1953…

Yabancılık, yolculuk, anılar, hüzün

1980 kuşağının önemli şairlerinden Şavkar Altınel, 48 yıl önce, daha 19 yaşındayken; yani daha henüz deyim yerindeyse  kavak yelleri esiyorken başında, o, koca koca ülkelerin bilmediği sokaklarına caddelerine, otobüslerine, trenlerine, okullarına, diline kültürüne bir yerlerinden tutunmaya çalışırken, Türk-Anglosakson kültürüyle yetiştiği ülkesiyle tek bağını ana dili üzerinden kuruyorken bir yabancıdır, ait hissetmez, yerleşik değildir, dolaşır, dolaşır, gezer, hissedemez adımladığı anakarayı ayağının altında, tutunamaz…  

Ama yazar, yazar ve hala yazıyor.

Ve bugün 12 Eylül askeri cuntasının hatırlattıkları hala daha tazeyken zihnimizde, bir başka tarihe, bir doğuma gittik. Neyya Edebiyat\Pazartesi14 olarak, doğduğu ama büyüyemediği kentten; İstanbul’dan Altınel’i anımsayalım istedik. Anımsamamız yerine ulaşır mı, ya da günlerden bir gün bu da anımsanır mı, bilinmez. Ama biz,”İyi ki doğdun Şavkar Altınel, iyi ki varsın, hep ol” diyoruz. Sevgiyle kutluyoruz.

Ve kısacık anımsıyoruz izniyle…

12 Eylül 1953 yılında İstanbul’da doğan Ahmet Şavkar Altınel bir şair. Cahide ve avukat Hulusi Altınel’in oğlu olarak İstanbul’da dünyaya geldi. 1959’da Nilüfer Hatun İlkokulu ile başlayan okul yılları,  1959-1964 yılları arasında İngiliz Erkek Ortaokulu, ve 1972′ de Robert Kolej’le sona erdi. Aynı yıl kazandığı bursla Amerika’ya gittti ve  Chicago Üniversitesi’nde dört yıl İngiliz Edebiyatı okudu. 1976 yılında kazandığı doktora bursuyla Glasgow’a giden Altınel, 1979’da doktorasını tamamladıktan sonra evlendi ve on yıl burada yaşadı. 1980-1994 arasında serbest editör olarak çalıştı. 1994’ten sonra ise serbest tercümanlık yaptı. Türkiye’ye çok sık gelmeyen Şavkar Altınel, Londra’da yaşamını sürdürürüyor. Şavkar, 2009’da yayımlanan Tepedeki Yabancı kitabıyla deneme alanında Memet Fuat Ödülü’nü; 2011 yılında ise “Edebiyat değerlerine sürekli bağlılığı ve farklı edebiyatlar arasında köprü oluşu” nedeniyle Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü aldı.

İlk yazısı 1971’de Yeni Dergi’de yayımlanan “Taymis ya da Thames” başlıklı bir eleştiri olan Altınel’in şiirleri, yazıları ve çevirileri Tan, Varlık, Gösteri, Adam Sanat, kitap-lık, Sözcükler ve Öküz gibi dergilerde yayımlandı. İsmi 1980 kuşağı şairleri arasında anılmasına rağmen Altınel, dönemin belirleyicisi olan “İMGE” şiirine meyletmedi, 19. Yüzyıl İngiliz romantik şairleri gibi anlatımcı (narrative) şiire yöneldi. Öte yandan Altınel, deneyimi şiirin odağına yerleştirmiş olan  olan Yahya Kemal’den de beslendi. 

“Anlatı” şiirlerine çok sayıda örnek vermek olası. İlk kitabından günümüze hüzün kokuyor kelimeleri.

Parkın çimleri yamyassı,

Neredeyse donmak üzere gölcük.

Uzun yollarının ortasında

Mola vermiş göçmen kuğular

Sessizce kayıyorlar suyun üstünde.

Kış

Kurtuluş’taki o büyük balkonlu evde

üç tekerlekli bisikletime binmiş,

“Şimdi düşeceksin” uyarısına aldırmadan

tüm gücümle pedallara abanarak dönüyordum,

düğmesi çevirildikten bir iki dakika sonra

küçük lambası yeşil bir göz gibi parlayan,

hoparlörü bez kaplı, tahta radyomuz

güneşli öğle sonrasına yayılan sıkıntıyı

halk türküleriyle dağıtmaya çalışırken.

(“1/1/1958”)

Gece yağan karın altında kasaba;

karşı yamaçlarda camlar gümüş rengi,

kuşlar dizili elektrik tellerinde.

(“Kristal”)

Kuşların susmasıyla çöken sessizlikte

gün sona eriyor yavaşça bahçede;

akşam çiçekleri bütünüyle açılmış,

güneş sarı ve yoğun otların üstünde;

duvarlarda yaprak gölgeleri kıpırdıyor.

