Berken Bereh

Edebiyat bir anlamda bir milletin günlüğüdür, onun geçmişinin, şimdisinin ve geleceğinin hikâyesini anlatır. ”der Gregory Jusdanis. Kürt edebiyatına-ister sözlü, ister yazılı olsun-baktığımızda tam da bunu doğrulayan bir gerçeklikle karşılaşırız. Özellikle de Kürt şiiri.  Edebiyatın-şiirin halkın yaşamında önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz.

Kürt yazılı edebiyatıın özellikle de şiirinin, (değişik görüşler öne sürülse de) dünyanın en eski edebi metinlerine sahip olduğu bilinmektedir. “Boraboz” adındaki bir Kürdün, –kuvvetle ihtimal bu ilk şiir metninin şairidir- mezar taşına şu mısralar yazılıdır;

Birlikte…

Birlikte geçen günleri özlüyorum

Hele sabah çıkıp gidişimizi

Seninle dağlara çıkar dolaşırdık

Birlikte söylerdik şarkılarımızı

Ben o dağların ruhundan öğrenmiştim

Ta yürekten candan söylemeyi

Hem dağlarda hem kırlarda hem sahralarda

El aman, medet aşkın elinden yani

İkimiz tekbir gönül olmuşken

Sonbahar gelip böyle ayırdı bizi

Ancak birlikte olunca küflenmez aşk

Ya bağır bir ses ver ya da uyu hadi

 Eldeki şiirin, aynı zamanda, bilinen ilk yazılı Kürtçe metindir. M. Ö. 330 yılında yazıldığı kesinleşen şiiri ve bugünkü Kürtçeyi karşılaştırdığımızda Kürtçenin büyük değişimler geçirmeden, günümüze kadar ulaşabildiğini görüyoruz. Boraboz’un mezar taşına işlenen bu şiir aynı zamanda Kürtlerin edebi söylemdeki ustalık ve imgesel yetkinliğine de tanık olursunuz.

Elbette bu kanıtlanmış bir gerçeklik olduğu için elimizdeki mevcut yazılı metin örneğinden yola çıkarak Kürt yazılı edebiyatının tarihi bu tarihe kadar dayandırılabilir. Keza 1950 yıllarında Güney Kürdistan Bölgesi, Süleymaniye şehrinin yakınlarında bulunan Şikefta Cêşanê’de Gorani (Hewramî) lehçesiyle kaleme alınmış bir metnin ceylan derisine yazıldığı belirtilmektedir. Bu şiirde İslam Ordularıyla karşılaşan Zerdeştî toplulukların yaşadıkları katliamlar anlatılmaktadır. (M. S. 7. yüzyıl);

Yakıldı Hurmizgan, söndü ateşgehler

Herkesten saklandı namlı büyükler

Zalim Araplar girdi ta Fırat’a dek

Köylerden tut da ta Şarezor’a dek

Esir alındı bütün kızlar ve kadınlar

Kendi kanında boğuldu özgür adamlar

Kimsesiz kaldı Zerdüşt’ün töresi, dini

Yüce Hürmüz affetmeyecek hiç birini

Bu olaydan sonra hızla islamiyetin etkisine giren Kürt coğrafyasında Yarsancı Goranlar islamiyete hep uzak kaldılar ve kendi dilleriyle (Kürtçe) düşündüler ve yazdılar. Yarsancıların aynı zamanda şair de olan pir ve uluları, dinlerinin inanç ve esaslarını halk şarkısı formunda şiirlerle anlatıyorlardı. Bu metinler aynı zamanda kayıt altına alındıkları için Kürt edebiyatının en önemli kaynakları olarak kabul edilmektedirler. Bu eserlerden bazıları; Serencam, Dewrey Balûl, Defterî Sawa, Kelamî Newroz…

İslamiyetin kabulüyle Kürt şiirinde görece bir değişim gözlemlense de Yarsancı Goranlar uzun zaman edebi merkez olarak kaldılar. Hemedan, Hewraman, Loristan ve Kîrmanşah bu döneme beşiklik ettiler. Maruf Xaznedar “Kürt Edebiyatı Goranî Lehçesi ve Ehl-i Hakka dayanır”derken bu gerçekliğe işaret eder. Kuşkusuz bu dönemin en kayda değer ve ünlü şairi Baba Tahirê Ûryan’dır;

“Bilmemek eksikliktir, öğrenmemek bunu tekrarlamaktır”

Kendi benliğinden , varlığından kurtulup; ilahi mutlak varlıkta var olmayı ıstıraplarının, acılarının, yersizliğinin tek çözümü olarak gören Baba Tahir Uryan, İran’ın Lûristan ve Hemedan bölgelerinde 940-1010 yılları arasında yaşamış, İran edebiyatının kurucusu olan bir derviş, bir şair ve bir Kürt filozoftur!. .

