Dükkandaki küçük ekran televizyondan spiker, “Flaş haber!”dediğinde dikkat kesildi Osman Efendi. “Altmış Beş Yaş ve Üstü ile Kronik Rahatsızlığı Olanlara Sokağa Çıkma Yasağı Genelgesi.” Anladığı halde tereddütlüydü. Haberin detayını öğrenmek için kanalları bir bir değiştirdi. Dışarı fırlayıp etrafına bakındı, pencerede Cavidan Hanım’ı görünce telaşla genelgeden bahsetti. Yaşından ötürü yasaklı olacağını düşünemediğinden olanlara anlam veremedi. Sıkıntısını gizlese de, aklından ‘Ne yaparım?’ diye geçirdi.

“Türkiye’de ilk ölüm gerçekleşti.” Televizyondan üç gün önce alt yazıyla geçen bu sözleri görmüştü. Çin’den hızla yayılan korona virüsünün özellikle yaşlı ve kronik hastayı etkilediğini öğrendiğinde; dükkanın üst katında yalnız oturan Cavidan Hanım’a, “Biz ne virüsler gördük,” demişti. O da, “Büyük konuşma; virüs ülkemizde yeni görüldü, çok hızlı yayılıyor Osman Efendi,” dediğinde içeri girmişti sessizce. Dükkanının sahibiydi. Zaman zaman getirdiği çay hatırına “Osman Efendi,” demesine ses çıkarmazdı. Sayesinde lakabı olmuştu.

Oyuncakların tıka pasa dolu olduğu dükkânda hemen ellerini yıkadı ve ufak taburesini açıp köşeye sindi Osman Efendi. Anlamam dediği halde aldığı akıllı telefonundan son haberleri aradı. Virüs nedeniyle kafe ve çay bahçelerinin kapatıldığını, insanların maske taktığını, yaşlılardan kaçıldığını ayrıca yöneticilerin “Hayat eve sığar” ve “Evde kal” dediklerini daha dikkatli okudu. Kızı ve torunlarını düşündü. Önceden beri “Otur evinde baba, zaten yaşın geçti!” dediğinden, damadını hiç sevmemişti. Eşi ölünce de kızı yanımızda kal dediği halde tek odalı bir eve taşınmıştı. Yerinden kalktı ve oyuncakları silmeye başladı. Vitrindeki bebeğin yanına bir bebek daha koydu. Zürafa fotoğraflı pazılı ve bir logo kutusunu torunları için ayırdı. “Onları özledim, okul öncesi zekaları gelişir,” dedi. Cavidan Hanım’a aldığı biblo olan iki parça kuğunun kutusunu düzeltti. ‘Hediye paketi yapayım’ derken evindeki vitrinde hayal etti bir an. Günlerce kendisine veremediğini düşündü. Çay getirdiğinde verecekti artık, ‘yanına kek te isterim,’ dedi. Kutuyu tutunca elleri titredi. Heyecanlanmıştı! Zaman geçmesin istedi. Yasak ise gece yirmi dörtte başlayacaktı. Terzi çıraklığı yaptığı günleri düşündü. Gözlerinde sıkıntı yaşayınca kırtasiyede çalışmaya başlamış ve bu dükkânı açabilmişti. Alışveriş merkezleri ve marketler açılınca işleri düşse de yaşayıp gidiyordu. Dükkânda, ufak lavabonun üzerindeki aynanın karşısına geçti. Gözlerine daha dikkatli baktı, beyaz kirpikleri hala çok uzundu. Yüzündeki karışıklıkları saymaya çalıştı ve üzerinde elini gezdirdi. Dükkânda evinden daha çok duruyordu. Hatta Cavidan Hanım’ı ailesinden daha çok görmüştü. Sosyal faaliyeti, eş dostun düğün ve cenazesine katılmaktı. Tiyatro, sinema alışkanlığı hiç olmamıştı. Erken kalktığından, akşam biraz televizyona bakar ve kendinden geçerdi. Bazen ‘Kahveye gitsem oyun, gezsem bir yer bilmem!’ derdi. Damadının “Otur evinde baba!” sözlerini hatırlayınca değersizleştirilerek bir köşeye atılıp sıkıştırıldığını ve sonunun geldiğini hissetmişti. Flaş haberi duyduğunda da aynı duyguyu yaşamıştı. Doksan dört krizini düşündü, “Bunca sıkıntıya karşın boşuna yaşıyoruz,” demişti. “Şimdi de işler kesat, virüs ve küresel ekonomik kriz var. Böyle zamanlarda kazananlar kaybedenleri gözden çıkarıyor,” dedi.

