Wozzeck karakterini canlandıran bariton Peter Mattei, “pırıltılı bir  hikayenin içinde Wozzeck eğleniyor olsaydı, bu müzik hiç iyi durmazdı” diyor. “Karşımızda korkunç bir hikaye var ve müzik kesinlikle yerli yerinde. Sadece bir ölçü bile duysanız, operanın ne hakkında olduğunu bilirsiniz”. Wozzeck konusunda aylardır süren merakım Şostokoviç’in Burun adlı operasını yazarken ortaya çıkmıştı. Yirminci yüzyıl başında yaşayan insanları içine katmasıyla birlikte ilk atonal opera özelliğini taşıyan Wozzeck’i sonunda izleyebildim. Müzik kadar METopera’nın sahne düzenlenmesi de Burun’u çağrıştırıyordu. Burun’un hikayesi Nikolay Gogol’den geliyordu, Wozzeck’in konusuysa Georg Büchner’in Woyzeck adlı tiyatro oyunu üzerine kurulmuştu.

Büchner’in 1837 yılındaki ölümüyle tamamlanamayan oyun başka yazarlar tarafından farklılaşan olay örgüleriyle devam ettirilip sonlandırılır ve yayımlanır. İlk gösterimi 1913 yılında yapılan oyun, besteci Alan Berg’i etkileyince 1922 yılında opera haline gelir.

Tiyatro metni, Marie’yi bıçaklayarak öldürdüğü için idam edilen zavallı bir adamın gerçek hikayesine dayanmaktadır. Büchner’ın karakterlerinin, dayandıkları yakın tarihin gerçek kişilerini temsil ettikleri söylenemez. Büchner  hikayenin ana hattında ve isim seçiminde gerçeğe sadık kalmıştır. Çoğu tiyatro insanı oyunu ilk modern drama olarak değerlendirir. Yazarın kendi siyasi hayal kırıklığından kaynaklanan sert toplumsal ifadeleri, devrim olasılığını veya sınıfsız bir ütopyayı reddetse de, Karl Marks’ın teorilerine yer verdiği gözlenebilir. Kimileri Woyzeck’i “psikolojik gerçekçilik” içinde değerlendirmektedir.

Brecht’in tarzını belli bir ölçüde etkilediği söylenen yazarın oyununda insanın varoluşuna karamsar ve trajik bir bakış açısıyla yaklaşılmaktadır. Woyzeck oyunu için “yalnız kalmanın kasvetiyle biten bir hayal kırıklığı” ya da “ortaçağ katedralinde bir sıra vitray pencere” tanımları yapılırken biçim olarak da oyunda farklılık vardır. Woyzeck ve Marie dışındaki karakterler karikatüre edilmiştir.

Besteci Alban Berg librettoyu kendisi yazmış, Büchner’ın ayrıksı, melankolik duygularını kaybetmemek için, atonaliteden geniş ölçüde yararlanmıştır. Operada alışılagelen arya, üçlü söyleme gibi standart biçimleri kabul görmemiştir. Wozzeck karakterine hayat veren opera sanatçısı Mattei’ye göre; müziğin, metnin ve karakterin fantastik ve olağandışı uyumu söz konudur. Her küçük ses korkutucu tuhaf ifade ve nüansla doludur. Doğru söylendiğinde, orkestrayla bir tempo içinde olunduğunda hassas bir saate benzer, ancak bunu başarmak zordur. Duygusal ve ruhsal olarak zarar görmüş, etrafındaki herkes tarafından küçümsenen, taciz edilen, sonunda delilik ve kıskançlıkla çocuğunun annesini öldürmeye itilen askerin hikayesini söylemenin kolay olmadığı aşikardır.

Wozzeck operası üç perde ve her perdede beş sahne biçiminde Berg tarafından yapılandırılmıştır. Birinci perde, Er Wozzeck’in, yüzbaşıyı tıraş etmesiyle açılır. Yüzbaşı, onun iyi bir adam olduğunu ancak gayri meşru çocuğu olduğu için ahlaktan yoksun göründüğünü söyler. Wozzeck, erdemin yoksullar bir lüks olduğu karşılığını verir.

