1896- 1953

“Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye”

Yukarıdaki nakaratı hepimiz biliriz. Hayatımızda pek çok kez duymuş ya da bizzat ifade etmişizdir. Bu nakarat dilimize yerleşmiş, neredeyse atasözü olmuştur. Çoğu atasözünü ilk kimin söylediğini bilemeyiz ama yukarıdaki cümlenin mucidi Namdar Rahmi Karatay’dır.

Kendisinin hayatına “derin bir bakış” yapmadan bu şiirinden iki dörtlük koyalım araya:

Başta kavak yelleri estiği günler hani?
Umduğumuz neşeler, şerefler, ünler hani?
Beklenilen alaylı, şanlı düğünler hani?

Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye,
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye!

Tam ismi Mehmet Namdar Şehab Rahmi Karatay’dır. Namdar Rahmi, Babası Mehmet Rahmi’nin evkafta (Osmanlı döneminde vakıf işlerini yürüten devlet dairesi) müdür olarak görev yaptığı Kütahya’da, 1896’nın 24 Kasım’ında dünyaya gelir. O yıllarda ülke ve dünya yeni olaylara gebedir. Onlarca yıldır süren savaşlarla, kaybedilen topraklarla yorgun ve bitap düşmüş ve çatırdayan imparatorlukta, 1908’de anayasa ilan edilecek, bir yıl sonra da II. Abdülhamit’in uzun süren rejimi sona erecektir. O sürgüne giderken Birinci Dünya Savaşı’na giden yol da artık açılmıştır. Büyük savaş, ardından Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı ile gelen genç Cumhuriyet. İşte Namdar Rahmi’nin hayat çizgisini belirleyen tarihsel koşullar kısaca bunlardı.

Namdar Rahmi aslen Konyalı olan köklü bir aileden gelmektedir. Kendisinin anlatımıyla:

  “Adım Mehmet, mahlâsım Namdar Şehab, Fettahzade lâkabımızdır. Pederim cihetinden Deraliye’demedfun Şeyh Vefa hazretlerine mensubuz. Babam uzun müddet evkaf  memuriyetiyle Konya, Aydın, Karahisarısahip ve Kütahya’da bulunmuş olup el-yevm ziraatle meşgûldür. İsmi Mehmet Rahmidir.”

Baba Mehmet Rahmi, emekli olduktan sonra yaşadığı Konya’da 1919’da ölür. Babasının ilk eşi Asiye Hanım’dan Mehmet Emin Vefa isminde bir oğlu daha vardır. Namdar Rahmi’nin annesi Hanife Hanım’dır. Kendisinden üç yaş küçük Sadrettin Karatay ve Fatma Nigâr isimli bir kız kardeşi vardır.

Namdar Rahmi’nin yaşamında öğretmenlik ve edebiyat çok önemli bir yer tutar, bir de kendisini derinden etkileyecek hayal kırıklıkları.

İlk ve ortaokulu, babasının görev yaptığı Kütahya’da tamamlayan Namdar Rahmi, liseye Kütahya’da başlar son iki yılını asli vatanım dediği Konya’da 1912’de tamamlar. Liseden hemen sonra Hukuk okuluna kayıt yaptırsa da bir yıl devam eder ve bırakır. Ardından Fransız Mektebi’ne devam eden Namdar Rahmi, Konya Darül-Mualliminin açtığı sınava girerek öğretmenlik yapma sertifikasını alır.

Eğitim ve Edebiyat

1914’te Konya Numune Mektebi’nde ve Konya Sille Köyü Füyuzat Mektebi’nde öğretmen vekilliği ile meslek hayatına başlayan Namdar Rahmi’nin, ilk asil öğretmenliği Karahisarısahip İdadisi’ndedir. 1915-1917 arasında iki yıl bu okulda altı yüz kuruş maaşla ders verir. Ayrıca 1917-1920 yıllarında Konya’da Ocak dergisini çıkarır.

Namdar Rahmi’nin meslek hayatında çok kısa süreli memuriyetlere de rastlanır. Büyük Millet Meclisi’nin açılışından iki ay sonra Ankara’ya gider ve haziran ağustos ayları arasında Orta Tedrisat Başkatipliği yapar. Ardından Konya’ya dönerek yine Orta Tedrisat Başkatipliği’nde mümeyyiz olarak çaışır. Bu da iki ay sürer. Anlaşılan Namdar Rahmi memuriyetten hazzetmemekte, gönlü öğretmenliktedir.

