Ruhi Su 1912’de Van’da dünyaya gelir. Adı Mehmet’tir, anasını, babasını hiç tanıyamadan evlatlık verilir, Adana’ya gönderilir. Ancak savaş dolayısıyla ailesi  “kaç-kaç” göçleri ile Toroslara sığınır. Bu göçler onu farklı topluluklar içinde türkülerle tanıştırır.

Ailesinden şiddet görünce öksüzler yurduna alınır, “oyun denen bir şeyin olduğunu ilk o zaman öğrendim” der.

Burada okuma ve yazmanın yanı sıra keman da öğrenmeye başlar.  O sırada Ankara’da Müzik Öğretmen Okul’u kurulmuş, yetenekli öğrenciler aranmaktadır. Mehmet sınavları kazanırsa da yerine bir arkadaşı gider. Ertesi sene tekrar girer ve kazanır ama bu kez  bir genelgeye takılır, askeri okula gönderilir.

İstanbul Hacıoğlu Askeri Lisesi’nde Ruhi adını alır, buradan tekrar öksüzler yurduna döner ve oradan  Adana Öğretmen Okulu’nda  eğitimine devam eder. Lisede Avusturyalı bir hocadan keman dersleri alır, klasik batı müziği öğrenir.

Ankara’da Müzik Okulu’nun sınavlarına tekrar girer ve Ankara Riyaseti Cumhur  Orkestrası’na seçilerek  çalışmaya başlar. “Su” soyadını alır.  Aynı zamanda Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde öğretmenlik yapar.

1936’da opera sanatçısı olarak başladığı kariyerinde Madame Butterfly , La Boheme,  Figaro’nun Düğünü , Maskeli Balo gibi bir çok operada  rol alır. Müzik hocasının kemanın ses tellerine zarar vereceğini söylemesi üzerine keman çalmayı bırakır. Bağlamayı alır eline türkü söylemeye başlar, radyoda 1943 ve 1945 yılları arasında  on beş günde bir Basbariton Ruhi Su Türkü Söylüyor adıyla program yapar.

Dağların havasını kentlere taşıyan insan olarak tanımlanır. Aşık Veysel’in deyişiyle “köylüyü şehirliye sevdiren adam”dır. Alevi nefeslerini ve müziğini ilk duyuran kişidir. Alevi müziğinde halkların başkaldırış mücadelesini görür.

Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin  korosunun şefliğini yaparken Sıdıka Umut ile tanışır. Birbirleriyle aynı fikre sahip iki insan birbirine söylemese de ikisi de TİP (Türkiye İşçi Partisi) üyesidir. Bu yüzden hapse gireceklerinin farkındadırlar, arkadaşları birer ikişer tutuklanmaktadır.

Ruhi Su sosyalist dünya görüşü ve TİP ile bağlantısı sebebiyle 1952  ve 1957 yılları arasında hapis yatar. Ağır işkencelere maruz kalır.  Sansaryan Han’ında, tabutluklarda işkence görürken mahsus mahal türküsünü yazar. Adana cezaevine nakledilirken yazdığı Hasan Dağı türküsü o zamanlara tanıklık eder.

Sıdıka Umut ile aynı cezaevindedirler. Mektuplaşmaları başlar. 1954 yılında cezaevinde nikahlanırlar. Nikah şahidi Behice Boran ve  eşidir. Bu evlilikten Ilgın adında bir oğulları olacaktır.   

Söylediği türkülerde komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla radyodaki işine son verilen ve bir daha operaya dönmesi mümkün  olmayan Ruhi Su cezaevi çıkışı önce Çumra’ya gönderilir, sonra karısının yanına Ankara’ya geçer.

Atıf Yılmaz’ın çektiği ‘Karacaoğlan’ filmi için  müzikler yapar, seslendirir. Taksim gazinosunda bağlamasıyla sahne alır.

Bir yandan da Yapı Kredi Bankası için halk türkülerini kaydedip, arşivleme görevini üstlenir. Burada da suçlanır, emeği çalınmak istenir. Kendisine yapılanlara küsmeden, sürekli engellenmesine rağmen çalışmaya, üretmeye devam eder.

1974’te Dostlar Tiyatrosu oyuncularından bir koro kurar. Ruhi Su’nun en önemli korosu, 1975’te Dostlar Tiyatrosu önerisiyle ve bünyesinde, ilk üyelerini sınavla seçerek kurduğu Dostlar Korosu’dur. Bu koro üç yıl boyunca sayısız plak çalışmalarında ona eşlik eder. Ruhi Su gerek hapishane yaşamında, gerekse öğrencilik yıllarında koro oluşturup türküler söylemeyi bir yaşam biçimine dönüştürmüştür.

Kendi yazdığı, derleyip kendi ürettiği türküleri yine kendi ürettiği kasetlerle, sayısız plaklarıyla halka sunar. Halk müziğinin yaygınlaşmasına katkısı büyüktür. Yurt dışında konserler verir, turneler düzenler.

1980  senesinin 12 Eylül darbesi sonrası çalışmaya ara verir. Bu suskunluk kansere yakalanıp ölümüne kadar  devam eder.  Son yıllarında  tedavi olmak için yurt dışına çıkmak istese de süresi biten  pasaportu devlet engeline takılarak yenilenmez.

20 Eylül 1985’de yetmiş iki yaşında aramızdan ayrılır.

Güzel bir insandır. Fakir Baykurt’a göre iyi bir tavla oyuncusudur;  ince işlemeli, sedef kakmalı bir tavlası gibi sahip olduğu eşyalarında her zaman ince bir işçilik vardır. Her zaman her şeyin en iyisini seçmeyi hedefler.

Türkülerin içinden halkı en iyi anlatan ezgileri seçer.  Ona göre halkın yaratıp, yüzlerce yıldır söylediklerinin çoğu ölmüş ya da bozulmuştur. Ruhi Su onları ritim, ezgi ve sözleriyle yeniden yorumlar. Estetik bütünlüğünü yaratır.

Ona göre bir milletin halini türkülerinde öğrenmek mümkündür. Onlar hayatın bir ifadesidir. Adaletsizliği, alamadığı mahsulü, doğuramayan kadının çilesini, yurtsuz, yuvasız insanların garipliğini, ıstırabını anlatıyorsa, halkın hayat şartları da o derece hazin demektir.

Türküler halktır ve halktan kopuk hiçbir işten ve hiçbir insandan hayır gelmez. Hep eksiktir türkü söylemeyen, türkü sevmeyen ve hep bir baş kaldırış vardır türkülerde. Bir isyan, bir halkın diriliği …

Bu yüzden korkarlar türkülerden. Oysa türkü söylemek bir aşktır. Türkülerle yeşerir, çiçeklenir dünya.  Kolay söylenmesi erişilmez sadeliğinden ve sağlamlığından geçer. Bir toplumda türkünün tek söylenişi yoktur. Önemli olan ezgiyi değiştirmeden türküye kendi karakterini verebilmektir. Ruhi Su müzik ve dil  bilgisi sayesinde türküye kendine özgü bir söyleyişi yaratmış eşsiz bir sanatçıdır.

Türküler susmaz, susmamalıdır.

Alev Ramiz