Kuşkusuz edebiyatta diğer kültür ögeleri gibi toplumsal ve siyasal gelişmeyle başat bir gelişme gösteririler. Bu anlamda Kürt Şiiri de genel toplumsal gelişim ve değişim doğrultusunda yön ve yatak değiştirmiştir. İslamiyetin kürt coğrafyasında kök salması ve siyasal otoritenin dinsel kurallara göre şekillenmesi beraberinde farklı otoriteler ve edebi merkezleri yaratmıştır. Daha önceleri Goranî lehçesi olan bu merkezler, farklı etkenlerle yerini Kurmanci Lehçesine ve merkez olarakta Botan’a bırkmıştır. Evdilsemedê Babek ile başlayan bu “ekol” Tasavvuf Şairi Melayê Cizerî, Doğa ve yoksulların şairi Feqiyê Teyran ile “kürt milliyetçiliğinin mimarı”Ehmedê Xanî ile doruğa çıkmıştır. Bütün bu farklılıklara rağmen, ancak modern şiir de rastladığımız “milliyetçilik” kimliği o dönemin en belirgin özelliği olmuştur. Dönem şairlerinde toplumsal yarar ile “milliyetçilik” at başı gitmiştir.

“Eğer inciden dizeler görmek istersen

Gel Mela’nın şiirine bak, Şiraziye ne hacet”

Melayê Cizîrî

Mela bu beyitle Kürtçeyi Farsça, Arapça, Türkçe gibi egemen dillerle karşılaştırır ve şairleriyle tartışmaya girer. Aynı zamanda Arap, Acem, Türk ve Moğol etkisine şiddetle karşı çıkar. Mela aynı zamanda çağdaşlarından farklı olara tassavufa farklı bir bakış açısı getirir. İslamiyet’in yanında diğer dinleri küçümsememiş, ilahi aşka inanan her kesi dost ve yaren bilmiş, esas aşkın kuralının da bu olması gerektiğini savunmuştur.

Kimi beyitlerinde Mela ilahi aşkı sadece bir dine aitmiş gibi göstermiyor. Her dinden insanın bu saf aşk yoluyla Allah’a kavuşabileceğini söylüyor. Üstelik tanrı ve kul arasında hiçbir canlının olamayacağını işaret ediyor. Bu nedenle de seyit, şêx, Pir, Rahip, v. b ünvanları reddediyor. Keza Feqiyê Teyran’ın Şêx’ê Sen’an ı buna örnektir.

Feqiyê Teyran’ın eserlerinde düşünsel, felsefi ve siyasal tespitlere rastlamaktayız. Dünyanın varoluşu, insanın varlık ve toplumsal yaşayış sorunlarına ilişkin belirlemelerinin yanında ölüm, aşk, sınıfsal çelişkiler gibi konulara değinen şiirlerini görmekteyiz. Çoğu zaman Eflatun, Sokrates gibi filozoflara atıfta bulunur ve onları kendi düşüncelerine dayanak yapar. Dönemin Avrupa’sında halk engizisyon mahkemelerinden inim inlerken Feqî “Yoksulların Ozanı, Göçmen, Dewran, Gelecekler” gibi şiirlerinde bu gün bile özlemini ve hayalini düşlediğimiz “hakça” bir düzenin gerekliliğini vurgular ve bunun için halkı mücadeleye çağırır. Çocuk haklarından, kadının eşitliğinden söz eder.

