Sekiz yıl önce NEYYA Atölye’ye ilk başladığım yıl okumuştuk Kasvetli Ev’i. İki arkadaşımla birlikte Nükhet Eren’in liderliğinde tüm yıl kitabın üzerinde çalışacak bir ekip kurmuş, çalışmalarımızı dönem sonunda arkadaşlarımıza sunmuştuk.

Küçük ve hevesli ekibimizin ilk toplantısına kitaptan bir sürü uzun alıntı ile gelmiş ve “Dickens öyle güzel yazmış ki daha güzel anlatamam ben!” diyerek açıklamaya çalışmıştım kendimi ekip arkadaşlarıma. Nükhet Hocamızın kitapla ilgili kendi değerlendirmemizi yapmamız, kendi bakış açımızla okumamız konusundaki anlatımı işe yaramış olmalı ki bir sonraki toplantıda kitaptaki olay örgüsünün etrafında şekillendiği ‘Jarndyce Jarndyce’a Karşı’ davasını bir canavar imgesi ile birleştirerek çalışmaya başlamıştım.

Kasvetli Ev, Charles Dickens’ın (1812-1870) olgunluk dönemi romanlarından. 1853 yılında basıldığında Dickens, içlerinde Oliver Twist ve “David Copperfield”ın da bulunduğu sekiz roman yayımlamış, çok başarılı geçen ilk Amerika turnesini gerçekleştirmiş, “Household Words” adlı haftalık bir dergi çıkaran, yazıları “The Examiner”, “The Daily News” gibi gazetelerde yayımlanan ünlü ve varlıklı bir edebiyatçı idi. Romanın Shakespeare’i olarak da anılan Dickens; romanlarındaki karakter zenginliği, sürükleyici dili, atmosfer yaratmadaki başarısı ve özellikle son dönem romanlarındaki kurgu yeteneği ile birlikte gerçekçi toplumsal eleştirileri ile de öne çıkmaktadır. 1700’lerin sonundan itibaren İngiltere’de başlayan sanayi devrimi işçi sınıfının doğuşuna yol açmıştı. Dickens, pek çok eserinde çok kötü koşullarda çalışmak zorunda kalan erkek, kadın ve çocuk işçilerin yoksul ve perişan hayatlarını, düzenin çarpıklığını ortaya koyan karakterler ve kurgular yaratmıştır. Dickens’ın çağdaşı Karl Marx (1818-1883), 1 Ağustos 1954’te “New York Tribune”de yayımlanan yazısında Dickens’tan övgüyle bahsediyor.

“Viktoryen dönemin büyük romancıları Dickens, Thackeray ve Bronte kardeşler, tüm politikacıların, siyaset yazarlarının ve ahlakçıların ortaya koyduğundan daha fazla siyasal ve sosyal gerçeği dünyaya duyurmuşlardır.” (1)

Kasvetli Ev romanında olay örgüsü bir dava etrafında şekillenir; ‘Jarndyce Jarndyce’a Karşı’. Neredeyse bu dava da romanın karakterlerinden biri gibidir. Tüm karakterleri birbirine bağlayan, tüm olayların etrafında geliştiği, kolları her yere uzanan, püskürttüğü alevler yıllardır ortalığı kasıp kavuran ‘Jarndyce Jarndyce’a Karşı’ davası romanın ejderhasıdır ve Charles Dickens’ın Kasvetli Ev’i karakterlerinin birer birer ejderha ile karşılaştıkları ve ona karşı verdikleri savaş boyunca kendi içlerindeki canavar ile yüzleştikleri bir destan gibidir. Kahramanlarımızın her biri bu yüzleşmeden değişerek çıkar. Kimi galiptir ejderha karşısında, kimi mağlup, ama hiçbiri aynı insan olarak dönmez evine, “Kasvetli Ev”e.

