(1919- 22 Eylül 2011)

‘’Coğrafya kaderdir’’ . Kırım yarımadasının tarihine baktığımızda İbni Haldun’un ne kadar haklı olduğunu düşünüyorsunuz. Karadeniz’in kuzeyindeki bu yarımada,  yüksek stratejik önemi nedeniyle büyük devletlerin ilgi alanı olmuş her devirde. XIII. Yüzyılda Altınorda Devleti’ne dahildir Kırım. XV. Yüzyılda Osmanlı hakimiyetine geçer. Çariçe II. Katerina zamanına rastlayan 1783 Küçük Kaynarca anlaşması ile Kırım kaybedilir. Rusya hakimiyetinde geçen yıllarda yerli halk Kırım Tatarları işgal, sürgün, katliam, kültürel asimilasyonla karşı karşıya kalır. Bu baskıların en son örneklerinden birisi 1944’te görülür. Kırımlılar, Stalin yönetimi tarafından tamamen yurtlarından sürülürler; ülkelerine dönmelerine Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Kırım’ın Ukrayna’ya devredimesiyle izin verilir. 2014 yılında Kırım Rusya tarafından tekrar ilhak edilir; Rusya’nın  Tatar dini ve kültürünün korunmasına dönük vaatlerine rağmen Kırım Tatarlarının durumlarındaki belirsizlik günümüze kadar devam eder.

Kırım Tatarlarından olan roman yazarımız Cengiz Dağcı bu hareketli ülkedeki hiç bitmeyen zor zamanların birinde, 1919’da, Gurzuf’ta doğdu. Babası, Emir Hüseyin Dağcı, annesi, Gurzuflu Emir Salih Bey’in kızı Fatma Hanım’dır. Cengiz Dağcı’nın ailesi 1923 yılına kadar Gurzuf’ta oturdu. Sonra Yalta’ya bağlı Kızıltaş köyündeki evlerine taşındı. Dağcı dördü erkek, dördü kız olmak üzere sekiz çocuklu bir ailenin en büyük çocuğudur. 1929 yılında Kızıltaş’taki sürgünlere tanık oldu. İlkokulu Kızıltaş’ta bitirdi. 1931 yılında tutuklanan babası, 1932 yılında ailesini Akmescit’e taşıdı. Cengiz Dağcı Akmescit’te On ikinci Numune Mektebine kaydettirildi (1932). Daha sonra On üçüncü Tam Ortaokul’a devam etti (1936). Ortaokuldaki edebiyat öğretmeninin yönlendirmesiyle Gençlik Mecmuası’nda Kış ve Kart-anay ve Eçkisi (İhtiyar Kadın ve Keçisi) şiirleri yayımlandı. Kırım tarihine olan merakını, Klyuçevski’nin Rusya’nın Orta Çağ Tarihi isimli eserinin Moğol ve Altın Orda konularını okuyarak gidermeye çalıştı. 1939 yılında derginin redaktörü Şamil Alâdin’in rejime ters düşen yönlerini çıkarıp değiştirdiği şekilde, “Söyleyin Duvarlar” isimli şiiri Edebiyat Mecmuası’nda çıktı. Bu şiir Kırım hanlarının taht merkezi Bahçesaray ile ilgiliydi. Yine aynı yıl Edebiyat Mecmuası’nda “Sevdiğim Yalta” isimli şiiri yayımlandı. Enstitü yıllarında Yalta’da oturan en küçük amcası Seyit Ömer Dağcı’dan Ömer Seyfettin’in hikâyelerini dinledi. Eserlerinin üslûbunda Ömer Seyfettin etkisi böylece gelişti. Amcasının  kızı Dr. Zemine Dağcı’nın zengin kitaplığından da faydalandı. 1937 yılında Akmescit Pedagoji Enstitüsü’ne girdi. Burada okurken 22 Aralık 1940 tarihinde askere alındı. 1941’de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. Savaşın sonlarına doğru Varşova’da Polonyalı bir hemşire olan Regina ile tanıştı. 1945 Haziran’ında onunla evlendi. 1946 yılında Doğu Avrupalı mültecilerle beraber Andes vapuru ile İngiltere’nin güneyindeki Southampton rıhtımına ulaştı. Soho lokantalarının birinde bulaşıkçı olarak çalışmaya başladı. Üç yıl sonra Londra’nın Fulham semtinde iki katlı bir ev aldı. Evin alt katında “Anabelle” isimli bir lokanta açtı. Fulham Road’da oturduğu yıllarda Korkunç Yıllar, Yurdunu Kaybeden Adam, Onlar da İnsandı, O Topraklar Bizimdi, Dönüş, Ölüm ve Korku Günleri, Genç Temuçin, Badem Dalına Asılı Bebekler, Üşüyen Sokak gibi romanlarını yazdı.  1974 yılında bu evi ve lokantayı İngiliz aktörü Daly’ye sattı ve Southfield’de oturmakta olduğu bahçeli evine taşındı. 1947–1948 senelerinde “Büyük Yalan”  adlı üç perdelik bir piyes yazdı. Bu eser Rusça yazılmış ve yayınlanmıştı. Yazar vefatına kadar yaşamını Londra’daki evinde sürdürdü.