Şiirdeki ana izleği “yolculuk”, “yabancılık”, “anılar” ve “geçmişin hüznü”dür Altınel’in. Yalın anlamıyla kullanır sözcükleri, doğrudan, lirik olmayan. Deneyimlerini, hayata ilişkin pratiklerini o da tıpkı Yahya Kemal gibi şiirine yansıtır. Altınel, şiirde olduğu gibi gezi yazılarında da bir şeyleri arar. Gittiği tüm coğrafyaların yabancısıdır, yabancılaşmış hayatlara içeriden bir yerlerden bakabilmektir, görebilmektir belki de kendi içini de… Aynaya baktığında karşılaştığı yabancıdan kurtulmayı,  bir ” ben” yaratmayı başarmaya çalışmaktır. Yazıyla kurduğu bağ ve hatta belki de diline de yabancılaşmanın önüne geçme çabasıdır, çünkü yalındır, gerçektir ve gerçek ağır bir yüktür onun edebi dünyasında.

Göçmendir, kimliksizdir, yabancıdır, aitsizdir yaşadığı dünyaya. Ve tabii   dünya, gerilim ve korkudur, bilinmezdir, tekinsizdir. Göçmenlerin ve kimliksizlerin bazıları bunlarla beslenip, öyküyle, romanla, şiirle, edebiyatla hayatta kalmayı başarır, bazıları da  beslenemeyip zayıflar ve hayatla bağını başka mecralara doğru bağlar.

Altınel, “ait”sizliğiyle besler, mahallesine, caddesine, sokağına, köyüne, kasabasına, şehrine, ülkesine “ait” olduğunu düşünen Türkiyeli okurunu.

Oysa Altınel, “Son yıllarda moda olduğu üzere, bir ucundan “geleneğe” bağlanıp kesinlikle “Türk  şairi”  olmak  gibi  bir  kaygım  yok,  ama  “İngiliz  şairi”  olarak görülmem için bir neden olduğunu da sanmıyorum” der bir söyleşisinde. Herhangi bir şeye ancak dışından bakılabileceğini, “yabancı” olmanın yazabilmesini sağlayan temel öğe olduğu savındadır Altınel. Yahya Kemal’in şiir anlayışıyla kendi şiiri arasında çeşitli  açılardan  bağlantılar  kuran şair, bunda  hayatları  arasındaki  çarpıcı benzerliğin  payı  olduğunu söyler. O  da  Yahya  Kemal gibi  Batı’ya  “maruz kaldığını”, ülkeden ülkeye sürüklendiğini, şiirlerinin merkezinde dünyaya dışarıdan bakan bir yabancının yer aldığını belirtir. Ancak Yahya Kemal’in köksüzlüğünün ve göçebeliğinin daha derin olduğunu söyler. Yahya Kemal’in eve dönme isteğinin kendi  köksüzlüğüne bir  tepki  olduğunu, oysa kendisinin sığınılabilecek bir  ev kalmadığı görüşünde olduğunu söyler.

Yani şiirlerinde yersiz- yurtsuzdur Altınel.

Şiirlerinde İskoçya’dan Fransa’ya, Amerika’dan  Türkiye’ye,  Avustralya’dan  İtalya’ya  kadar  gezip  dolaştığı  yerler kendisidir çoğu zaman.  Nabakov,  Yahya Kemal, Goethe, Van Gogh  Eliot, Turgenyev  gibi  kendi  ruhuna  yakın  bulduğu, içinde yaşadığı toplumla çatışan, uyumlaşamayan ve Altınel gibi sürekli giden, aitsizlerle ortaklaşması ve onlara ilişkin şiir yazması bizi çok şaşırtmıyor olsa gerek.   

Örnegin Ivan Turgenyev Sürgünde şiiri şöyle  bitiyor: 

Rus  olduğuna inanmazdı hiç kimse

 Ne olursa olsun yükseltmezdi sesini,

Ama taşırdı kirli bir sır gibi içinde

Gizlice, yoksul ve korkunç ülkesini.

Evet, Şavkar Altınel’in anlatıcı beni, kendini bu evrene ait  hissetmiyor.  O “ben”, kendisi  gibi yaşayanların, herşeye  yabancılaştıklarını, yalnızca  bir  yolcuya  dönüştüklerini, oradan  oraya  gitmekten  başka  bir  şey  yapmadıklarını söyler. Yazar  ise yabancılaşmanın, ait olamamanın ölümden ve başarısızlıktan kaçış yollarından biri olduğunu, bir yere  yerleşilince ve bir  kimliğe sahip olununca ölümün ve başarısızlığın  gelebileceğinden korku  duyulması  gerektiğini söylüyor.

ESERLERİ

ŞİİR:

Kraliçe Viktorya’nın Düşü (1991)

Gece Geçilen Şehirler (1992)

Donuk Işıklar (1997)

Kış Güneşi (1999)

Yol Notları (2004)

GEZİ:

Güneydeki Ülke: Avustralya’da Bir Yolculuk (1996)

ÇEVİRİ:

Seçilmiş Şiirler (Rony Margulies’le, Ted Hughes’ten, 1987)

Seçilmiş Şiirler (Rony Margulies’le, Philip Larkin’den, 1990)

Kuzeyde Bir Adadan: Elli İngiliz Şairinden Elli Şiir (1995)

Kaynak:

Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü

Edebiyatçılar. net.

Göçmen Bir Şair Şavkar Altınel Edebiyatında Kimlik Fatih Özdemir*

Şiir Antolojisi

Fatoş Öcal Kara