Ona yüz yüze konuşmamızı ben teklif etmiştim. Kanımca benim duygusal çözümlemelerimi dinlemeye pek bir hevesli, her ne kadar hödüğün teki olsa da beni şaşırtan birkaç duygusal anına takılıp kalmışım işte. Bir an bile cümlelerimi kesmeden beynimin akışına izin verecek, bulduğum çözümler sayesinde ikimiz de varoluşsal sevgi dolu gerçekliğimize dönüşerek, bu fazlasıyla can sıkıcı ve -bulunduğumuz toplum göz önüne alındığında gurur kırıcı- meseleyi artık sonuçlandırarak, işin noktalanması anlamına gelen keyifli ve sıcak yudumlara bırakacaktık kendimizi. Ne gezer… Karşımda sinirli sinirli gezinirken ne bende ne de kendinde, en önemlisi de sağduyu adına bir şey bırakmamıştı geriye. Yine yerinden fırladı, çay ılık nefesini dördüncü kez bıkkın bir serzenişle bekletti fincanında.

O ne kadar tedirginse ben o kadar mantıklı, önerilerimle araya girecek bir boşluk arıyordum. Bir girebilsem gerisi su gibi akacaktı zaten, bulduğum çözüm onu büyüleyecekti. Ama kendi içi ve kendi dışıyla konuşmaktan beni görmüyordu bile.

Şu anda başka şeyleri de yeniden fark ediyordum, akrabaydık ama hiç birbirimize benzemiyorduk. En azından ben sarışındım o esmer;  o şişman ve hımbıldı, ben zayıf ve kaslı.

-Böyle bir şey nasıl olabilir, aklım almıyor!

Tam şuracıkta konuya girip, “Senin aklın…” diyebilirdim ama hiç nefes almadan devam etti.

-Ona söylemiştim,

Artık beynim otomatik cevaplar vermeye başlamıştı, “Sen söylemiştin.”

-Demiştim ki…

Valla hiç merak etmiyorum, kesin o da etmemiştir.

-Bu olayın mantıklı çözümü…

Mantık: Akıl yürütme, düşüncede doğruluk, düzgünlük, tutarlılık. Aristo muydu? Temeli, Skolastik düşünce bu muydu, yok karıştırıyorum, yok buydu!  Hatta Farabi, İbn-i Sina, birisi daha vardı kimdi, kimdi?

Offf konunun bir kısmını kaçırdım, beni dinlemiyor zaten “Üçüncü isim neydi?”

-Sen de hiçbir şey söylemiyorsun birader. Hep böyleydin, sessiz… Dışarıda senin bilmediğin bir dünya var.

R ile başlıyordu ama, bildiğimiz bir isim değildi; Rasi, Radi

-Toparla artık kendini… Bak bana! Evet, doğru dürüst okumadım ama her şeyi yaşayarak öğrendim. Hayat kitaplarda yazıldığı gibi değil.

Çaktırmadan telefonuma bakmam lazım, neymiş? Ah evet Razi, tamam Razi’ydi yaa… Raziye, Razi’den mi türemiş acaba?

-Nerede kalmıştım… Hem kitapları ben de bilirim. Neydi romanın ismi? Madam Bıragory.

-Madam Bovary abi.

-Ben okumadım ama duymuştum yazar bir arkadaştan, adam kahvede iki defa okeyi üst üste yiyince dili çözülüp anlatmıştı laf olsun diye, esaslı karıymış -Onun gibi bu kız… Anan, baban böyle değildi.

Yedi kat genler var abi; atalar, kozmik bağlar… Biz bu dünyaya…

-Sen bu dünyaya uyuz uyuz oturmaya gelmişsin. Kalk bir hareketlen…

Yok, abi ben ataları çözmeye çalışıyorum, satranç oynar gibi birçok hamleden  sağıtılmış tek doğru olmalı.

-Çocukları var, kocası var.

Abicim görsel bunlar, bunlarla mutlu olmayı öğrettiler bize. Mutlu muydu, Sordun mu?

-Bak bana,

Nolur bakmayım artık.

-Kendim bulmadım yengeni ama hep sahip çıktım evliliğimize, ötesi benim özel hayatım artık.

İyi halt ettin; kadın ölesiye mutsuz ama biliyor musun âşık sana, bu kadar öküz olsan da.

-Ağzından bir saattir tek kelime çıkmadı, uyuzsun oğlum sen uyuz. Kardeşin değil mi, tut kolundan getir! Ben olsam ibreti âlem için…

Tam da ibretlik adamsın ya, açtırma şimdi ağzımı.

-Mutsuzdu kardeşim, ağladığı geceleri ben bilirim.

Aaaa konuştum, gerçekten konuştum mu yoksa içimin yankılanması mı duyduğum?

Sanırım gerçekten konuştum, kendisiyle yaptığı monolog kesilince şaşkın şaşkın bana bakıyor.

Mutlu olduğu gecelerde var mıydı acaba? Bak şimdi kendimle çeliştim.

Ama başladım artık duramıyorum,

-Kollarıma sızan gözyaşları… Acıtıyordu o adam onu, anladım ama iyice anlamaya çalışıyorum. Sana onun kellesini getiremem, ne yapmalıyım bilmiyorum, anlatmadı bana da. Demek ki bana da güvenmedi, sizin yüzünüzden peşine düşerim diye korktu, oysa anlardım, dinlerdim daha çok tanırdım. Onu ben bulup bu konuyu onu mutlu edecek şekilde ben halletmek istiyorum, bunu çözmek bana düşer.

-Bulduk onu, dedi.

Kanım donmuştu,

-Arkadaşlar bir güzel benzettiler.

Benzetme: Argo kelime; yani?

-Kolundan yakaladığımız gibi getirdik; attık çocuklarının önüne, ananız gibi orospu olmayın dedik gözlerine baka, baka. Bu ona ders olsun!

Kardeşim güzel kardeşim, bakmaya kıyamadığım, içli, zarif kardeşim.

“Siz ne yaptınız abi!” dedim, çıldırmış gibiydim. Onu alıp biraz sürükledikten sonra bütün gücümle çarptım duvara. Benim gibi bir uyuzdan aslan parçası beklemiyordu. Bir saniye kadar zihnim havada asılı kaldı, dev bir kütüphanede monitöre yazdığım aslan kelimesinin tüm anlamlarını taradım. Aslan: 1- Kedigillerden, Afrika’da yaşayan, koyu sarı renkli, erkeğinin boynunda yele bulanan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli hayvan. 2-Gürbüz ve yiğit, yürekli kimse.

 Evet, şimdi aslandım!

Anlamım nihayet kelimeyi doldurmuştu.

Tam onu yere indirici hamleyi yapacakken bu kez memelere takıldım, bir erkek olarak benim memelerimin anlamı  neydi?  Bir anlamı olmalıydı… İnternetin bile anlamlı memeleri vardı, IM ( internet memes) offffffffffff

İSİS

Razî: razı

Razı: Kabul eden, yeterli sayan, uygun bulan

Benimseyen, isteyen

Şaheser Yılmaz