Türkiye dışındaki Türk yazarların en ünlüsü olan Cengiz Dağcı, romanlarında hüzünlü bir üslupla savaşan dev kuvvetler arasında bunalan insanları ve yakın çevresini, Kırım’da komünist sistemin yerleştirilmesi sırasında meydana gelen felâketleri anlattı. Yansılar’ın bazı bölümleri ile birkaç eserinde Londra’daki hayatının izleri de görülür. Türkiye’ye hiç gelmediği halde tüm kitaplarını”annemin dili” dediği Türkiye Türkçesi ile yazdı. Türkiye’de yayınlanan eserleri sayesinde Türkiye’de birçok insan Kırım’ı ve Kırım Tatarlarının yaşantılarını öğrenmiş oldu.

Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam adlı romanlarının ilk redaksiyonunu da şair Ziya Osman Saba yapmıştır. İlk kitabı, 1956 yılında Yaşar Nabi’nin yönetiminde olan Varlık Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabın adı “Sadık Turan’ın Hatıraları“ydı.  Daha sonra Ötüken Yayınevi ile tanıştı. Ötüken Yayınevi vasıtasıyla yirmiden fazla kitabı Türk okuyucusuyla buluştu. 

Anneme Mektuplar kitabıyla 1988’de Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülünü kazandı.

Ahmet Kabaklı’ın sözleriyle Cengiz Dağcı:

“Cengiz Dağcı, esirlik ve savaş facialarını; bir milletin insanlık dışı boş bir ideoloji olan Sovyet emperyalizmi baskısı altında çiğnenişini ve beşeriyeti yıllarca kırıp geçiren İkinci Dünya Harbi’ni yaşamış bir romancıdır. Birçok cephelerde, temerküz kamplarında, gerek Sovyet gerek Alman karargahlarında çocukluktan beri yaşamış, o felaketlerden mucize denilecek tesadüflerle kurtulmuştur. Sonradan yerleştiği İngiltere’de, kıt kanaat yaşamasına rağmen hürriyetin ne büyük saadet olduğunu hakkıyla kavramış olan Cengiz Dağcı’nın romanları, edebiyatımız için yenilik, değişik iklim ve zenginlik kaynaklarıdır.

Edebiyata belki de hazırlıksız bu Kırım Türkünün ilk romanlarındaki üslubunda çok usta olmadığı, Türkçemizi özenle kullanamadığı, sayfaları arasında gevşek ifadelere rastlandığı söylenebilir. Fakat bu eksikler belgelere, yaşanmışlığa ve bin bir faciaya dayalı cehennem hayatını anlatan bu romanlarının değerini azaltamaz.” 

ESERLERİ:

ROMAN

  • Korkunç Yıllar (1956)
  • Yurdunu Kaybeden Adam (1957)
  • Onlar da İnsandı (1958)
  • Ölüm ve Korku Günleri (1962)
  • O Topraklar Bizimdi (1966)
  • Dönüş (1968)
  • Genç Temuçin (1969)
  • Badem Dalına Asılı Bebekler (1970)
  • Üşüyen Sokak (1972)
  • Anneme Mektuplar (1988)
  • Benim Gibi Biri (1988)
  • Yoldaşlar (1991)
  • Biz Beraber Geçtik Bu Yolu (1996)
  • Bay Markus Burton`un Köpeği (1998)
  • Bay John Marple`ın Son Yolculuğu (1998)
  • Oy Markus Oy (2000)
  • Rüyalarda Ana ve Küçük Alimcan (Bir Kırım Öyküsü) (2001)
  • İhtiyar Savaşçı (2005)

