Yirminci yüzyılda Postmodern felsefenin evrilmesiyle egemen dil düşüncesinde bir dönüşüm olmuştur. İdeal ve üniter bir dil anlayışının yerine, dilin içindeki çoğulcu yönleri gösteren düşünceler geçmiştir.  Her alanda üst anlatılara karşı çıkan Postmodernist düşünür ve sanatçılar  dünya üzerindeki dillerin değişken ve çok katmanlı doğasını anlamaya çalışmışlar,  modernist, kuralcı dillerin yerine, dilin değişkenlik gösteren bir toplumsal oyun ve kılgılar düzeni olduğu düşüncesini getirmişlerdir.

“Dilimin Sınırları dünyamın sınırlarıdır” diyen dil oyunları düşüncesiyle Wittgenstein, heteroglossia (çok dillilik/söylemlilik) düşüncesiyle de Bakhtin, dili değişmez bir yapı olarak gören ve onu tekil bir anlamda değerlendiren düşünürlere karşı çıkmışlardır.

Medeniyetler beşiği çok dilli çok kültürlü bir coğrafyanın insanlarıyız, bu coğrafyayı anlatan öyküler, yazılar yazıyoruz o nedenle de dil kavramı bizi çok ilgilendiriyor.

2004 yılında düzenlenen Ortadoğu Edebiyatı panelinde dil konusunda Sarkis Seropyan tam da Wittgenstein’ın meselelerinin altını çizmiş: Kürtler hep “Kürdün deniz görmüşüdür Lazlar” dese de Ermeni de bakın ne dermiş; “Ermeniler kendine Ermeni demez. Hay der. İşte Ermeni’nin Karadenizlisine de ‘Haylaz’ denir.” Seropyan, Anadolu’da dillerin etkileşimine ve ortak kullanımlarına da birkaç örnek vermiş; mesela Sümerler tarlaya “Adar” derler. Hint Avrupa dillerinde “Argos” olur ve Argos, Ermenice sabanın açtığı iz demektir.

Kültürler katman katman birleşip eserleri oluşturuyorlar, efsaneler, değişler, kahramanlar benzeşiyor, diller ve kültürler hem çok yakın hem çok uzak, “Kral Lusig ve Sedev Hovig” masalını  Dersim’den derlenmiş Seropyan “Ne Kürt, ne Ermeni, ne Alevi masalları kategorisine dahil edebildim” diye andığı bu eseri, anlatıcının ağzında Ermenilere özgü öğelerle bezenmiş olsa da muhtemelen ortak kültüre ait bir masal olduğunu belirtmiştir.

Bu ortak kültürü daha iyi anlamak için coğrafyamızdaki kültürleri incelemek gerekiyor.

2019 yazında Laz edebiyatı dosyası yayınlamıştık, şimdilerde ise Kürt, Ermeni edebiyatına bir pencere açmaya çalışacağız. Süryani, Tatar, Nogay, Çerkez, Arap, Yörük…pek çok başka kültür, dil ve edebiyata yansımasını da incelemek belki de ilerideki hedeflerimizden biri olabilir.

Terry Eagleton “Saussure Ferdinand’tan Wittgenstein’a oradan yirminci yüz yıl edebiyat kuramına varıncaya dek, dil devrimi denildiğinde, anlaşılması gereken anlam, dilin sadece iletişim aracı olmadığıdır: Dil düşünce üreten tek merkezdir demiştir. Biz de dilleri ve o dillerin oluşturduğu edebiyatları inceleyerek üretmeye devam edeceğiz.

Neyya Edebiyat