Namdar Rahmi’nin edebiyatla olan ilişkisi lise (idadi) yıllarında başlar. II. Meşrutiyet’in hareketli ve bereketli ikliminde, Namdar Rahmi Edebiyat’ı Cedide akımından ve Tevfik Fikret’ten etkilenir. Nitekim uzun yıllar sonra kaleme aldığı hiciv ve mizahi şiirlerinde Fikret’in etkileri gözlenmektedir. O dönemde gazeller ve mesneviler yazdığını anlatır. İki arkadaşı onun edebiyat dünyasında yer almasında büyük rol oynar. Üst sınıftan Naci Fikret (Baştak) ve bir alt sınıftan Ali Ragıp. O yılları kendisinin ağzından dinleyelim:

  “Orada, daha idadide iken çıkardıkları Ufk-u Âti adlı mecmuada gördüğüm “Mudhike-i nisaiyet” başlıklı yazısıyla dikkatimi çekmiş olan Naci Fikret’le arkadaş olmuştuk. Bunlar idadide bizden bir sınıf yukarıda idiler. Meğer bu genç, benim yazılarından tanıdığımdan çok derin, hudutsuz bir umman imiş. Ona olan hayranlığım gün geçtikçe artıyordu. Bu hayranlığım onun ölümüne kadar artarak sürdü. Bir de bizden bir sınıf aşağı Ali Ragıp vardı ki, şiir alanından bir harika idi, yalnız o divan edebiyatının şaheser örneklerini veriyordu. Bu iki arkadaş bana iki kanad olmuşlardı.

Namdar Rahmi, Konya Lisesi son sınıftayken ilk şiirleri, çoğunlukla öğrencilerin yazdığı bir dergi olan Şehab’ta yayınlanır. Şehab’ın 30 Mart 1912 tarihli ilk sayısında Namdar Rahmi’nin “Hayat Yolunda” başlıklı şiiri basılır. Bu kendisinin yayınlanan ilk şiiri olması nedeniyle önemlidir.

Gazeteler arasında ise Babalık (Konya) ve diğer dergiler arasında da Konya’da yakın dostu Naci Fikret (Baştak) tarafından çıkarılan Yeni Fikir, Ahibabazade Nâzım (Ekren) tarafında çıkarılan Resimli Zaman (9 Mayıs 1925- 26 Aralık 1933), Balarısı (15 Kasım 1929)[21], AsieMineur (1 Octobre 1929)[22], Sadeddin Nüzhet (Ergun) tarafından çıkarılan Kervan (1929), Eyüp Hamdi tarafından çıkarılan Terbiye Postası, Mehmet Muhlis (Koner) tarafından çıkarılan Selçuk (1934), Afyonkarahisar’ında Nur (Afyonkarahisar, 1924-1928), Konya (1944), Ankara’da çıkan Anadolu Terbiye Mecmuası (1922),Gerçek Yolu (1943), Ar (1943) ve İstanbul’da basılan Millî Mecmua’da (1925) bulunmaktadır. Bu meyanda Karatay imzasıyla Türk Yurdu dergisinde (1914) basılan şiirlerin de kendisine ait olduğunu tahmin etmek zor değildir. Bursa’da iken Bursa vilâyet gazetesinde (1933) ve bilhassa halkevi dergisi Uludağ’da (1935-1944) yazılar yazmıştır.

Paris

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Namdar Rahmi’nin hayatında önemli gelişmeler ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir dönem başlar. 1925 yılının mart ayında bir grup öğrenci eğitim için Paris’e gönderilir. Bu öğrenciler arasında Namdar Rahmi’de vardır. Bu grup içinde Namdar Rahmi’nin dışında Konya’dan okul arkadaşı Naci Fikret (Baştak), Cemil Sena (Ongun), Vildan Aşir, Suad Hayri (Ürgüplü), ve Burhan Ümit (Toprak) vardır.

Paris’te üç yıl psikoloji eğitimi alan Namdar Rahmi, diplomasını aldıktan sonra Türkiye’ye geri çağrılır. 1928 Temmuz’unda Geri dönen Namdar Rahmi, memleketi Konya’ya giderek Konya Erkek Lisesi’nde felsefe ve sosyoloji dersleri vermeye başlar.

İlk hayal kırıklığı

Lisedeki görevine başlamasından bir yıl sonra arkadaşı Şekuri tarafından çıkarılan “Balarısı” adlı dergiye yazı vermeye başlamıştır. Ancak derginin son sayısı tanıdık bir gerekçeyle, ahlaka mugayyir bulunarak toplatılır ve her ikisinin de işine son verilir. Büyük bir sarsıntı yaşayan Namdar Rahmiyi, tekrar mesleğine dönebilmek için zorlu bir süreç beklemektedir. Aşındırmadık merdiven, çalmadık kapı bırakmaz. Son çare olarak Ankara’ya gider, ancak herkes kendisinden yüz çevirmiştir. Ankara’da görüşmeyi başardığı eski meclis başkanı Musa Kazım Bey, artık öğretmenlikten vazgeçmesi gerektiğini söyler ve kendisine Ziraat Bankası Neşriyat (Yayımcılık)  Müdürlüğü’nde bir iş bulacağını söyler. Aynı günlerde evinde misafir olarak kaldığı akrabası Evkaf Umum Müdürü Niyazi Bey’in evine milletvekili Cemal Hüsnü Bey’den kendisine randevu alındığı haberi gelir. Ertesi gün kendisini kabul eden Cemal Hüsnü Bey’in yanında Talim ve Terbiye Reisi Mehmet Emin Bey de vardır. Görüşmeden sonra Namdar Rahmi, “Hükümetin siyasetini anladın ya, artık bir daha etliye sütleye karışmayacaksın” nasihatıyla birlikte vekaleten Yüksek Ögretim Şube Müdürlüğü’ne atanır.

