(1926 – 28 Eylül 2014)

Kitabın adı Emmioğlu! Emmioğlu ile beraber Anadolu’nun kırsalında dolaşıyorum, o güne kadar olan hayatımda hiç görmediğim köy ve kasaba yaşamı ile tanışıyorum. Oradan oraya itilip kakılan dik başlı delikanlı Emmioğlu’na mücadelesinde eşlik ediyor, başarması için, “hadi, hadi emmioğlu” diye sıkıştırıyorum. On iki yaşındayım, babamın kitaplığından bulduğum roman, beni derinden etkilemiş, Talip Apaydın adını hafızama kazımış. Gidip o köyleri kasabaları görme isteğiyle dolup taşıyorum. Kitabın sonunda Emmioğlu ile beraber ben de rahat bir nefes alıyorum.

Yıllar geçiyor, çok zaman sonra, adını hatırlamadığım bir gazete ya da dergide bir röportajı çıkıyor Apaydın’ın. Kitaplarının yeni baskılarının yapılmadığından dem vuruyor söyleşisinde. Soluğu sahaflarda alıyorum anında. Sarı Traktör, Yarbükü, Köy Enstitüsü Yılları bir bir okunuyor. Sonra kitaplarının yeniden basıldığı haberi geliyor. Çok seviniyorum. Sonra da vefat haberini okuyorum medyada. On iki yaşında bana öğrettikleri için binlerce teşekkür ederek uğurluyorum sevgili Emmioğlu’nu!

Çocukluğumun bu unutulmaz anısında yer alan Talip Apaydın kimdi?

Köy edebiyatının en verimli ve üretken kalemlerinden biriydi. Yaşamını ülkesinin gelişmesine adamış bir idealistti. Bu ülkeye ödenecek borcu olduğu inancı ile yaşayan bir neslin insanıydı. Ülkenin “Sarı Traktör”üydü!

Apaydın,  1926 yılında Ankara’nın Polatlı ilçesine bağlı Ömerler köyünde doğdu.

“On altı yıl askerlik yapan, Birinci Dünya Savaşı’nın, Kurtuluş Savaşı’nın tüm cephelerinde tetik çeken ve yaralı olarak köye dönünce topraksız, aşsız, ekmeksiz kalan bir köylünün oğluyum. Çocukluğum onu dinleyerek geçti. ” diye yazacaktı “Köylüler”in önsözünde babası için.

Baba İbrahim, Yemen harbindeyken baskına uğrar. Süngü süngüye girerler düşmanla. Tüfeğini düşürür. Düşman askeri, tüfeğine bağlı süngüsüyle üstüne saldırır. Ölümle yüz yüze geldiği bu anda askerin tüfeğine ortasından yapışır İbrahim. İki asker de tüfeğe asılırlar. İbrahim daha güçsüzdür, düşman hatlarına doğru sürüklenmeye başlar. “İbrahim! İbrahim!” diye bir ses duyar. Baktığında kanlar içinde mülazım (teğmen) Talip Bey’i görür. “Ulan eğil, eğil!”. Eğilmesiyle birlikte “tak tak tak” diye bir ses gelir. Yaralı mülazım, İbrahim’i kurtarmış, onun kucağında sıhhiye çadırına getirilmiş ama kendisi kurtarılamamıştır. Genç mülazım çok sevdiği askeri İbrahim’e bir gün “İbrahim, sağ olur da ölmeden memlekete dönersen, bir oğlun olursa adını Talip koy” demiştir. Baba, kendisini ölümden kurtaran Mülazım Talip Bey anısına oğluna Talip adını koyar (Köy Enstitüsü Yılları’ndan özetlenmiştir).

Talip, ilkokulu Beypazarı’nda okudu. Çifteler Köy Enstitüsü’ne devam etti. “1938’de Köy Öğretmen Okulu (sonradan Köy Enstitüsü) öğrencisi olduğum gün ‘bu devlet seni okutuyor ya, tüm çektiklerim, tüm akıttığım kan ve ter helal olsun’ dediğini unutamam.” diye devam eder Köylüler’in önsözünde babası ile ilgili. Kadere bakın ki köy enstitüsüne girdiği gün Kemal Atatürk’ün vefat ettiği güne rastlayacaktır. “Kahvenin önüne oturup bekledik. Çocuk kafamla birçok şeyler düşünüyordum. Bir uğursuzluk vardı bu işte. Tam biz okumağa gidiyorduk, Atamız ölmüştü. Yollarımız kesikti bundan sonra. İçimde bir öksüzlük duygusu büyüyordu. Güçsüzlüğüm artmıştı. Ayağa kalkacak dermanım yoktu.”  (Köy Enstitüsü Yılları).

