Julian Barnes’ın deneme-roman olarak nitelendirilen bu eseri Rouen’deki Flaubert heykelinin tasviri ile başlıyor. Sonradan adının Geoffrey Braithwaite olduğunu öğreneceğimiz anlatıcı; karısı ölmüş, emekli bir İngiliz tıp doktoru, Flaubert’in ardına düşmüş, Fransa’ya gelmiştir.

“Yazılar bizi niçin yazarın ardına düşürür? Yazarı niçin huzur içinde bırakamayız? Kitaplar niçin yeterli değildir? Flaubert öyle olmalarını istiyordu: Pek az yazar yazılı metnin nesnelliğine ve yazarın kişiliğinin yetersizliğine ondan daha fazla inanmıştır; ancak yine de biz, itaatsizce onun ardına düşüyoruz.”

Braithwaite, Flaubert’in (1821-1880) hayatı ile ilgili üç ayrı kronolojik hikaye sunuyor okuyucuya. İlki; başarılı, sevilen bir yazar olarak Flaubert, ikincisi; genç yaşta hastalanarak eve kapanan, yaşamı ölümler, yoksunluklar ve pişmanlıklarla dolu pek tanınmayan bir yazar olarak Flaubert ve sonuncusu da Flaubert’in kendi sözlerinden oluşan bir yaşam öyküsü. Braithwaite ortaya attığı hemen hemen her konuda arayış içinde bir üslup sergiliyor. Flaubert’in ‘Saf Bir Kalp’ öyküsünün kahramanı Felicite’nin doldurulmuş papağanı Loulou Rouen Müzesi’nde midir yoksa Hotel Dieu’de mi? Flaubert Louise Colet’den bıktığı için mi uzak durmuştur yoksa aşkının yoğunluğundan korktuğu için mi? Braithwaite şimdi ölmüş olan karısının bitmeyen sadakatsizliğine rağmen mutlu bir hayat mı yaşamıştır? Peki ya Flaubert?

Bugüne kadar kitapları hakkında yazı yazdığım tüm Britanyalı yazarlar (Eagleton, Munro, Dickens, Clarke) gibi Julian Barnes’ın üslubunda da mizah unsuru önemli bir yer kaplıyor. Ancak adı geçen diğer yazarlardan farklı olarak bu kez mizahın tonunu biraz abartılmış bulduğumu belirtmeliyim. Özellikle kitapta önemli bir bölüm ayırdığı “eleştirmenlerin eleştirisi”nde içeriği anlamlı bulmakla birlikte üslubun rahatsız ediciliğinde Braitwaite’in cümlelerine katılmadan duramadım.

“Sırf Emma Bovary’nin gözleri konusunda Flaubert’in pek güvenilir bir fikre sahip olmadığını belirtti diye hayatta olmayan bir hanım eleştirmenden alınan ucuz bir intikam olduğunu düşünebilirsiniz bunun.”

Julian Barnes kitabın tamamında sanki Flaubert’i herkese -Camus’a, Sartre’a, Flaubert araştırmacılarına, eleştirmenlere, modernist eleştirmenlere- karşı savunuyor. İlginç olan bu savunmanın Flaubert’in haklılığını ortaya çıkarmak üzerine değil diğer herkesin yanlışlığını meydana çıkartmak üzerine kurulmuş olması, hem de acımasızca dalga geçerek.

Barnes’ın, Flaubert üzerinden yazarın kendisini öne çıkarmadığı hatta varlığının hissedilmemesi için uğraştığı metinleri açıkça olumladığı bir kitapta anlatıcı Braithwaite üzerinden de bir anlatıcının/yazarın varlığını görünür kılması ve kişisel öyküsünü anlatması metnin içindeki en temel ironi bence. “Ben varım” diyor anlatıcı/yazar, “ve tüm insanlar gibi mükemmel olmayan bir yaşamım var.”

Flaubert’in Papağanı Julian Barnes ‘ın üçüncü romanı ve 1984 yılında yayımlandığında yazarın geniş kitleler tarafından tanınmasını sağlayan kitap. Kitapta üç değişik anlatı kol kola ilerliyor; bir taraftan Flaubert’in yaşam öyküsü, bir taraftan Braithwaite’in yaşam öyküsü ve bir taraftan da roman yazmakla ilgili anlatı. Bu çeşitlilik metnin post modern bir anlatı olarak nitelendirilmesine olanak veriyor. (1)  Kitap, Barnes’ın tarihsel gerçeklik üzerine inşa ettiği yenilikçi üslubu ile de dikkat çekiyor.

“Les unions complétes sont rares” (2) diyor Braithwaite kitabın sonlarına doğru.

Flaubert-Braithwaite: Braithwaite için kusursuz gibi görünse de Flaubert açısından Braithwaite’in varlığından haberdar olmamak gibi bir kusur barındırıyor.

Papağan Loulou-Geoffrey Braithwaite: Hangisinin Flaubert’in öyküsünde yer alan papağan olduğundan emin olamadığı Rouen Müzesi ve Hotel Dieu’deki iki papağandan başka üç tane papağan da Tabiat Müzesi’nde bulur Braithwaite!

Hiç Flaubert okumamış okuyucu-Flaubert’in Papağanı: Anlamsız.

İlk kez Barnes okuyacak okuyucu-Flaubert’in Papağanı: Yetersiz.

Yaşam-Sanat: “Kitaplar olup bitenin size açıklandığı yerlerdir; yaşamsa olup bitenin açıklanmadığı yer. Bazı insanların kitapları yeğlemesine şaşırmıyorum. Kitaplar yaşama bir anlam verirler. Tek sorun anlam verdikleri yaşamların asla sizin kendi yaşamınız değil, başkalarının yaşamı olmasıdır.” G.Braithwaite

Yazar-Yapıtı: “Yazar yapıtında, evrendeki Tanrı gibi olmalıdır, her yerde mevcut ve hiçbir yerde görülmez.” G.Flaubert

Kırmızı Başlıklı Corona

  • Lixia Liu, Parrot, Parrotry and Truth in Flaubert’s Parrot, Yanshan University & Macquarie University
  • Kusursuz beraberlikler enderdir.