Yusuf Atılgan ismiyle tanıdığımız yazarımızın gerçek ismi Yusuf Ziya Atılgan’dır. 27 Haziran 1921 yılında Manisa’da dünyaya geldi. Atılgan ailesi Yunanistan’dan göçmek zorunda kalmış ve Manisa’ya yerleşmiştir. Yunanların Eylül 1922’de Manisa’yı işgaliyle ailesi oturdukları dağlık bölgeden Hacırahmanlı’ya göç etti. İlkokulun bir kısmını yaşadıkları köyde, bir kısmını ise Manisa’da okudu. Balıkesir Lisesi’nden mezun oldu. Atılgan’ın ailesi tıp okumasını istedi ancak lisede de edebiyatı seçen Yusuf Atılgan, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu. Babasının bir süre para göndermemesi Yusuf Atılgan’ı maddi olarak zorladı ve o da bu yıllarda askeriyeye başvurdu. Aynı yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde edebiyatın en önemli isimleri öğretmenlik yapmaktaydı. Yusuf Atılgan’ın bu dönemde öğretmenleri arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar, Ali Nihat Tarlan ve Reşit Rahmeti Arat gibi önemli isimler yer almaktadır.

Türk edebiyatı ve Türk romanının modernist bir düzleme geçtiği 1950-1980 yılları arasında yazdı. Bu aralığın ilk modernist Türk yazarlardan biriydi.

1945 yılında Akşehir’de Maltepe Askeri Lisesinde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı. 1945’te, fakülte yıllarında bazı öğrenci hareketlerine katıldığı iddiasıyla yargılandı, altı ay Sansaryan Hanı’nda (2. Şube), dört ay da Tophane Cezaevinde hapis yattı. 1946 yılında cezaevinden çıkınca Manisa’nın Hacırahmanlı köyünde uzun süre çiftçilik yaptı. Burada evlendi. Edebiyat dışında futbola da ilgisi olan Atılgan 1950 yılında Hacırahmanlı Spor Kulübünün kurucularından oldu.

1952’de köydeki işlerini bırakarak edebiyata geri döndü. 1954’te Tercümanın başlattığı hikâye yarışmasına “Ziya Atılgan” ve “Nevzat Çorum” imzalarıyla gönderdiği iki hikâyesiyle katılarak ilk edebi ürünleri verdi ve bu yarışmada Evdeki adlı hikâyesiyle birinci, Kümesin Ötesi ile de yedinci oldu. Kendisiyle özdeşleşen Aylak Adam‘la da 1958 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’nde ikinci oldu ve geniş kitlelerce tanınmaya başladı. Sonraları hikâye alanındaki yetkinliğini Varlık ve A Dergisi’nde gösterdi. 1973 yılına gelindiğinde ikinci romanı olan Anayurt Oteli’ni yazdı. Geçim sıkıntısı yaşadığı dönemlerde 1974 yılında tiyatro oyuncusu Serpil Gence ile ikinci evliliğini yaptı. Çeşitli yayınevlerinde redaktörlük yaptığı dönemde birtakım çeviriler de yaptı. 1987 yılı önemli bir yıl oldu. Ömer Kavur, Anayurt Oteli kitabını aynı isimle sinemaya aktardı ve Yusuf Atılgan’ın daha çok tanınmasını sağladı.

Peşi sıra yaşadığı hastalıklar sonrasında,  tamamlanmamış üçüncü ve son romanı Canistan‘a çalıştığı dönemde, 9 Ekim 1989’da kalp krizi neticesinde vefat etti. Moda Camii’nde kılınan cenaze namazı sonrasında Bülbülderesi Mezarlığı’na defnedildi.