“Londra. Michaelmas dönemi daha yeni bitmiş ve Başyargıç Lincoln’s Inn Hall’de oturuyor. Amansız bir Kasım havası. Sanki sular dünya üzerinden henüz çekilmiş gibi, sokaklar çamur içinde; Holborn tepesine dev bir kertenkele gibi tırmanan on-on beş metre boyunda bir Megalosaurus görmek insanı şaşırtmayacak.” (2)

Böyle başladığı ilk bölümü bitirdiğinde Dickens, davanın konusunu hâlâ tam olarak bilmeyen okurunun aklına ve yüreğine ‘Jarndyce Jarndyce’a Karşı’ davasını daha geniş kapsamlı düşündüğümüzde ise “adalet” sistemini, nesiller boyunca sadece taraflarının değil, bir şekilde ucundan kıyısından dokunan herkesin hayatını mahveden doymak bilmez bir canavar, bitmeyen bir kötü talih ve romandaki kasvetin ana sebebi olarak ustaca yerleştirmiş bulunmaktadır. O kadar ustaca ki; neredeyse okur bu kötü talihe bulaşmamak için davanın konusunu bile merak etmemektedir.

Ejderha Asya’da orta yolu, dünyanın üzerine bina edildiği temellerden birini ve kudreti simgeler. Orta Çağ Avrupası’nda ise hemen hemen sadece olumsuz bir biçimde tasavvur edilir; dehşet saçan ve kötülük yapan iblisvari bir yaratık! Dickens’ın ejderhası da Orta Çağ Avrupası’nda algılandığı şekildedir.  Dava ve adalet sistemi bu niteliğini en çok, dükkânına ‘Chancery Mahkemesi’, kendisine de ‘Başyargıç’ denen Bay Krook’un dükkânında ortaya koyar. İnsan kemikleri, saçları, her türlü eski eşya, paçavra ve belgelerle dolu olan bu dükkân, Chancery Mahkemesi’nde boy gösteren ejderhanın gerçek ini gibidir. Bay Krook, kendisine postu için getirilen, ama öldürmeyip beslediği kedisi Lady Jane için şöyle der;

“Gördüğünüz gibi çok güzel bir postu var, ama ben yüzmedim! Şimdi diyeceksiniz ki Chancery’den aşağı kalmışsın! (3)

Tüylerimizi ürpertir Dickens! Bu dava, bu “adalet” sistemi eline düşenin derisini yüzen, kemiklerini tüküren bu ejderha, romanın en korkunç karakteri olarak karşımızdadır. Yoksulların, işçilerin, çocukların sefaletini, toplumun zengin ve yoksul kesimleri arasındaki amansız uçurumu anlatırken adalet sisteminin eleştirisini de ortaya koyar Dickens.

Kasvetli Ev romanında oldukça zengin bir dünya yaratan Dickens, çok sayıda karaktere yer vermiştir.  Dickens üslubunun önemli özelliklerinden biri karakterlerini okuyucusunun gözünde canlandırarak adeta ete kemiğe büründürmesidir. Karakterlerin hemen hepsi, hatta ana konuyla doğrudan ilgisi olmayan karakterler bile -örneğin romandaki iki anlatıcıdan biri olan Esther’in bir arkadaşının müstakbel kayınpederi, dans okulu sahibi Mr. Turveydrop ya da Sir Leicester Dedlock’ın kâhyasının yıllardır görmediği oğlunun dostu Bagnet ailesi vbg.- dış görünüşleri, davranışları ve konuşmaları ile okuyucunun gözünde canlanacak detayda tasvir edilmiştir. Böylece Dickens okuyucuyu, toplumun her kesiminden, değişik kişiliklerdeki insanların oluşturduğu heyecanlı ve dikkat çekici bir dünyaya götürmektedir.

“Tanıdık şeylerin romantik tarafları üzerinde kasten durdum.” diyerek bitirir Charles Dickens Kasvetli Ev için yazdığı önsözü.  

“Olgun bir duvarın üzerine çakılmış paslı bir çivide yıllardır sallanan yırtık kumaş parçasını”, “Bay Turveydrop’un yukarıya doğru genişleyen uzun silindir şapkasını”, “Bay Snagsby’nin her biri ayrı bir anlama gelen öksürüklerini”, “ölmüş bir bebeğin üzerine örtülen işli mendili”, “sevgilinin el yazısını yıllar sonra tanımayı”, “sinsi Bay Tulkhinghorn’un ev-ofisinin tavanında on yıllardır önemli bir şeyi işaret edip bir türlü derdini anlatamayan Allegro”yu mu kastediyordu acaba?

Kırmızı Başlıklı Corona

(1) Bill Keach, A Writer for New Hard Times, SocialistWorker.org, 05.04.2012, web. 02.04.2020

(2) Charles Dickens, Kasvetli Ev, Yapı Kredi Yayınları, 2001, Çeviri: Aslı Biçen

(3) a.g.e