Viyolonsel çalmaya çabaladığım sıralarda Rostropoviç hayattaydı, yaşayan en büyük çello virtüözüydü. Üstelik bir dönem hocam olan Ramiz Melik Aslanov onun öğrencisi olmuştu. İstanbul’a gelmesini, onu canlı dinlemeyi çok isterdim. Bach’ın çello süitlerini, Haydn ve Elgar konçertolarını ararken Rostropoviç CD’lerinde Benjamin Britten adına sıkça rastlar olmuştum. Britten, çello süitlerini, çello senfonisini ve çello sonatını Rostropoviç için bestelemişti. İstanbul’daki konserlerde birkaç orkestradan onu dinlediğimi hatırlıyordum. Rostropoviç (1927- 2007)’in yakın arkadaşı Britten ( 1913- 1976) 63 yaşında, Venedik’ta Ölüm operasını yazıktan sonra dünyadan göçmüştü.

Britten ve Rostropoviç

Britten-Pears Vakfı’na göre, Benjamin Britten operaları “bestecilik mirasının belki de en önemli parçaları” olarak kabul edilmekte, uluslararası repertuar içinde sağlam bir şekilde yer almaktadır. Operabase’e göre,  dünya çapında diğer tüm operalardan daha fazla icra edilmektedir. 20. yüzyılda doğmuş bestecilerin operaları listesi, 1900’den sonra bestelenmiş tüm operaları kapsayacak şekilde genişletilirse, onun önüne yalnızca Puccini ve Richard Strauss geçebilir.

Britten’ın erken dönem opereti Paul Bunyan, Britten’in sonraki opera eserlerinden ayrı tutulur. Kendisinin olmayan ulusun ruhunu uyandırmaya yönelik küçümseyici bir girişim olarak adlandırılır. Amerikan halkı kendi halk kahramanlarını, Paul Bunyan’ı anlatan opereti beğenir, eleştirmenler beğenmez.

Britten Venedik’te, 1975

Britten’in sonraki operaları, güçlü opera şirketleri için yazılmış çalışmalardan, küçük turne toplulukları, kilise ve okul performansları için bestelediği oda operalarına kadar uzanır. Büyük ölçekli kategoride Peter Grimes (1945), Billy Budd (1951), Gloriana (1953), Bir Yaz Gecesi Rüyası (1960) ve Venedik’te Ölüm (1973) bulunmaktadır.

Müzik eleştirmenleri, Britten’in Peter Grimes‘den itibaren toplumla çatışan ve çelişen tecrit edilmiş bireyi konu alan operalar ürettiğini söyler. Bunlar yoluyla Britten’in, 1930- 1960 arasındaki İngiltere’de pasifist olma ve eşcinsellik algısına bir ölçüde ayna tuttuğu tartışılır. Tekrarlayan temalardan biri de, en keskin biçimde The Turn of the Screw’da (Henry James’in aynı adlı romanı Yürek Burgusu adıyla çevrilmiş, Britten’ın bestelediği operaysa, Kötülüğün Döngüsü adıyla Türkçeye çevrilmiştir) görülen masumiyetin yozlaşmasıdır.

Edebi eserleri vokal ve orkestra için müzik dilinde yeniden yaratan Britten’in bazı operalarının kaynaklarına göz atalım:

Peter Grimes, George Crabbe’nin 1810’da yayınladığı bir şiir derlemesidir. En iyi bilineni, XXII. Mektuptaki Peter Grimes’tir. Bu mektup,  yoldan çıkarılmış, yerini kaybeden ve sonunda kendini asan bir tüccar katibini anlatır.

Billy Budd, Herman Melville’in deniz yolculuğunda haksız yere suçlanan ve idam edilen genç denizcinin hikayesini anlattığı uzun öyküsüdür. 1891 yılında yazarın ölümüyle eser tamamlanamasa da yapılan çalışmalar sonrası 1924’de yayımlanmıştır.

Gloriana,  Gloriana, 16. yüzyıl şairi Edmund Spenser tarafından The Faerie Queene şiirinde Kraliçe I. Elizabeth’i temsil eden karakterine verilen addır. Lytton Strachey’nin 1928 yılında yazdığı Elizabeth ve Essex: Tarihsel Trajedi kitabını esas alan opera 1953’te bu kez İkinci Elizabeth’in taç giyme töreni için bestelenmiştir. 

Bir Yaz Gecesi Rüyası; Shakespeare’ün aşk ve evlilik üzerine 1600’de yazdığı eğlenceli romantik komedi oyunudur, keşfetmek isteğiyle ve olağanüstü müzikle 1960 yılında Britten tarafından bestelenir.  Oyunun, Can Yücel’in yaptığı Bahar Noktası adıyla yayımlanan tercümesi  de vardır.

Venedik’te Ölüm, Thomas Mann’ın 1912’de yazdığı, yazar kahraman Aschenbach’ın  duygu, tutku, esriklik ve aşk zemininde ölüm rüzgarına yakalanmasının uzun öyküsünü, Britten 1973’te besteler. Son opera eseridir.  Venedik’te Ölüm‘de Britten, genç Tadzio ve ailesini perküsyon eşliğinde hareket eden sessiz dansçılara dönüştürür.

Yirminci yüzyılın en önemli müzik insanlarından biri olarak kabul edilen Benjamin Britten’ın  bazı operacıların onun söyledikleriyle daha yakından tanıyabiliriz.