Yazarlığı:

Yazmaya 1952 yılında başladı. 1955 yılında “Evdeki” adlı hikâyesiyle Tercüman gazetesinin yarışmasında birinci, yarışmaya başka bir imzayla katılan “Kümesin Ötesi” adlı hikâyesiyle yedinci oldu. “Ölü Su” adlı şiiri Yazı dergisinde (1978), “Ayrılık” adlı şiiri Milliyet Sanat’ta (1980), Kierkegaard’dan çevirdiği bazı pasajlar Değişim dergisinde (1961-62) yayımlandı. Hikâyelerinde köy ve kasaba insanlarını anlattı. Yazarlığını da uzun süre köyünde sürdürdü. Aylak Adam adlı romanı ile adını duyurdu. Yayımlanan son öyküsü Eylemci 1987’de Gergedan dergisinde çıktı. Fakültede okurken Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisi oluşunu en büyük şansı olarak tanımladı: “Recaizade’den Proust’a, Gide’e, iyi müziğe atlayarak anlattığı derslerin ve ara sıra özel konuşmalarımızın yazarlık mizacımda büyük etkisi olduğuna inanıyorum.

Aylak Adam, 1950’lerde Türk toplumunun ve edebiyatının gündeminde olan bireysellik olgusunu genç bir aydının yalnızlığı çerçevesinde işledi. Bu kitabın kahramanı, Türk edebiyatında çağdaş bireyi tüm trajedisiyle yansıtabilen ilk romandır. Ancak bu karakter netice itibariyle hayata yenildi.

Atılgan arkasında genel olarak az bir külliyat bırakmasına rağmen Türk edebiyatında sonraki kuşakları etkilemeyi başardı. Reşat Nuri Güntekin’in “miskini” (Miskinler Tekkesi) onun ilk romanında C. karakteri ile Aylak Adam‘a döner. Bu romanında insan ve şehir yaşamı psikolojik bir yaklaşımla verilir ve yabancılaşma, yalnızlık ve aile kavramı irdelenir. Bunu bir başkaldırı olarak görenler vardır ve başka bir kült roman olan Tutunamayanlar ile aynı düzleme oturtmak mümkündür. Anayurt Oteli‘ndeki Zebercet karakteri ise yaşadığı anı anlamlandırmaya çalışan insan tipolojisinin bir ürünüdür. Bu anlamlandırma “neden ve niçin yaşıyorum sorusu” ile, yalnızlık, aşk ve cinsellik ekseninde gerçekleşir. Canistan‘da ise olaylar ve mekânlar tamamen farklıdır. Yazar bu sefer doğduğu döneme ve coğrafyaya geri döner. Bu romanında kendi hayatından izler olduğu gibi dönemini de olaylar, mekânlar ve yerel ağızlar ile yansıtmaya çalışır.

Yusuf Atılgan romanlarında iç gözlem tekniğini kullanmış ve bireyin ruh halini son derece başarılı bir şekilde okuyucusuna ulaştırmıştır. Yazar, en önemli eserleri Aylak Adam ve Anayurt Oteli’nde psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işlemiş; Anayurt Oteli‘ndeki Zebercet ile Aylak Adam’daki C çok özgün karakterler olarak Türk edebiyatının şahıs kadrosunun unutulmazları arasında yerini almıştır.

Aylak Adam romanı C. adlı şahsın yapısı, anlatım tekniği ve romandaki mekân ile zaman unsurlarının işlenişi yönüyle edebiyatımızda postmodern roman anlayışının ilk kırılmalarından kabul edilmektedir.

1973 yılında yayınlanan ikinci romanı Anayurt Oteli, Ömer Kavur tarafından sinemaya uyarlandıktan sonra, yazarının ismini yurt dışına taşıdı. Zebercet tipiyle kasabayı, yalnızlığın bir kimsesizlik olarak biçimlendiği bir çıkışsızlığı, bunalımı, cinayet ve intiharla sonuçlanan bir trajediyi anlattı. Zebercet’in sevgi açlığı, bunalım düzlemine taşınarak romanın konusunu oluşturdu.