“Ez dengbêjim hatim vir a/Ben ozanım geldim buraya

heta hebin dengê mîra/ta yankılanırsa mirlerin sesi

ezê binivîsim ser kaxeta/yazıyorum kağıda

ne diçim dêra ne mizgefta”/ne kiliseye giderim ne camiye

Ehmedê Xani o çağın aristokratik modasına uymamış ve diğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Farsça değil, halk diliyle, kendi ana diliyle, Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatının öncülerinden biri olmuştur. Xani, derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti.

17. yy. da Kürdistan Osmanlılar ve acemler  arasında bölünmüştü. Bu ülkeler, büyük zorbalıklarla, Kürdistan’ı elde etmeye çalışmışlardı. Kürdü kürde vurdurtma politikaları, ortalıkta dolanıp duruyordu. Bu kötü durum, bu bozuk düzen, Şeyh Ehmedê Xani’nin üzerinde çok etkili oldu. Şeyh Ehmedê Xani kürtlerin birlik olmayışından yakınmaktaydı.

Ehmedê Xani yalnız yazar değildi. O aynı zamanda filozof ve politik bir şahsiyetti. O kendi zamanında Kürdistan’ın özgürleşmesi ve bağımsızlık için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Vatansever ve kendi ülkesinde olan zulümlere karşı yüreği yanan bir kişiydi. O tüm varlığını ülkesinin özgürleşmesi yoluna feda etmişti. “Mem û Zîn” bugün Kürt edebiyatının baş tacı olmuş ve güzelliğinden, değerliliğinden ötürü herkes için ölmeyen bir eser haline gelmiştir.

ger dê hebûya me îttîfaqek -eğer birlik, beraberlik içinde olsaydık

vêk ra bikira me înqiyadek- birbirimize uyup ittifakımızı kursaydık

tekmîlê dikir me dîn û dewlet -o zaman tamamlardık dini devleti

teshîlê dikir me îlm û hîkmet- elde edecektik hem ilmi hem hikmeti

Fransız İhtilali, öngördüğü insan hakları ve olumlu düşünceleriyle kısa zaman da bütün Avrupayı sarstı ve toplumsal, yasal, kültürel dönüşümlere neden oldu. Edebiyatta değişik ekollerin ortaya çıkmasına neden oldu. (Romantizm, realizm, naturalizm v. b). Bir çok halk kendi ulusal devletini kurdu ve bir statüye kavuştular. Elbette bu olumlu dalga kısa zamanda coğrafyamıza da ulaştı. Ehmedê Xanî ile başlayan “milliyetçilik”kimliği bu dalga ile kürt ulusal istemlerinin ivme kazanmasına neden oldu. 1858 yılında toprak alanında çıkarılan yeni yasa ve toprak reformu kurdistan da mirliklerin ve beyliklerin sonunu getirdi. Bu uygulamalar ve hızla gelişen toplumsal çalkalanmalar Kürt Şiirinde kendine önemli bir yer buldu. Şêx Rıza Talabanî bu uygulamalara karşı çıkan Babanların yenilgisini şu beyitle dile getirir;

Ke Ebdulla Paşa leşkerî waliy Siney şirr kird/Abdullah paşa Sine valisine başkaldırdığında

Riza ew weqtê ‘umrî pênc û şeş, tiflî debistan bû”/Rıza 5-6 yaşında okul çağında bir çocuktu

1898 de Kahire de “Kurdistan” gazetesi yayın hayatına başladı. Peşi sıra “Şark ve Kurdistan”, ”Kurd Teavun ve Terrakî”, ”Amîd-î Sevda”, ”Peyman”, ”Rojî Kurd”, ”Yekbûn”, Hetawî Kurd”, ”Kurdistan” û “Jîn yayınlandı. Bu yayınlardan da anlaşılıyorki Kürt edebiyatı-ki çoğunlukla şiirdir-hızla yaygınlaşmaya başlamıştır.

Modern anlamda şiir nüveleri Doğu Kurdistan’ da adına “Mukriyani Okulu” denilen gruptan çıkar. Başını Seyfi Qazî’nin çektiği bu akım Hejar, Hêmin, Awat, Ebas Heqîqî, Xalidê Hosamî. . . devam eder. Bu öncülerin şiirlerinde Kürtlerin ulusal talepleri, şêx, ağa ve beylerin halka yaptığı zulüm, okumanın önemi, kadın hakları vb konulara rastlıyoruz.