Wozzeck ve asker arkadaşı Andres tarlalarda yakacak odun kesmektedir. Wozzeck sesler duyar, batan güneşi dünyayı tutuşturan bir ateş olarak hayal eder. Sonra aniden her şey sessizleşir.

Wozzeck’in çocuğunun annesi Marie ve komşusu Margret, pencerelerinin önünden geçen bir askeri bandoyu izlemektedir. Marie yakışıklı Bando Şefi’ne hayranlık duyarken Margret onunla alay eder. Marie, küçük oğluna ninni söyler, Wozzeck gelip ona kötü şeylerin alâmeti olarak gördüğü hayallerini anlatır. Marie onu sakinleştirmeye çalışır, Wozzeck kışlaya doğru koşar. Korkularından bunalmış Marie, odadan koşarak çıkar.

Wozzeck, sözde bilimsel araştırmasında kullandığı için kendisine ödeme yapan Doktor’u ziyaret eder. Büyük bir bilimsel keşif yapılacağına kanan Wozzeck, doktorun sadece hayal gücü olarak gördüğü rüyalarını yeniden ona anlatır.

Kapısının önündeki sokakta, Bando Şefi, Marie’ye doğru ilerler. Kadın önce direnir, sonra onu kabul eder.

İkinci perdede Marie Bando Şefi’nin ona verdiği küpelerle görünür. Wozzeck içeri girdiğinde, onları saklamaya çalışır, sokakta bulduğunu iddia ederse de Wozzeck şüphelenmiştir. Marie’ye Doktor’dan aldığı parayı verir ve ayrılır. Marie vicdan azabından bunalmıştır.

Yüzbaşı ile Doktor sokak ortasında hastalık ve ölüm hakkında konuşmaktadır. Wozzeck yanlarından geçerken, Marie’nin sadakatsizliğine ima ederek onunla alay ederler. Şaşıran Wozzeck, onlardan dünyada tek şeyle dalga geçmemelerini ister.

Şüphesi artan Wozzeck Marie ile yüzleşir ve onu itiraf etmeye zorlar. Kadın ona meydan okuyarak üzerinde onun eli yerine bıçak olmasını tercih edeceğini söyler.

Bira bahçesinde kalabalık eğlenmektedir. Wozzeck, Marie ve Bando Şefi’ni dans pistinde görür. Biri Wozzeck’e yaklaşır ve kan koktuğunu söyler. Kan içinde vals yapan biri Wozzeck’in gözünün önünde belirir.

Aynı akşam kışlada Wozzeck, bira bahçesinde olanlarla ilgili kabus görmekteyken, Bando Şefi sarhoş olmuş ve yaptığı şeyle övünmektedir. Wozzeck’le kavga eder. Wozzeck’i yere serer.

Üçüncü perdede Marie, çocuğuyla birlikte İncil’den affedilen zina ve Mary Magdalene kısımları okur. Merhamet için Tanrı’ya yalvarır.

Marie ve Wozzeck bir göletin yanında yürümektedirler. Marie kasabaya geri dönmek ister, Wozzeck  yanına oturup onu öper, sadakati hakkında alaycı sözlerini sıralar. Yanından kaçmaya çalışan kadına bıçağını çeker ve saplar.

Wozzeck tavernada içmektedir, çılgın gibi bağırır ve Margret ile dans eder. Kolundaki kanı fark ettiğinde, nereden geldiğini açıklayamaz ve dışarı fırlar.

Wozzeck gölette bıçağı arar. Ayın suçunu ortaya çıkaracağını düşünür. Bıçağı daha güvenli bir yere saklamak ve ellerindeki kanı yıkamak için suda ilerler. Doktor ve Yüzbaşı geçerken boğulduğunu duyar.