1987’de sinemaya uyarlanmış “Anayurt Oteli” filminin kazandığı ödüller arasında, 1987 İstanbul Film Festivali, Antalya Altın Portakal, Sinema Eleştirmenleri, 44. Venedik Valencis ve Nantes Film Festivalleri ödülleri de vardır. 1990’da Hacırahmanlı Belediyesi tarafından Yusuf Atılgan Halk Kitaplığı kuruldu.

Yusuf Atılgan’ın oluşturduğu roman karakterlerinin hepsinin içinde bir isyan vardır. Yalnızlık konuları işlenmiştir. Bu durum onun gerçek yaşamıyla da alakalıdır. Ancak karakterlerin hiçbiri istediği düzeni oluşturacak güçte değildir ve roman sonunda hepsi psikolojik yıkıma uğrar.

Birçok araştırmacı onun için “Az yazmış, ama iz bırakmış bir yazar.” demiştir. “Benim yazdıklarımdan daha önemlisi günlük yaşamımdır. O benim için daha önemli.” diyen yazar gerçek yaşamına önem verdiğinden dolayı az yazdığını da itiraf etmiştir.

Köyü anlatan öykülerinde, kırsal kesimin geleneksel yaşamından kesitler sunar; şehri anlatan öykülerinde ise hali hazırdan duyulan bıkkınlık ve düzene uyumsuzluk yer alır.

Anayurt Oteli”nin kurgusu, aynı otelde kâtiplik yapan Zebercet adlı kahramanın ruhsal dünyasının açığa çıkarılması üzerine şekillenir. Bu konuda detaylı bir yazı okumak isterseniz; http://www.sevalbirdal.com/yazilar/zebercet-durtu-kuramindan-perversiyon.html adresindeki değerlendirmeye bakabilirsiniz ki “Aylak Adam” romanında C adlı kişinin ruhsal durumunu anlatır.

Hilmi Yavuz, Zebercet’i nevrozlu olarak niteledi. Berna Moran, otelin anneyi simgelediğini yazdı. Ahmet Oktay, Aylak Adam’ın kişisi C.’nin nevrotik, Anayurt Oteli’nin kişisi Zebercet’in psikotik olduğunu ayrıntılarıyla tartışarak iddia etti. Nurdan Gürbilek ise, Atılgan’ı öğretmeni Tanpınar’la taşra sıkıntısı düzleminde kıyaslayarak, Atılgan’ın dar hayatın, eksikliğin, sıradanlığın, rutinliğin yoksunlaştırdığı bir dünyanın dilini, üslûpsuzluğa razı olarak başarıyla ortaya koyduğunu yazdı.

Ölmeden önce üzerinde çalıştığı Canistan adlı romanı ölümünden yıllar sonra bitmemiş şekliyle yayımlandı. Canistan, birey planında yaşanan çelişki ve açmazdan bağımsız bir bitmemiş romandır. İnsan gerçekliğini dolaysız bir yaklaşımla ve bir köy romanı olarak ele aldı. Şiddet ve cinsellik bu kitapta en çıplak şekliyle işlendi. Bodur Minareden Öte adlı kitabı, tıpkı romanları gibi çağdaş bireyin yalnızlık ve açmazları çerçevesinde örülmüş, ağırlıklı olarak iç gözlem ve deneyime yaslanan bir öyküler toplamıdır. Bu kitap “Kasabadan”, “Köyden” ve “Kentten” adlı üç bölümden oluşur. Bu öykülerdeki kişiler, kasabada köyde ya da kentte olsalar da ortak noktaları daralan dünyalarda yaşamalarıdır. Bu kişiler, uyumsuz, yadırganan ve neticede yalnız ve çıkmazdadırlar.

Ekmek Elden Süt Memeden adlı çocuk kitabında basit bir teşhis ve intaktan öte bir masal anlatımını benimsedi.