Sovyet Ekim Devrimi Kürt halkını derinden etkiledi. Aydın ve entelektüel çevre kısa zamanda bu yeni oluşumu ve sınıfsal ideolojiyi benimsedi. Kürt şiiri de bu yeni gelişmeye paralel kendini yenileme çalışmalarına girişti. Özellikle bir matbaanın Süleymaniye ye gelmesiyle beraber bu aydınlanmacı hareket hız kazandı. Mukriyani ve Pîremerd “Jîn” adlı  gazete çıkardılar ve bu gazete aracılığıyla Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ne destek oldular. Pîremerd, Dildar, Goran gibi şairler şiirlerinde ulusal taleplerin yanında doğa, Güneş ve onun bitkiler üzerindeki etkileri, okumanın önemi ve kadın-erkek eşitliği vb konularda yazarak yeni ufukları tanımaya giriştiler.

Bu dönem aynı zamanda Kürt halkının ulusal taleplerinin şaha kalktığı dönemdir. Sason, Beytüşşebap, Dersim, Şeyh Sait, Ağrı, isyanlarının Kürt şairlerini etkilememesi düşünülemezdi. Çünkü bu isyanların önder ve kadroları aynı zamanda şair ve entelektüel Kürtlerden oluşmaktaydı. 1932 yılında Şam’da “Xoybun” örgütünün kurucusu Celadet Bedirxan tarafından yayınlanmaya başlayan “Hawar” yeni bir dönemin ve sıçrayışın da habercisiydi. İleride Kürt şiirinde bir çığır açacak olan bu ekol aynı zamanda Kürt başkaldırışının da örgütleyicisiydi. Bu ekolün şairleri Kürt dilinin ve kültürünün korunması ve geliştirilmesini öne çıkararak yeni bir şiirin de kapılarını araladılar. Cigerxwîn gibi ulusal ve sosyalist şairler bu ekolun kuşkusuz en önde olanlarından dı. O her şiirinde halkı ulusal talepleri için mücadeleye çağırır ve sınıfsal sömürünün bitmesini isterdi. Yıllarca İslamiyet’in ve soyut şiirin kalıplarını kırarak Kürt şiirini kendi kaynaklarına götürüp sözlü halk şiirine bağladı.. ”Kîne Em” adlı şiiri kürt milliyetçiliğinin en güçlü dile geldiği şiirlerinden biridir. ”Ey Heval Robson” şiiri de evrensel ve sosyalist şiir örneklerinden biridir. Aynı ekolün kurucularından Osman Sebrî ve Qedrîcan gibi kişiler hem birer aktivist olarak hem de şair olarak bu ekolün modern şiirle buluşmasına öncülük ettiler.

Mahabad Kürt Cumhuriyetinin yıkılmasından sonra Kürt şairler genel olarak Güney Kurdistan’da boy veren başkaldırıların yarattığı olumlu havayla güneyde çalışmalarını hızlandırdılar. Sorani Lehçesinin yüz yılın başında Mukriyani ekolüyle elde ettiği olanaklarla Kürt şiirinde yenileşmeye yeni fırsatlar sağlamış oldular. 1970 yılında Letif Hamlet ve Ferhat Şakelli “Ruwange Manifestosuyla” yeni ve modern bir şiirin manifestosunu yayınladılar. Bu manifesto Kürt şiirinin, ritm, biçim, üslup ve içerik olarak değişmesi gerektiğini ve Arap aruzunun reddedilerek yerine serbest şiirin olanaklarının konulması gerektiğini dile getirdiler. Bu değişim arzusu kısa zamanda etkisini gösterdi ve Kurmanci lehçesinde de Xelîl Dihokî, Heme Emer Osman, Mihisn Qoçan, Mueyyed Teyîb gibi şairler şiirleriyle bu harekete katıldılar. Bugün görece özgür olan Güney de evrensel şiirle at başı giden güçlü imzalara rastlamaktayız. Özellikle Kürt kadın şairler giderek daha çok ön plana çıkmaktalar. Sebriya Hekarî, Nezîre Ehmed, Hêvî Berwarî, Hîwa Qadir Kejal Ehmed, gibi kadın şairler şiirleriyle acının ve isyanın olgunlaştırdığı bu topraklara portaqal tadında şiirleriyle yeni bir dönemin müjdesini vermektedirler.