Ama tahmin edersiniz ki, Namdar Rahmi’nin gönlünde yatan aslan yine de öğretmenliktir. Uzun uğraşlar ve yine aşındırılan kapı tokmaklarından sonra güç bela, şube müdürlüğü yerine öğretmenlik tercihine biraz da şaşılarak, Afyon Ortaokuluna öğretmen olarak tayini çıkarılır. Buradan on iki yıl görev yapacağı Bursa Erkek Lisesi’ne felsefe öğretmeni olarak gider. En uzun öğretmenlik dönemi Bursa’da geçecektir. Bursa’daki yıllarında şehrin kültür hayatının tanınan bir siması haline gelen Namdar Rahmi, Halkevi çatısı altında önemli kültürel çalışmalara imza atar.

Büyük mutlulğu ve ikinci hayal kırıklığı

Namdar Rahmi,  Bursa’da görevdeyken önemli bir olay yaşar. Dolmabahçe Sarayı’nda, Atatürk’ün huzurunda toplanan Birinci Türk Dili Kurultayına Samih Rıfat’ın teklifiyle katılır. Burada yaptığı konuşma çok beğenilir. Ancak bu kurultay sonrasında yaşadıkları da hayatının ikinci büyük hayal kırıklığı olur. İkinci Kurultaya (8 Mart 1933) özellikle davet edilmez. Bu olay kendisini derinden yaralar. Çünkü yıllar sonra bu acıyı hala hatırlaması bunu göstermektedir.

1933’te kaleme aldığı şiirlerinde, ikiyüzlü aydınları, devlet ve makam meraklısı ve hatta mevki esiri kalem erbabını hicvetmiş, diğer bir ifadeyle tiye almıştır. Bu dönemde yazdığı şiirler toplum içinde yayılmış, hatta bazı dörtlükler levha halinde duvarlara asılmıştır.


Oğul sana bir öğüt vereyim, dinle beni,
Ağzını açma sakın açarsan aç keseni,
En candan bildiklerin tefe koyarlar seni,

Birer birer denedik olgununu toyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu.


El oğlunu bilmezsin, o ne hin oğlu hindir
,
Pamuk gibi görünür, granitten çetindir,
Arkandan kuyu kazar, dibi yoktur, derindir,


Açılma el oğluna anlamadan soyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu


Senin aybını arar el oğlu bir iş gibi,
Arkanda dolaşırlar sanki müfettiş gibi,
Bırakırlar ortada seni bir ibiş gibi,


Öğretirler dünyanın körfezini koyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu.

Son Yıllar

Namdar Rahmi’nin koşuşturmalarla geçen yılların ardından sağlığı bozulmaya başlamıştır. 1942 yılında Bursa’dan tekrar Ankara’ya dönen Namdar Rahmi’nin Gazi Terbiye Enstitüsü’nde beş yıl süre ile edebiyat öğretmenliği yapar. Bu onun ikinci en uzun görevidir.

1947’de İstanbul’da Erkek Öğretmen Okulu Türkçe öğretmenliğine atanan Namdar Rahmi’nin sağlığı giderek bozulur. Bir ve altı aylık raporların ardından Çapa Erkek Lisesi’ne buradan da Pertevniyal Lisesi’ne nakil olur. Fakat sağlığı artık çok sevdiği öğretmenliği yapmasına engeldir. 1950 yılının Ekim ayında sağlık durumu nedeniyle Fatih Millet Kütüphanesi’ne nakil olur. Ancak burada da iki yıl dayanabilir. 20 Ocak 1952 senesinde emeklilik dilekçesini veren Namdar Rahmi, son günlerini geçireceği İzmir’e yerleşir. 26 Ağustos 1953’te 57 yaşında hayata veda eder.

Namdar Rahmi özel hayatında iyi bir aile babası portresi çizer. Fatma Süeda hanımla evliliğinden Ali Başak (1941) ve Zehra Yeşim (1943) isimli iki çocuğu vardır. Eşi Fatma Süeda hanım 1909’da doğduğu İzmir’de 1995 yılında vefat etmiştir.

Kaynak: Türk Yurdu Dergisi- Ali Birinci, Ağustos 2012- Yıl 101- Sayı 300

Antoloji.com