Yazarın eserlerinin telif hakları YKY’den Can Yayınları‘na geçmesi sonrasında, Can Yayınları Atılgan’ın el yazısı notları, şiirleri, çevirileri ve dergilerde kalmış kısa öykülerinden örnekleri içeren ‘Siz Rahat Yaşayasınız Diye’ adlı eseri çıkardı. Eserde yazarın yok ettiği ‘Eşek Sırtındaki Saksağan’ adlı roman denemesinin giriş kısmı da yer aldı

Yusuf Atılgan Hakkında kimler ne demiş?

“Ne karakter çizmede, ne olay örgüsü kurmada ne de kullandığı anlatıcı konusunda geleneksel roman konvansiyonlarına uymuş yazar. Atılgan Aylak Adam’ı bir roman olarak, Anayurt Oteli’ni ise bir tür anti-roman olarak yazmış diyebiliriz.” (Berna Moran).

Boğuntu, saçmanın yaşanmasını, yaşamın tekdüzeliği vb. Ama köy ve kasaba atmosferine yerleştirilen öykülerde de aynı temel motif değil miydi çeşitlendirilen? Böyle olunca bu varoluşsal bunaltıyı kolay kolay yabancılaşma olgusuna bağlayamıyorum ben. Başlangıçta anlatmak istediğim gibi, uzamlar değildir yaşamları böyle belirleyen Atılgan’ın öykülerinde. Sorun sınıfsallıktan, toplumsallıktan, çevre belirlenimlerinden beride (ötede değil, beride) bir yerlerde biçimlenmektedir.” (Füsun Akatlı)

“Yusuf Atılgan’ın hemen hemen bütün anlatılarının ana izleği olan kişinin bir varoluş sorunu olarak yalnızlığı elbette onun yapıtlarında ilk okunan izlektir ama, ne kadar özgün olursa olsun bu Yusuf Atılgan’a özgü bir izlek değildir. Yusuf Atılgan’ın en belirleyici izleği ya da onda bir izlek oluşturan imi öncelikle “ bıyık” sonra da saç, sakal, kıldır. Tüy, iki hayvan anlatısında geçer ve bu iki tüy göndermesinin belirlediği hayvan da horozdur. Özellikle “Bodur Minareden Öte”deki ‘Kümesin Ötesi’ öyküsü, olanca doğallığına karşın, bir alegori kuşkusu uyandırır okurken.” (Güven Turan)

Yusuf Atılgan’ın Eserleri

Roman

Aylak Adam (1959)

Anayurt Oteli (1973)

Canistan (2000)

Öykü

Bodur Minareden Öte (1960)

Eylemci (Bütün Öyküleri; 1992)

Çocuk Kitabı

Ekmek Elden Süt Memeden (1981)

Çeviri

Toplumda Sanat (K. Baynes; 1980).

Piyes

Çıkış Gecesi (Barıman yayınevi, İst. 1947)

Şiirleri :

Ölü Su (şiir) Yazı, Sayı 1,1987.

Ayrılık (Şiir) Milliyet Sanat Dergisi, sayı 1, Şubat 1980.

Çeviri Şiirleri :

Gözler, (Şiir) Ezra Pound’dan, Yusuf Atılgan’a Armağan, s.129-130

Bir Yerde Hiç Gitmediğim, E.E.Cummings’ten, yayımlanmamıştır.

Çeviri Yazıları :

Kierkegaard’dan (Korku ve Titreme’den), Değişim, Sayı 2

Kierkegaard’dan (Günce’den), Değişim, Sayı 1

Kierkegaard’dan (Ölümcül Hastalık’tan), Değişim, Sayı 7

Ödülleri

1955 Tercüman Gazetesi Öykü Yarışması’nda Evdeki öyküsü ile birincilik ve Kümesin Ötesinde öyküsü ile yedincilik

Aylak Adam romanı ile 1957-1958 Yunus Nadi Roman Armağanı’nda ikincilik.

Bodur Minareden Öte ile Sait Faik Öykü Ödülü

Zeynep Pınarbaşı

Kaynakça:

tr.wikipedia.org

http://www.biyografya.com/biyografi/9086