi insan olmanın değeri” özellikle bu kavram beni etkiledi, eğitimde birçok okulda “başarılı”, “tuttuğunu koparan”, “özgüvenli” vb. özellikler vurgulanırken  Darüşşafaka toplumda iyiliğin, paylaşmanın ve dayanışmanın önemli olduğunu savunuyor. Üniversitedeki Darüşşafakalı arkadaşlarımın aydınlık yüzleri geldi gözlerimin önüne, hep olumlu, gülümseyen, sakin ve birbirleri ile sıkı bağlarla bağlı gençlerdi.  

İyi bir şeyler yapmak için, önce iyilere inanmak gerekir der Goethe. Kaotik bir dönem bu yaşadığımız, bu yaz okuduğumuz Güney gotiği öyküler gibi tekinsiz, güvenilmez, grotesk yaşamımız, çevremiz. O’connor öyküsünde gibi “iyi insan bulmak zor” diyoruz ama Darüşşafaka söyleşisi bana umut verdi. İyi insanları çoğaltmak elimizde diye düşünüyor ve bu tarz kurumları hep desteklemeliyiz diyorum.

Hayatı edebiyat kılan Pazartesi14 ekibinden herkese iyi bayramlar.

Işın Güner Tuzcular

1: Birikim dergisi

https://www.birikimdergisi.com/guncel-yazilar/1258/kurban-kan-can-ve-deri-uzerinden-surdurulen-bir-gelenek-ruya-nin-sonu-ekonominin-gercekligi#.XUw10JOhlhE

I.G.T / N.İ