Yazar, Romancı (27.12.1902 – 18.10.1996)

Türkiye’de çocukların en çok okuduğu çocuk kitap yazarları dediğimizde ilk akla gelen Kemalettin Tuğcu ve Ömer Seyfettin olsa gerek. Türk edebiyatına damga vurmuş bu iki isim dramatik eserleriyle bir nesli oldukça etkilemiştir. Okurlar, kimilerine göre dram, kaygı ve korkuyla yüzleşmiş, kimilerine göre bu dokunaklı, duygusal eserlerle hayatın gerçek kötüleri ve iyileriyle tanışmıştır. Türkiye Yazarlar Sendikası Kadıköy Belediyesi ile birlikte 4-10 Ocak 2020 tarihleri arasında ölümünün 100. Yılında Ömer Seyfettin’i yoğun bir programla anmıştı. Bugün de ölüm yıldönümünde Kemalettin Tuğcu’yu atölyemiz olarak anmak, onu ve eserlerini hatırlamak çok kıymetli.

27 Aralık 1902 yılında Çengelköy’de doğan Kemalettin Tuğcu, 18 Ekim 1996 yılında yine Çengelköy’de vefat etmiştir. Çengelköy’de oldukça uzun bir zamandır ikamet ediyor olmam, bu büyük yazarla aynı semtin insanı olmamız benim için oldukça özeldir. Doğduğu evin bulunduğu sokağa ismi verilen, on üç yaşında şiir ve roman yazmaya başlayan Tuğcu’nun etkili hayat hikayesine gelince:

Çanakkale ve Sarıkamış savaşlarında yaralanmış Binbaşı Ali Galip Bey ile  çok iyi keman çalan, ev hanımı Şaziment Hanım’ın oğlu Kemalettin ayakları içe dönük olarak doğdu. Babası kendisinden on altı ay büyük olan ağabeyi Nurettin’e ders verirken o da okuma yazmayı öğrendi. Ağabeyi onu kitaplarla, dergilerle desteklerken, dayısının yardımıyla öğrendiği Fransızcayı çeviri yapabilecek kadar ilerletti. Sakatlığı yüzünden okula devam edemedi. Bir süre Galatasaray Lisesi’ne devam etse de ailesinin her şeyini kaybedip yoksul hale düşmesi yüzünden bunu da sürdüremedi. Çocukluk ve gençlik yıllarını içe dönük bir şekilde yaşarken, Çengelköy’de, büyük bir bahçe içindeki köşkte henüz on üç yaşındayken şiir ve roman yazmaya başladı. Daha sonra Fazilet Tacı isimli romanını yayınlatmak amacıyla Cumhuriyet gazetesine götürdü. Burada ben durayım ve Kemalettin Tuğcu’nun sözleriyle hikayesine devam edelim. “Akrabalarımızdan bir Münevver Hanım vardı. Gelir, elimde yazdığım defteri alır, okurdu. Kaldığım yerden sonrasını, ‘Sonra ne olacak?’ diye merakla sorardı. Ardından da ‘Ama, söyleme söyleme!’ der, defteri bırakırdı. Ertesi gün yine gelirdi. Bir gün ısrar etti, ‘Niye bir gazeteye vermiyorsun?’ diye. Adını ‘Fazilet Tacı’ koyduğum bir romanımı defter halinde götürdüm, Cumhuriyet gazetesine. Gittiğimde orada oturan beyler, ‘Ne istiyorsun?’ dedi. Ben de, ‘Yazı yazıyorum. Bir defa bakın, münasip görürseniz neşredin.’ dedim. Verir vermez, dilenen bir adam gibi bir his geldi bana. Mahcup oldum. Ertesi gün bir mektup yazdım, ‘Rica ederim. Ben iyi düşünmeden size bir defter getirdim. Onu yırtın, kağıt sepetine atın. Cüretimi mazur görün.’ dedim.”