Sokakta oynayan komşu çocukları, Marie’nin oğluna annesinin öldüğünü söyler. Çocuk anlamaz, şarkı söylemeye devam eder.

Alban Berg’in Wozzeck operası hakkında yapılan bir incelemede, operanın tarihsel süreci ele alınmış ve şu sonuçlara ulaşılmıştır: Wozzeck’in sanatsal değeri sadece müzik yapısından kaynaklanmamaktadır. Opera bu müziksel dilin oluşmasını sağlayan güçlü bir librettoya sahiptir.

Wozzeck genellikle on iki tonlu veya atonal opera olarak sınıflandırılır. On iki tonlu kompozisyon tekniği, Berg’in öğretmeni Arnold Schoenberg tarafından 1920’lerde çalışılmıştır. Onun için müzikle iletişim kurmanın yeni yollarını keşfetmek için “yıkılması” gereken bir tiranlıktır tonalite sistemi. On iki tonlu müzikte, kromatik gamın tüm tonları “özgür” ve “eşit” olarak kabul edilir. Sonuç, “atonal” bir müziktir ve alışkanlığı olmayan kulaklara oldukça uyumsuz ve uygunsuz gelebilir.

Wozzeck, sadece yirminci yüzyılın opera müziği içinde değil, Batı müziğinin geneli için önemli bir değere sahiptir. Müzik gücü, librettoyu destekleyen anlatı dilinden kaynaklanmaktadır. Yazıldığı tarihlerde (1914 ile 1922 yılları arasında) hala kurumsal bir atonal müzik geleneği oluşmamıştır. Berg’in bu operasındaki arayışları ve yeni bir müzik düşüncesi için çözüm üretme çabaları, 20. yüzyılın atonal müziğine büyük katkı sağlamıştır.

Berg operayı müzikal olarak yapılandırmak için şöyle bir yöntem kullanır. Her biri beş sahneye bölünmüş üç perde. Her perdenin genel bir yapısı vardır ve her sahnenin temeli belirli geleneksel müzik formlarına sahiptir. Mesela birinci perdenin ikinci sahnesi rapsodi ve av şarkısı; üçüncü sahnesi askeri yürüyüş ve ninni gibi. Opera, ayrımcılık, yoksulluk, başka iradeye boyun eğme, toplumsal bir “dişlinin” bilinmeyen bir üyesi olma temalarını önümüze serer. Temaların uyumunu sağlayansa Berg’in müziğidir.

Wozzeck rolündeki Mattei, “İlk başta, çabanızın yüzde doksan beşi müziği doğru icra etmektir ve oyunculuk için yalnızca yüzde beşiniz vardır,” diyor. “Ancak yavaş yavaş, müzik daha kolay, biraz daha kolay hale gelir ve oyunculuğun öne çıkmasına izin verebilirsiniz. Müziği gerçekten öğrendiğinizde, onun etrafında düşünceler üretebilirsiniz, müziğe karşı oynayabilir,  birçok şey yapabilirsiniz. Çünkü müzik düşünmeden havada süzülmektedir.”

Elbette Berg’in parlak olduğu kadar karmaşık müziğinde ustalaşmak uzun bir zaman alır. Karakterin çektiği acıların doğurduğu bir gerilim vardır. Müzik hep yarı tonlu ya da yarım onludur, akortlarda bir uyum yoktur.

19. yüzyılda bir kıskançlık anında birlikte yaşadığı kadını bıçaklayarak öldüren bir Alman askerinin gerçek hikayesinden doğan Wozzeck operası yargılamaz, düşündürmeyi ve rahatsız etmeyi hedefler. 1925 yılından sonraki gösterimleri yasaklayan Naziler de çok rahatsız olmuştur.

Neredeyse yüz yıl gerimizden gelen Wozzeck  operası bugünün başyapıtı olarak kabul edilebilir. Savaşın içindeki insanların çektikleri acılar, yıkıcı etkileri,  yoksulların evrensel yoksunluğu, hepsi bugün gördüğümüz gibidir diyebiliriz.

Nükhet Eren