Refik Halid Karay, Memleket Hikayeleri, İnkılap Kitabevi, 2014,

Edebiyatımızın üretken yazarlarından Refik Halid Karay’ın (1888-1965) sadece iki tane öykü kitabı var. Yaşamının iki önemli olayı; biri Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde Anadolu’ya, diğeri Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında Lübnan ve Suriye’ye olmak üzere iki sürgün, bu öykü kitaplarının kaynağı olmuş. ‘Memleket Hikâyeleri’nde yer alan on beş kısa öykü ve ‘Gurbet Hikâyeleri’nde yer alan on dört kısa öykü ile Refik Halid sürgün olarak yaşadığı coğrafyalarda kimi zaman tanık olduğu, kimi zaman işittiği, belki kimi zaman da bizzat yaşadığı öyküleri okuyucu ile buluşturmuş.

1888 doğumlu Refik Halid, Galatasaray Sultânîsi ve Hukuk Mektebi’ne devam etmiş ancak her ikisini de bitirmeden terk etmiş.(1) Önce Maliye Nezareti’nde memurluk yapmış, 2.Meşrutiyet’in ilanından sonra gazetecilik yapmaya başlamış ve döneminin önemli yayınlarından Servet-i Fünun Dergisi ve Tercüman-ı Hakikat Gazetesi’nde yazıları yayımlanmış. Özellikle ‘Kalem’ ve ‘Cem’ mizah dergilerinde ‘Kirpi’ takma adıyla yazdığı siyasi mizah yazılarıyla dikkat çeken Refik Halid 1912 yılında Sinop’a sürgüne gönderilmiş. YYÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’nde yayımlanmış bir çalışmada bu sürgün şöyle tanımlanıyor.

“… özgürlük vaadiyle iktidara gelen İttihat ve Terakki bekleneni verememiş; cemiyetin icraatları, Karay’ın yazılarından nasibini almıştır. Yazar, geniş dünya algısı ve yazar bilinciyle sadece hükûmeti değil, devletin çöküş sürecini, sosyal hayattaki çarpılıkları, kurumlardaki çözülmeleri yermiş, dile hâkimiyeti ve mizah gücü sayesinde geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Bu başarının bedeli de sürgüne gönderilmek olmuştur.” (2)

Eserlerinde her zaman kendini gösteren mizah duygusu sürgün günlerinde bile Refik Halid’le beraberdir. Arkadaşı Yakup Kadri’ye gönderdiği mektupta Sinop’taki durumu şöyle anlatır.

“Bunların çoğu buraya neden getirildiklerini bilmiyor ve gülünç bir şaşkınlık içindedir. Fakat, bana bunlardan daha gülünç görünenler, sanki, birtakım hürriyet kahramanlarıymış gibi böbürlene böbürlene dolaşanlar, ya da sırlarını ele vermekten sakınan ihtilalciler gibi köşe bucaklara çekilip tehlikeli tavırlar alarak sinsi sinsi oturanlardır. Bana gelince –nasıl anlatayım bilmem- kendimi karışık bir melodramda bir kalebent (3) rolü almaya zorlanmış acemi bir aktöre benzetiyorum.” (4)

Refik Halid’in Sinop’tan Çorum’a, oradan Ankara’ya ve en sonunda da Bilecik’e gönderildiği bu ilk sürgün hayatı beş yıl sürer. 1917’de İstanbul’a kavuşan Refik Halid, sürgün hayatında biriktirdiği Anadolu hikâyelerini 1919 yılında ‘Memleket Hikâyeleri’ başlığı ile yayımlar ve edebiyatımıza Anadolu hikâyelerini ilk kez sokan yazarlardan biri olur. İmparatorluğun son zamanlarında Anadolu bambaşka bir dram yaşamaktadır. Yoksul köyler, tutucu kasabalar, tembel ve çıkarcı memurlar, keyif düşkünü zenginler, sömüren patronlar ve din adamları ve bir lokma ekmek peşinde ruhen, bedenen yok olup giden kadınlar, erkekler, çocuklar… Refik Halid Karay’ın mizahi üslubuna, etkileyici ve özgün betimlemelerine rağmen kocaman bir “Memleketin hali fena!”  destanıdır sanki kitap. ‘Memleket Hikâyeleri’nin en çok bilinen öyküsü 1974 yılında Ömer Kavur yönetmenliğinde filme de çekilen ‘Yatık Emine’dir. Öykünün sonundaki soğuk gecede buz kesen sadece Emine’nin vücudu değil Refik Halid’in sade ve güçlü kelimeleriyle okuyucuya çarpıcı bir biçimde aktarmayı başardığı “insanlık” denen muammanın tüm dünyasıdır.