Türkiye ve Suriye’deki Kürtlerin her başkaldırısının kanla boğulması ve dili ile kültürünün yok sayılması temelinde uzun zaman Kürt şiiri nefes alamadı. Tek tük medreselerde klasik şiir yazıldıysa da güçlü bir nitelik kazanamadı. 70’lerden itibaren siyasal gelişmeye koşut Kürt şiiri de kendine yeni bir çıkış yolu aramaya başladı. Genel olarak siyasal örgütlerde kümelenen şairler daha çok siyasal şiir örnekleri sundular. 1979 da ilk kez Kuzeyde iki lehçenin de yer aldığı “Tîrêj “adlı bir dergi yayın hayatına başladı. Rojen Barnas, Arjen Arî, Mem Ronga, Berken Bereh, Malmîsanij gibi şairlerin yer aldığı bu dergi güçlü, modern ve üretken bir kuşağın muştucusu olarak göründüler. Ancak 12 Eylül Darbesi ile bu genç ve dinamik nüve daha baştan nefessiz bırakıldı. 90’ lı yıllara kadar bir suskunluk dönemi yaşayan Kürt şiiri Welat, Azadiya Welat, Nubihar, Rewşen, Pelîn gibi dergi ve gazetelerde bu kez daha güçlü olarak görünmeye başladı. Bugün sayıları hızla artan şairlerimiz;-Rênas Jiyan, Kawa Nemir, İrfan Amîda, Lal Laleş ve Fatma Savcı, Ömer Dilsoz, Yıldız Çakar… -yıllardır bir zulüm cenderesi altında yaşayan Kürt şiirine yeni olanaklar yaratma mücadelesi veriyorlar.

Kürt şiirinden söz ederken kuşkusuz Sovyetlerde ve Avrupa’da yaşayan Kürt şairlerin şiirinden söz etmemek olmaz. Daha yüz yılın başından itibaren Sovyetlerdeki Kürtler dil ve kültür konusunda yoğun bir çaba gösterdiler Ereb Şemo, Casimê Celîl, Celalî, Eskerê Boyîk, Qaçaxê Mirad, Tosinê Reşîd v. b şair ve yazarlar Kürt edebiyatına öenmli katkıda bulundular. Rêya Teze (Yeni Yol)adlı gazete Sovyetlerde kürt şiirinin ve kültürünün gelişmesi ve tanıtımı için öenmli bir görev üstlendi. Daha çok folklor ve sözlü edebiyatın olanaklarından yararlanan bu şairler aynı zamanda Sovyetlerdeki yaşam ve değişimini de eserlerinde işleyerek diğer parçalardaki şiire de katkı sundular. Zira bu şairler aynı zamanda eserlerini Ronahî, Gelawêj, Gurzekgul…v. b. yayınlayarak karşılıklı etkileşimde bulundular.

Keza Avrupa da yaşayan ve dilsel çalışmaları yanında biçimdeki değişiklikleriyle yeni bir çıkış sağlayan Ehmed Huseynî, yeni anlatım teknikleriyleTengezar Marînî, Selwa Gulî gibi şairler de çok güçlü ürünlerle hızla modernleşen kürt şiirine katkı sunmaktalar.

Bu gün Kürt şiiri bütün suni sınırları yıkarak hızla ulusal ve evrensel bir şiire doğru yol almaktadır. Yeterince araştırılmamış ve incelenmemiş bu şiir birikiminin insanlığa ve dünya şiirine önemli katkılar sunacağının inancıyla…

Kaynakça:

  • Divana Wêjeya Kurdî(F. Huseyin Sağnıç-İstanbul Kürt Enstitüsü-2002)
  • Kürt Şiiri Antolojisi(Selim Temo-Agorakitaplığı-2007)
  • Antolojiya Helbesta Kurdî (A. Balî)
  • Dîwana Osman Sebrî,
  • Dîwana Cigerxwîn,
  • Qedrîcan-Weşanxaneya Komal
  • Kovarên internetî;
  • Kurd pen
  • Tîrêj
  • Amîda Kurd
  • Avestakurd. net
  • Amûde. Net
  • Malpera Celadet Bedirxan
  • malpera Xelîl Dihokî