Çifteler’i bitirdikten (1943) sonra, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nden mezun oldu (1946).  Şiir yazmakla başlamıştı edebiyata. İlk şiir ve öyküleri Köy Enstitüsü Dergisi’nde yayımlandı. 1948-1950 yılları arasında Yücel, Varlık, Edebiyat Dünyası, Fikirler, İmece, Yeni Ufuklar gibi dergilerde öyküleri çıktı.

Anadolu’nun çeşitli okullarında öğretmenlik ve gezici başöğretmenlik görevlerinde bulundu. 1954’te Gazi Eğitim Enstitüsü müzik bölümü sınavlarını dışardan vererek mezun oldu. Halise Hanım’la evlendi ve üç çocuğu oldu.

Bir yandan da köy gözlemlerini yazmaya başladı. 1952 yılında, kitap halinde basılan ilk eseri yayımlandı. Bozkırda Günler. Bozkır, onun içinden geldiği, unutamadığı, asla unutmayı düşünemediği dünyaydı. Anlattı, anlattı, anlattı. 1958’de ünlü romanı Sarı Traktör geldi. Türk köylüsünün modernleşme çabalarını eski ve yeni nesil üzerinden umut yüklü anlattığı bu ilk romanı çok ses getirdi ve tanınmasını sağladı. Sarı Traktör’ü, Yarbükü (1959), Emmioğlu (1961), Ortakçılar (1964), Ferhat ile Şirin (1965), Define (1972), Yoz Davar (1973), Tütün Yorgunu (1975), Kente İndi İdris (1981) romanları izledi. Toplumcu gerçekçi çizgide, yalın, sade akıcı bir dille yazdı doğduğu, havasını soluduğu, gördüğü, öğretmenlik yaptığı toprağın köy ve köylülerini, kasabalarını. Doğduğu ülkeye borcunu yazarak ödüyordu o.

Bizlerin rahat yaşaması uğruna Kurtuluş Savaşı’nda canlarını, kanlarını verenleri anlattı ünlü üçlemesinde: Toz Duman İçinde (1974), Vatan Dediler (1981), Köylüler (1991).

“Ne kadar isterdi, kendi söylesin ben yazayım ve ondan doğrudan yararlanayım. Ama o yaşlarda bunun önemini yeterince kavrayamadım. Sonradan anlayabildim ancak. Gene de onun anılarından çok şey kattım romanıma.

Bu romanı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temelinde kemikleri, kanı ve teri bulunan, bugün çoğunun adı bile bilinmeyen o unutulmuş insanların anısına sunuyorum. Onlardan birisiydi benim babam.” diye bitirecekti Köylüler’in önsözünü, bütün o insanlara borcunu ödemenin verdiği iç huzuruyla.

Anılarını yazmayı da borç bilecekti. Bozkırda Günler’den sonra, Karanlığın Kuvveti (1967), Köy Enstitüsü Yılları (1968), Akan Sulara Karşı (1985)’yı yazacaktı. Köy Enstitülerinin unutulmaz emektarı İsmail Hakkı Tonguç’a borcunu ödeyecekti Köy Enstitüsü Yılları ile. “Bu kitabımı ‘Tonguç Baba’nın saygıdeğer anısına sunuyorum. Son görüşmemizde ‘Enstitü’ye nasıl girdiniz, nasıl okudunuz, bu duruma nasıl geldiniz, biriniz bunu anlatın’ demişti. Geç de olsa, ben bu görevi yerine getiriyorum.” diye bir not düşmüştü kitabın başına.