Cavidan Hanım çok daha iyi yerlerde yaşama imkânı olduğu halde sokağı bırakmadı. Kira gelirleri ona fazlasıyla yetiyordu. “Park, sahil yanı başımda hele ki çarşıyı dolaşmadan edemem!” dedi. Osman Efendi’den başka eski komşusu hiç kalmamıştı. İşyerleri binaların üst katına dahi açılıyordu. Geceleri barların gürültüsü olsa da memnundu halinden. Paşa soyundan geldiğini ve o kültürle yetiştiğini ima etmeden konuşması geçmezdi. Oğlu, “İşlerim yoğun,” deyip iki üç ayda bir ancak uğrardı. Gelini ve torunu gelmese her konuşmasında başlardı şikâyete. Her iş ona danışılarak yapılmalıydı. Bazen Osman Efendi’yi düşünür ‘Ben yalnız, o yalnız!’ derdi. Her geçen gün sevgisi arttı. Rüyasında, sahilde kol kola gezdiği anlar oldu. Oğlundan çekinmese teklifi, ‘beraber yaşayalım’ olacaktı. Dükkan kira rayicinin çok artmasına karşın bir gün bile ses etmedi. Osman Efendi ise ona “Çok karışır, konuşur ama ‘Osmanlı Kadın’,” derdi. Cavidan Hanım virüs konusu çıktığından beri haberleri basından takip etti. Sosyal medya hesapları açtı ve ‘Hayat eve sığar’ anlayışına muhaliflik etti. İşsizi, sokakta yatanı düşünmeli ayrıca “Salgın hastalık dikkate alınmalı,” dedi.

“Dükkânda mı yatacaksın?” Damadının sözlerini duyan Osman Efendi irkildi bir an. Kendini oturduğu yerden yazar kasaya daha da yaklaştırdı. Arkasından kızı göründü. “Baba seni götürmeye geldik,” dedi, “Torunların merak ediyor, oyuncak da getir dediler.” “Evde duramam!” deyip sokağa fırladı Osman Efendi. O anda Cavidan Hanım’ın penceresinden oğlunun sesi geldi:“Bir saat sonra yasak başlayacak, gidelim!”  Cavidan Hanım odada kâh kalorifer yanına kâh pencereye gitti. “Anılarım var! Bu evde büyüdün sen!” dedi. Vitrindeki aile fotoğraflarına baktı, gözlerinin nemlendiğini sezince raftaki kâğıt mendile uzandı. “Sağlığım yerinde, Virüsü yaşlılar yaymıyor, sadece risk grubunda olan yaşlılar var, yasak herkese olmalı!” Duramadı fazla evde, çıktığındaysa karşısında Osman Efendi’yi gördü.

Herkes sokaktaydı. Cavidan Hanım’ın oğlu eşini görüntülü arayıp, “Görüyorsun durumu, dükkânı boşaltmasını istemiştim, şimdi ise baş başa vermiş, çekiştiriyorlar!” dedi.

Olduğu yerde döndü ve sesini duyurmak istedi,

“Hâlâ üç beş lira kira veriyor!”

Bu sözleri duyan Osman Efendi’nin kızı,

“Siz babama laf edeceğinize annenize bakın. Babamı ayarttığını görmüyorsunuz galiba!”

Damat, eşine arka çıkmak için ortaya atıldı,

“Babam size laf ettirmezdi. Terbiyesiz herif!”

Etrafındaki binalara bakındı,

“Annenizden başka aile kalmadı, bir de konuşuyorsunuz!”

Cavidan Hanım’ın oğlu söylenenleri hazmedemedi ve damadın üzerine atıldı. Ortalık karışınca insanlar daha da çoğaldı, her kafadan ses çıkıyordu.

Cavidan Hanım ve Osman Efendi neden oldukları kavgaya üzüldüler fakat taraf da olmadılar. Tedirginlik had safhadaydı. “Ne yapıyorsunuz?” sesleri yükselince, “Bizim dünyamız burası, gelmiyoruz!” dedi, Osman efendi. Ortalıkta bir an sessizlik hakim oldu. Cavidan Hanım saati gösterdi ve “Benimle evlenir misin?” dedi. Şaşırmıştı Osman Efendi. Beklemediği alkışlar yükselince “Evet!” dedi ve kalabalığa baktı, “Ölüm de ne ki!”

Muhsin Başaldı