1973 yılında, “Venedik’te Ölüm”ün dünya galasında şef olarak gördüğüm Britten’le ilk kez çocukken tanıştım.1967’den 1976’ya kadar ailemin kır evini ziyarete gittiğimde onu görüyordum. Oldukça utangaç biriydi, etrafını sadece güvenebileceğini insanlarla çevrelemişti, yabancıları pek hoş karşılamazdı. İnanılmaz derecede hızlı çalışırdı, sahilde uzun yürüyüşlere çıkardı ve bir şey yazmadan önce her şeyi kafasında oluştururdu. Aşırı duygusallıktan uzak durma eğilimindeydi. Puccini’ye katlanamamasının nedeni buydu. Ama sonra farklı bir noktaya geldi: Kötülüğün Döngüsünün (The Turn of the Screw) sonunda Puccinivari bir tekrara başvurdu. Bunu yapmak onu biraz utandırdı, ne yapacağını asla tam olarak bilemedi. (Steuart Bedford, piyanist ve orkestra şefi)

Londra’da amatör bir şarkıcıydım, profesyonel olmak istiyordum ve turnelere katılıyordum. Ipswich Bach Korosu’ndan şarkı söylemem için bir davet aldım. Ipswich, Aldeburgh’a (Britten’ın yaşadığı İngiltere’nin güneydoğusunda yer alan kasaba) çok yakındı ve Aldeburgh festivalinde tenor Peter Pears’ın şarkıları söylenecekti. Gösterinin sonunda tanımadığım bir beyefendi geldi ve 2D-Major aryanı çok beğendim dedi. O kadar heyecanlanmıştım ki, hangi tonda söylediğimi bilmiyordum. O bey Benjamin Britten’di.  Başka bir yaz,  bir Schubert şarkısını prova etmek için Britten’in evine, Red House’a gittim. Parlak gün ışığının güzelliği ile, Aldeburgh’da olabilecek en güzel bir yaz günüydü. Britten [piyanoda] giriş bölümünü çalmaya başladığında kafamın içinden yaprakların, dalların ve şiddetli rüzgarın geçtiğini hissettim. Çalarken insanların zihninde resimler yaratma konusunda harika bir yeteneği vardı. Olağanüstü bir piyanistti. Birini sevip kendini rahat hissettiğinde farklı biri oluyordu. Ancak bu hayli zaman alıyordu. (John Shirley-Quirk, bariton, Venedik’te Ölüm dahil olmak üzere, Britten’in son beş operasında rol aldı)

İlk çalışmalarımda İtalyan besteci Rossini’nin orkestra süitlerinin kayıtlarını takip etmede sıkıntıya düştüm ve beni şaşırtan şeyleri sormak için Britten’e yazdım. “Matinée Musicale” adıyla sahnelenen bestelerindeki Rossini kaynaklı süitlerin oluşmasında, annesinin söylediği Rossini şarkılarının onu nasıl etkilediğine dair hatıralarını da içeren ayrıntılı bir cevap yazdı. “Müzik ve Mektuplar” dergisinde 1953 yılında yazdığım “Billy Budd” operası üzerine uzun inceleme yazısından sonra gözden düştüğümü hissettim. Aslında minnettar olduğunu düşünmüştüm ama görünüşe göre yeterince minnettar değildi. (Andrew Porter;  opera yazarı ve öğretim görevlisi; The New Yorker’ın eski klasik müzik eleştirmeni)

Britten ile ilk olarak 1960’ların sonlarına doğru, müzik yayıncısı Faber Muzik için  metin yazarı ve editör olarak temasa geçtim. Daha sonra Aldeburgh’da Bach’ın St. John Passion’u ve Schumann’ın Faust’u için asistanı oldum. 1973 yazındaki geçirdiği kalp ameliyatından sonra, giderek zayıflayan haliyle yazdığı hemen hemen tüm müziklerin üzerinde çalıştım. Son iki eseri koro ve orkestra içindi, onlar üzerinde çalışmayı çok yorucu bulduğu için benden onları orkestra etmemi istemişti. En son ölümünden iki ay önce görüştük. Bir daha görüşemeyeceğimizden hiç şüphelenmemiştim. Hatta bir sonraki toplantımızın tarihini bile belirlemiştik, bunun yanında onun ne kadar kısa bir zamanı kaldığını bildiğine inanıyorum. (Colin Matthews; Britten ile orkestrasyonlar üzerinde çalışan besteci)

Venedik’te Ölüm operasının librettosunu Myfanwy Piper yazdı. Thomas Mann’ın kahramanı Gustav von Aschenbach, İtalyan yönetmen Visconti’nin 1971 yılında çektiği sinema filmindeki (Morte a Venezia) gibi müzisyen değil, Mann’daki gibi bir yazardır. Britten’ın yapıtında romandan farklı olarak Yunan tanrıları Diyonisos ve Apollo operaya dahil edilmişlerdir. “Aschenbach’ın içe kapanık, yalıtılmış ruh hali, romanda öykünün üçüncü tekil şahıs üzerinden aktarılması ile güçlendirilmiştir. Buna karşın, operada öyküyü bir anlatıcı üzerinden değil, doğrudan Aschenbach’ın ağzından dinleriz. Bu noktada Britten ile Piper’in önemli bir başarısı, yazarın trajik yalıtılmışlığının aktarımını zayıflatmadan, öyküyü birinci tekil şahısa aktarmalarıdır.”  Michael Kennedy, Britten adındaki kitabında bunları aktarırken Venedik’te Ölüm romanı ve operasını anlamayı ve anlatmayı, yirminci yüzyılın edebiyat ve müzik insanlarına saygılarımla başka bir yazıya bırakmak istiyorum.

Nükhet Eren