“Ertesi gün kendimizi Ankara treninde bulduk. Vagon penceresinden Mustafa Buğday’a bizim bozkırları gösterdim. Doğduğum köyü, yayvan tepeleri, ırmak kıyısındaki bey çiftliklerini. Oralarda geçen bizim köylülerin çileli yaşantılarını kim bilir kaç kez anlatmıştım. Polatlı’ya doğru Sakarya Savaşı’nın yapıldığı yeri görünce gözyaşlarını tutamamıştı. Buralarda ne kan akıtmıştık biz. Ulusça özgür kalmak için. Daha insanca yaşamak için. Ama yoksullukla, bilgisizlikle geçen ömür özgür bir yaşam mıdır? İnsanca bir hayat mıdır? Kurtuluş Savaşımız boşa gitmemelidir. Bunun için köylüyü bu yoksulluktan, bu karanlıktan kurtarmak gerek…” (Köy Enstitüsü Yılları)

“Hep o yıllardaki öğretmenlerimizi düşünüyorum. Bu günkü ölçülerle anlamak zor oluyor. İşi nasıl kutsal bilmişler. Çalışmayı ve çalıştırmayı nasıl benimsemişler? Yaz aylarında Orta Anadolu’nun bir kırında tatili, izni olmayan bir okulda, öğrencilerle birlikte sürüp giden bir çalışma… Öyle bir ortam yaratmışlar ki, çalışmayınca rahatsız oluyorduk. Kaytaran, işten kaçan arkadaşlarımız en büyük ayıbı işlerdi. Utanç çukuruna düşerdi. Birlikte çalışmanın, başarmanın, ortaya eser koymanın coşkunluğu içindeydik.” (Köy Enstitüsü Yılları)

Öğretmenliğinin yanı sıra başka görevler de aldı Talip Apaydın. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) yönetim kurulunda yer aldı (1961). Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine kabul edildi (1970). 1976’da öğretmenlik mesleğinden emekliye ayrıldı. Emekliye ayrıldıktan sonra Millî Eğitim Bakanlığı danışmanlığı görevine atandı, 1979’da bu görevinden ayrıldı. Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Yazarlar Derneği, Dil Derneği, Edebiyatçılar Derneği ve Köy Enstitüleri Vakfı üyesiydi.

Pek çok yazarın başına gelen ona da uğradı, takip edildi, evi arandı, kovuşturuldu. Birçok yapıtı hakkında dava açılarak kitapları toplatıldıysa da davaların hepsinden beraat etti, yılmadı, çalışma yaşamıyla beraber yazmaya devam etti. Roman ve anılarının yanında şiir, öykü, çocuk edebiyatı, makale türlerinde de eserler verdi.

Edebiyata şiirle başladı, demiştik. Şiir kitapları yayımladı: Susuzluk (1956), Kırsal Sancı (1999).

Öykü kitapları yazdı: Ateş Düşünce (1967), Öte Yakadaki Cennet (1972), Koca Taş (1974), Yolun Kıyısındaki Adam (1979), Duvar Yazarları (1981), Kökten Ankaralı (1981), Hendek Başı (1984), Hem Uzak Hem Yakın (1985), Karabasan (1989), Sıra Dışı Öyküler (1994), Öykülerle Çizgiler: Eski Yeni Öykülerden Bir Seçki (1998)

Yıllarca öğretmenliğini yaptığı çocukları unutmadı: Toprağa Basınca (1966), Dağdaki Kaynak (1975), O Güzel İnsanlar (1978),  Aloo Çocuklar (1979), Elif Kızın Elleri (1981),Yangın (1981), Merdiven (1985), Biz Varız (1996).

Tiyatro oyunları yazdı:    Bir Yol (1966), Çalgıcı Recep (1970)

Makaleleriyle eğitim ve edebiyata destek verdi: Bilgiden Bilince Eğitim (1995), Geri Kalmış Ülkelerde Özellikle Türkiye’de Eğitim Sorunları ve Devrim İhtiyaçları (1968), Devrim için Edebiyat (1971), Devrim için Eğitim (1971).

Apaydın, Tütün Yorgunu ile 1976 Madaralı Roman Ödülü’nü, Köylüler ile 1992 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, Yapılar Yapılırken ve Otobüs Yarışı ile 1975 TRT Yayınlanmamış Radyo Oyunları Sanat Ödülü’nü kazandı.

Talip Apaydın, 28 Eylül 2014’te Ankara’da, seksen sekiz yaşında yaşama veda etti. Anısının önünde saygıyla eğiliyorum.

Asil Şenol Topçu

Kaynakça:

teis.yesevi.edu.tr

www.wikipedia.org

edebiyatvesanatakademisi.com