Refik Halid’in sürgünden İstanbul’a dönüşünden iki yıl sonra Anadolu’da Milli Mücadele başladı. Refik Halid bu sırada Posta ve Telgraf Umum Müdürü idi ve Anadolu Hareketi ile İstanbul Hükümeti arasındaki bir telgraf krizi sırasında hükümet tarafını tutması, ilerleyen yıllarda yazılarında da açıkça dile getireceği Milli Mücadele’ye olan inançsızlığının belki de ilk işaretiydi. 1922 yılında çıkarmaya başladığı ‘Aydede’ mizah dergisinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Ankara Hükümeti’ni sert şekilde eleştirmiş Refik Halid. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması üzerine de 1922’de Beyrut’a kaçmış, böylece Refik Halid’in on beş yıl sürecek ikinci sürgün hayatı başlamıştır.  Lozan Antlaşması sonrasında da T.C. İçişleri Bakanlığı’nın 150’likler listesine dahil edilerek ülkeye girişi yasaklanmıştır. ‘Gurbet Hikâyeleri’, Beyrut, Hatay ve Halep’te geçen bu ikinci sürgünün ortaya çıkardığı öykü kitabıdır. 

‘Gurbet Hikâyeleri’ndeki ‘Zincir’ öyküsü şöyle başlar.

“İşsiz güçsüz kaldığım gurbet ellerinde köşe pencerem, kendimce Abdülhak Hamid’in “Kürsi-i temaşası” yerine geçerdi.”

Refik Halid’in bahsettiği, Abdülhak Hamit Tarhan’ın ‘Kürsi-i İstiğrak/Kendinden Geçme Yeri’ adlı şiiridir. Yalnızlığı, can sıkıntısını, hasreti ve yabancılığı en derin halleriyle deneyimlediği sürgün yıllarında “Bu ilkel teleskobun önüne geçip insanlarla hayvanları inceleme en hoşlandığım eğlencelerin başında gelir.” dediği penceresinde, bu kendinden geçme yerinde kızgın ve tekinsiz Arap çöllerinden, İngiliz casuslarına, imparatorluk devrinin artık geçmişte kalmış askerlik anılarından yüzün yarısını kemirip deşen Hadramut çıbanlarına hatta Sibirya’nın karlı düzlüklerine kadar pek çok gözlemini öyküleştirmiş Refik Halid.

Bu ikinci sürgün yaşamı ne şekilde Atatürk’ün eline geçtiği bilinmeyen yazarın ‘Deli’ isimli bir komedisi vesilesiyle son bulmuş. “Çocuklar,” demiş Atatürk bir akşam sofrada, “Size bu akşam doyum olmaz bir ‘ziyafet-i edebiye çekeceğim,” ve elinde tuttuğu kitabı göstererek “Bu Refik Halid’in, yirmi yıllık akıl hastasının, şuuru yerine gelip kendini baştan aşağı değişmiş bir Türkiye içinde bulunca, tekrar delirişini gösteren bir tiyatro piyesidir.” Gözlüğünü takarak bizzat kendisi okumaya başlamış. Atatürk kahkahalar içinde kitabı sofradakilere okuyup bitirmiş. “Yazık oldu şuna!” diye söylenmiş ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya dönerek “Ne yapacaksak yapalım, onun bir an evvel memlekete dönmesinin çaresine bakalım,” (5) demiş ve böylece Refik Halid’in 1938 yılında Meclis’ten geçen “150’lilikler Affı” kapsamında yurda dönüşünü sağlayacak süreç başlamış.

Değişik dönemlerdeki coğrafyalarında bu memleketi ve insanlarını tüm yönleriyle göz önüne seren eserlerin yazarı Refik Halid’in her zaman öne çıkan mizahi üslubuyla hayatını özetlediğini düşündüğüm sözüyle bitirmek istiyorum yazımı.

“Ben olana, olmuşa, olacağa muhalifim.”

Kırmızı Başlıklı Corona

(1) Galatasaray Sultânîsi diplomasını dışarıdan girdiği sınav sonucu almıştır.

(2) Sevda Arslan, “Kirpi ve Kehribar Tarak Refik Halid Karay’ın Mizah Yazılarında Kadınlık ve Sosyal Hayatta Kadın”, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Özel Sayı-2, 2017

(3) Kalebent: Bir kaleye kapatılma cezası almış kimse

(4) “Sürgünlerdeki Kirpi: Refik Halid Karay”, Üzeyir Karahasanoğlu, http://sokagimda.blogspot.com/, 2013, Web.:26.04.2020

(5) Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, İletişim Yayınları, 2015