ANI

  • Yansılar 1 (1988)
  • Yansılar 2 (1990)
  • Yansılar 3 (1991)
  • Yansılar 4 (1993)
  • Ben ve İçimdeki Ben (Yansılardan Kalan 5) (1994)
  • Hatıralarda Cengiz Dağcı (1998)
  • Regina (2000)

HİKAYE VE MEKTUP

  • Haluk’un Defterinden ve Londra Mektupları (1996)

ESERLERİNDEN ALINTILAR

“Kadını sevmek için önce onun ruhunu görmelisin… Çünkü onun ruhu da toprak gibidir. Nadas edilir, nadas edilir, nadas edilir; her yıl, her yıl, her yıl; art arda, art arda, art arda; yıl geçer, yıl gelir, yıl geçer, o yılın ardından başka bir yıl gelir; devşirilir, devşirilir, devşirilir, ardarda ekilip devşirilir; sonra yıllar geçtikçe yavaş yavaş rengi silik olur, kurur, ürünü tükenir, verimsiz kalır. Kadın da öyledir işte.” Dönüş/sayfa 98

“Allah’ım, insanlara yurt yoksulluğu gösterme!” Onlar da İnsandı/ Sayfa 69

Öbür dünya diyenlere kulak vermeyin siz, Bayan Teresa. Bu dünyadan başka bir dünya varsa, göremezdiniz beni bu avluda. Hepimiz aynı yere gidiyoruz. Yerin dibine. Mezara. Kimimiz öksüre öksüre, kimimiz inliye inliye, kimimiz güle güle. Ama sonuç aynı. Mezar. Soğuk, karanlık mezar.” Ölüm ve Korku Günleri/Sayfa 120

“Yaşıyor muydum, ölüyor muydum farkında değildim. Yaşıyorduysam hoş bir yaşamaydı bu; ölüyorduysam ölümlerin en güzeliydi.” Benim Gibi Biri/Sayfa 26

“Şimdi ne hayatım hayat, ne rüyam rüya!” Yurdunu Kaybeden Adam/ Sayfa 42

“Evin kadını ölünce ev de ölüyordu.” Badem Dalına Asılı Bebekler/Sayfa 71

“Nasıl oldu bilmiyorum, duvarları kırıp kaleme girdin ve o günden sonra benim hayatımda her şey değişti.” Regina/Sayfa 9

“Her biri eceli bekliyor, ecelse daha gelmiyor, ama gelecek. Belki bu gece gelir, belki de yarın… Ama o insanların ölüme ihtiyaçları var gibi. Onlar için ölümle hayat arasında hiçbir fark kalmamış. Onlar birer canlı cenaze zaten. Gözlerimin içine bakıyorlar. Hiçbiri İmdat dilemiyor.” Korkunç Yıllar/Sayfa 131

“Her şeyin sonu var; günün son saati; yolun son noktası; yaşamının son aşaması…” Ben ve İçimdeki Ben/Sayfa 47

İbrahim Şahin, yazar hakkında bir doktora çalışması yapmıştır ( Cengiz Dağcı’nın Hayatı ve Eserleri, Kültür Bakanlığı Yayınları 1998 )

İsa Kocakaplan, Cengiz Dağcı hakkında üç kitap yayınlamıştır: 1.Cengiz Dağcı’nın Dört Romanı (1992, 1998 MEB Yayınları), 2.Kırım’dan Londra’ya Cengiz Dağcı (1998 Damla Yayınları-Bu eserin ikinci bölümünü Cengiz Dağcı’nın Dört Romanı oluşturmaktadır.), 3. Kırım’ın Ebedî Sesi Cengiz Dağcı ( 2010, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları).

Cengiz Dağcı vatanından ayrıldıktan sonra Kırım’a hiç dönemedi. 22 Eylül 2011’de Londra’da vefat eden Dağcı’nın naaşı, atalarının mezarlarının bulunduğu Kırım’ın Yalta bölgesi Kızıltaş köyündeki Müslüman mezarlığına defnedildi.

Saygıyla anıyoruz.

Ceyda Sevgi Ünal

Kaynak

fikriyat.com

turkedebiyatı.org

1000kitap.com

edebiyatvesanatakademisi.com

http://www.biyografya.com

ayu.edu.tr/kiriminkisatarihi