Yirmi yaşındayken bir ayağındaki sakatlık için ameliyat olup olumlu sonuç almış olsa da dayanılmaz ağrılarla çok canı yandı ve ötekinin ameliyatından vazgeçti. Bu olumsuz durum onu yalnızlığa bir kere daha itti. Bir söyleşide o günler için şunları söyledi: “Yirmi altı yaşıma kadar münzevi bir hayat yaşadım. Ne mektebe gittim, ne de gençlik hayatı yaşadım. Yalnızlığın bana verdiği can sıkıntısıyla yazmaya başladım. On üç yaşımdan beri yalnız yazı yazdım, beni bu yazılar avuttu, yazdıklarımla yaşadım.” 

II. Meşrutiyet ilan edildiğinde henüz altı yaşındaydı. Ev halkı o sabah top sesleriyle uyandı. Dedesi padişaha karşı olduğu gerekçesiyle sorgulandı. Dedesinin hastalığı ve ölümünün, bir çocuk için, o yılları da düşünürsek korku ve güvensizlik yaşattığı aşikardır. Balkan Savaşı kaybedildiğinde İstanbul’a kaçan sefalet içindeki sığınmacıları gördü. On iki yaşındayken gece yarısı annesi ve iki kardeşiyle Çanakkale’den kaçarken deniz savaşına tanık oldu. Kardeşlerine, kuzenlerine benzemeyen bacaklarının üzüntüsü genç olduğunda iyice ortaya çıktı. Buradan bakıldığında Kemalettin Tuğcu romanlarındaki yaşanmış kadar gerçek acıların damgası daha da netlik kazanmaktadır. Savaş bitip Cumhuriyet ilan edildiğinde yaralar sarılıp, yeni bir düzen kuruldu. Yaşadığı köşke akrabalar gelirler, birlikte yenilir, içilir, mehtap seyredilir, fasıl geceleri yapılırdı.

1927 yılında İstanbul dışına çıktı. Ankara yakınlarındaki Irmak istasyonuna gitti. Irmak-Çankırı demiryolu yapımında ambar memuru olarak görev yaptı. Bu görevi sırasında, köylü, işçi, binlerce kişiyle birlikte yaşadı. Sıtmaya yakalanınca İstanbul’a döndü.  1 Kasım 1928 tarihinde yapılan Harf Devrimi’nde Çengelköy’de bir fırında esnafa yeni harfleri öğretti.

1932 yılında yazı ve yayın hayatına duyduğu büyük ilgi sonucu Türkiye Yayınevi’ne girdi. Burada çeşitli görevlerde bulundu. 1936 yılında bu kuruluşun yazı işlerinde çalışmaya başladı. Yazdığı “ Üç Aylıklar” adlı romanı ile dikkatleri üzerine çekti, büyük ilgi gördü. Mürettiphanede çalışırken bir yandan da Fransızcadan “Çırak Uçman” kitabını çevirdi. O sırada çıkan Yavru Türk dergisine, Binbir Roman ve Resimli Roman’a her hafta hikâyeler yazdı. İlk romanı “Zavallı Büyükbaba” tefrika edilmeye başladı ve çok beğenildi. Piyes, güldürücü bir savaş hikâyesi ve Cumhuriyet ruhunu taşıyan öyküler yazdı. Tüm bunlar yaşanırken evlendi, çoluk çocuk sahibi oldu. Onu sağlıklı kılan şey ise en büyük tutkusu olanyazmaktı. Özellikle çocukluğunda, gençliğinde, “Benim kadar ağlayan genç yoktur,” demiştir. Ağladığında annesi hemen bir defter aldırırmış. O da yaşayamadığı hayatları yazmış. Sonra da bahçede boş bir havuzun içinde yakmış. Nedeni sorulduğunda ise şöyle ifade etmiş yazar : “Onların işi bitti. Her defterle yeni bir hayat…”

Tuğcu, hayatı boyunca, engellilerin vergi indiriminden yararlanmadı. İndirimden yararlanmasını söyleyenlere, “Ben evimden çıkıp, 56 numaralı otobüse binmek için yürüyerek, durağa kadar gidebiliyor, çalışıyor ve para kazanıyorum. Sakatlığım yaşamama, para kazanmama engel olmadığına göre, böyle bir indirimden yararlanmam da gereksiz.” diyen Tuğcu, Türk edebiyatının en üretken ve çalışkan isimlerinden biri oldu.

