Thomas de Quincey, İngiliz Posta Arabası, Yapı Kredi Yayınları, 2012, Çeviri: Mehmet H. Doğan  

İngiliz Posta Arabası ve yazarı Thomas de Quincey (1785-1859) ile 2014 yılı başlangıç atölyesinde okuduğumuz Italo Calvino’nun Amerika Dersleri kitabı sayesinde tanışmıştık. Calvino, 1985 yılında Harvard’daki Norton Konferansları için hazırladığı bu derslerde (1) “gelecek binyıla” yani şu an içinde yaşadığımız zamana aktarmak istediği değerlerden biri olan “Hızlılık” bölümünde (2) şöyle bahsetmişti İngiliz Posta Arabası’ndan.

“Taşıt araçlarında olduğu kadar bilgide de hız çağı, İngiliz edebiyatının en güzel denemelerinden biriyle, Thomas De Quincey’in The English Mail-Coach (İngiliz Posta Arabası) adlı yazısıyla başlar. Otomobillerin ve otoyolların kuşattığı dünya üzerine bizim bugün bildiğimiz her şeyi (aşırı hızdan kaynaklanan ölümcül kazalar da dahil olmak üzere) De Quincey daha 1849 yılında görüp anlamıştı.” (3)

İngiliz deneme yazarı, afyon tiryakisi, sekiz çocuklu ailesini geçindirmek için tüm yaşamı boyunca didinen, Nabokov’un, Borges’in övgüyle bahsettikleri Thomas de Quincey’nin İngiliz Posta Arabası dışında en çok tanınan kitapları, yazar olarak üne kavuşmasını sağlayan The Confessions of an English Opium-Eater/Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları ile  On Murder Considered as one of the Fine Arts/Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet.

İngiliz Posta Arabası, dört bölümden oluşan, önsözü de dahil toplam altmış dokuz sayfalık kısa bir metin. De Quincey, “Hareketin Görkemi” başlıklı ilk bölüme 1700’lerde İngiltere’de posta arabasının “bulunmasıyla” Jüpiter’in uydularının keşfedilmesini karşılaştırarak hızlı bir giriş yapıyor. Kitap boyunca sürecek eğlenceli üslubuyla da okuru yakalıyor.

“… (Mr.Palmer) Yeryüzünde başarılması çok güç iki şeyi yapmıştı: posta arabalarını bulmuş ve bir dükün kızıyla evlenmişti. Bu nedenle de sürat ve zamanlama gibi iki büyük savda posta arabalarından hemen sonra gelen Jüpiter’in uydularını bulmuş (ya da keşfetmiş, aynı şey), ama öte yandan bir dükün kızıyla evlenmemiş olan Galileo’dan iki kez daha büyük bir adamdı.”

Metin boyunca sık sık “Ey okur” diye seslenerek yakınlık kuracağı okuruyla birlikte otuz beş yıl geriye Oxford’da öğrenci olduğu ve sık sık posta arabası ile seyahat ettiği günlere dönüyor yazar. Posta arabalarını, görünümleri ve işleyişleri ile olduğu kadar -hatta belki daha fazla- atları, yolcuları, sürücüleri, muhafızları, adetleri, sınıf farklılıkları, ahlakı, yolla ve yoldaki canlılarla -insan dahil- etkileşimleri üzerinden tanıyoruz bu bölümde. Yazara göre posta arabası kraliyeti temsil etmektedir. De Quincey’in sivri dilinden, üslubunun bana göre en önemli ikinci özelliği olan hicvinden herkes nasibini alıyor bu sırada; parlamento, aristokrasi, demokrasi, yitirilen değerler, güncel ahlak vb… De Quincey’in üslubunun bence en önemli özelliği ise görkemli anlatımı. Dört atı, dört yolcusu, uykulu sürücüsüyle Manchester’dan Bath’a her zamanki seferini yapan bir posta arabası onun anlatımıyla, Hektor’u zorlu bir düelloda az önce öldürmüş mağrur Akhileus’un göğsünü gererek tek başına ayakta sürdüğü ve gücünün nişanesini arkasında sürüklediği, Truva surlarında şanlı bir zafer abidesine dönüşüveriyor.