Kitaplarında her şeye rağmen dürüstlükten ödün vermemeyi, merhametli, vicdanlı olmayı vurgulayan, iyilerin mutlaka kazandığı bir dünya kuran Kemalettin Tuğcu’yu yakından tanımak isteyenler için yeğeni yazar ve gazeteci Nemika Tuğcu’nun Sırça Köşkün Masalcısı Kemalettin Tuğcu’nun Yaşamöyküsü adlı kitabı güzel bir kaynak olacaktır. “Hiçbir kitabında cinayet yoktur Kemalettin Tuğcu’nun; tecavüz, işkence yoktur. Gaddar üvey babalar ve kötü ruhlu üvey anneler vardır; çocuklar dayak yer, evden kovulur, ama hikâyelerin sonları iyi biter. Hak yerini bulur; çalışan, dürüst olan kazanır.” (Can Yayınlan, 2004, s. 86). 

Romanlarında duygu ve sevgi ağırlıklı temalar işleyen Kemalettin Tuğcu’nun, tercüme romanları, on iki adet aile romanı, üç yüz kadar çocuk romanı ve gazete ve dergilerde çıkmış iki yüzden fazla seçme hikâyesi bulunmaktadır. 1995 TÜYAP Kitap Fuarı Çocuk Edebiyatı Ödülü’ne de layık görülmüştür. Sinema ve dizilere uyarlanan kitapları şöyledir:


2004 – Canım Annem (TV Dizisi) 
2000 – Üvey Baba (TV Dizisi) 
2000 – Hırsızın Oğlu (TV Dizisi) 
2000 – Altın Saçlı Kız(TV Filmi) 
1999 – Küçük Besleme (TV Dizisi) 
1998 – İki Arkadaş (TV Dizisi) 
1998 – Mercan Kolye (TV Filmi) 
1998 – Babamın Günahı (TV Filmi) 
1964 – Yüz Karası(Sinema Filmi) 
1961 – Kolsuz Bebek / Üç Öykülü Film (Sinema Filmi) 
1960 – Ayşecik(Sinema Filmi) 

Yazarın öne çıkan bazı eserleri: “Üvey Baba, Küçük Hanım, Sokak Çocuğu, Yetim Ali, Ahretlik, Korkunç Yıllar, Hırsızın Oğlu, Yetim Malı, Ayşecik, Unutulan Çocuk, Yolunu Şaşıran Adam, Kimsesiz Çocuklar, Anasının Kuzusu, Yer Altında Bir Şehir, Ah Bu Çocuklar, Eskici Baba, Maymunlar Adası, Serseri Çocuklar, Babasının Oğlu, Köyden Gelen Yabancı, Pasifikte Bir Türk Genci, Balıkçı Güzeli, Çocuklar Adası, Öksüz Oğlan, Adını Değiştiren Çocuk, Altın Bilezik, İncili Terlik, Düşkün Çocuk, Sokak Çocuğu, Köyünü Unutan Adam, Yuvadan Uzak, Zavallı Büyük Baba, Küçük Serseri, Dağdaki Yabancı, Şeytan Çocuk, Annelerin Çilesi, Cambazın Kızı, Yılanlı Bağ, Yetim Ali, Annesizler, Köyden Gelen Kız, Zavallı Çocuk, Aferin Yaşar, Sokak Köpeği, Bir Ocak Söndü, Süt Kardeşler, Baba Evi, Kuklacı, Bir Garip Kızcağız, Babam ve Ben, Kuyulu Bahçe, Benim Annem, Bu Çocuk Kimin, Toprak Adamları, Babasızlar, Balıkçının Kızı, Ana Hakkı.”

“Ben yazdığım kadar yaşarım. Bana tesir eden bir küçük olayla içimden geldiği gibi yazmaya başlarım. Heyecanım süresince yazarım, edebi, ilmi, politik, bir iddiam yoktur.” Kemalettin Tuğcu

Özlem Budak

Kaynakça: turkedebiyati.org/yazarlar/kemalettin-tugcu.html

https://www.iyikitap.net/index.php/2019/04/02/sirca-koskun-masalcisi-kemalettin-tugcu/

https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/cocuk-edebiyatinin-usta-kalemi-kemalettin-tugcu/1617121