Kitabın en çok bilinen anlatısı “Ani Ölüm Hayali” başlıklı ikinci bölümde yer alıyor. Kelimeleriyle zamanın akışını kontrol edebiliyormuşçasına bir buçuk dakikayı altı sayfada anlatıyor De Quincey.  Uyuklayan sürücünün yanında oturan genç Thomas gecenin karanlığını delip geçen muhteşem atların gücünü ve hızını duyumsayışına görkemli diliyle bizi de ortak ederken bir anda yolun ters yönünde gittiklerini fark eder ve karşılarına romantik bir gezide usulca yol alan, genç bir çiftin bulunduğu küçük bir araba çıkar.

“Onlarla sonsuzluk arasında, bütün insani hesaplamalara göre, ancak bir buçuk dakikalık bir zaman var.”

Elinden geleni yapar Thomas.

“Benimkisi ilk adımdı; ikinci adımı atmak genç adama düşüyordu; üçüncüsüyse Tanrıya.”

Bu bir buçuk dakika süren olay yazarı o kadar etkiler ki, kitabın “Daha Önceki Ani Ölüm Teması Üzerine Kurulu Düş-Fügü”(4) başlıklı üçüncü bölümünde ölüm üzerine düşleri, hayalleri hakkında yazar De Quincey. Sigmund Freud üç yaşındayken bu dünyadan ayrılan De Quincey’nin sadece bu bölümde değil kitabın tamamında neredeyse psikanalizin habercisi olacak bir bilinç-dışı/düş akışıyla insanın en karanlık hallerine varışı, destansı üslubu ve müthiş betimlemeleriyle de birleşince oldukça etkileyici ve şaşırtıcı.

Son bölümde, kitabın nasıl ortaya çıktığını anlatır okura De Quincey. Bir anlamda düşünü analiz eder, anlamlandırmaya çalışır.

“Posta arabasının arabacı yerinden görüldüğü şekliyle gerçek sahne, bir füg parçası kadar gürültülü ve değişken bir düşe dönüştü.”

Ben de bu kitabı bana beş yıl önce, De Quincey’in şiirsel üslubuyla “düşünceli bir insana ağırbaşlı ve çoğu kez üzünçlü düşünceler esinlendiren bir şenlik” olarak tanımladığı doğum günümde hediye eden sevgili atölye arkadaşım Filiz Bilge’ye hem hediyesi için bir kez daha hem de bu yazının yazılması sırasındaki yardımları için teşekkür ederek bitireyim.

Kırmızı Başlıklı Corona

  • Calvino ders notlarını hazırlamış ancak dersler başlamadan vefat etmiştir. Hazırladığı notları eşi ve bir arkadaşı kitap haline getirerek yayımlanmasını sağlamışlardır.
  • Günümüzde çok sık karşılaştığımız, bir fikre ölümüne bağlı olup başka hiçbir düşüncenin, doğru olma ihtimali bir yana varlığına dahi katlanamayan, tartışmayı bir anlam arayışından çok kendi fikrini ne pahasına ve hangi yolla olursa olsun kabul ettirmek olarak algılayan anlayışa ithafen özellikle belirtmek isterim ki Calvino, önerdiği her bir değer için karşıtının da varlığını ve değerini incelikli bir şekilde ifade etmiştir kitabında. “…konferanslarımın konusu olarak seçtiğim hiçbir değer, karşıt değeri dışlamak amacını taşımıyor: Hafifliğe övgümde ağırlığa duyduğum saygı varlığını duyurduğu gibi, bu hızlılık savunusunun da yavaşlığın zevklerini yadsımak gibi bir iddiası yok.”
  • Italo Calvino, Amerika Dersleri, Yapı Kredi Yayınları, 2017
  • Füg: İki ya da daha fazla ses için bir besteleme tekniği. Başlangıçta sunulan bir konu (müzikal bir tema) farklı aralıklarla tekrarlanır ve bu durum eser boyunca sıklıkla devam eder.