EYLÜL 1934 / 10 ARALIK 2006

Yüzyılların getirdiği kültürel çeşitliliğin bir ifadesi ve geniş halk kitlelerini etkilemiş Türk kültürünün vazgeçilmez zenginliklerinden birisi Aşıklık geleneğidir. Şiir, müzik ve hikaye anlatımını içinde barındıran bu gelenekle amaçlanan; dönemin  yaşayışını, etik değerlerini, hayata bakış tarzını, estetik değerlerini geniş halk kitlelerine yansıtmaktır.

Aşıklar bilindiği gibi genel itibariyle saz eşliğinde şiir okur, atışma yapar ve hikaye anlatırlar. Halk şairi bir babanın kızı olarak çocukluğum aşıkların yöresel ezgileri ve söylemleriyle geçti. Aşık Reyhani’de onlardan biriydi. Özellikle Gidirem şiiri babamın en sevdiklerinden biriydi. İlk iki kıtası ise şöyle:

Öz canımdan çok sevdiğim Erzurum
Çaresiz dişimi sıktım giderim
Gafillerden darbe yedi gururum
Çaresiz dişimi sıktım giderim

Selam olsun ecdat ile abaya
Abdurrahman Gazi Habip Babaya
Tuz ektiler çalıştığım çabaya
Kaderime boyun büktüm giderim

Katıldığı bütün yarışmalarda önemli dereceler almış, plaket, şilt, takdirmane ve başarı belgeleriyle ödüllendirilmiş, ABD’nin Michigan Üniversitesi bünyesinde yer alan Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölümü’nce 1992 yılında fahri öğretmenlik belgesi verilmiş

Aşık Reyhani, hikâye musannifi ve anlatıcısı olarak da kendinden söz ettirmeyi başaran çok yönlü bir aşığımızdır. Yaşamı boyunca hazırladığı çok sayıda plak ve kasetin içinde hikâyeler de önemli bir yer almıştır. Buradan biz de Prof. Dr. Dilaver Düzgün’ün araştırmaları ile günümüz aşıklarının pek çoğunu etkileyen Reyhani´nin yaşam hikayesine geçelim.

Asıl ismi Yaşar Yılmaz’dır. 1934 yılının Eylül ayında Erzurum’un Pasinler ilçesine bağlı Alvar köyünde dünyaya geldi. Ortakçılık ve çobanlıkla geçinen Recep ile ağa kızı olan Yıldız’ın altı çocuğunun üçüncüsüdür Yaşar. Çocukluk yılları Alvar’a yakın köylerde geçer. İlk öğrenimini yapmak üzere Horasan ilçe merkezine gidip gelen Yaşar, ilkokulu bitiremez, üçüncü sınıftan ayrılmak zorunda kalır. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra 1960’lı yıllarda dışarıdan bitirme sınavlarına girerek ilk ve ortaokul diploması alır.

Okuma yazma öğrendikten sonra Tevfik adlı komşusundan temin ettiği Kerem İle Aslı hikâyesi, Emrah ve Sümmani ile ilgili kitapları okumak Yaşar’ın öncelikli uğraşlarından biri haline gelir. 12-13 yaşlarında Aşağı Tahir Hoca köyünde yaşayan genç Yaşar köye yakın Göreşken Baba türbesi civarında uykuya dalar. Rüyasında ihtiyar bir kişi tarafından şerbet sunulur, ancak onu içme imkânı bulamaz. Alvarlı Mehmet Lütfi Efendi avucuna bir boncuk bırakır. O esnada yattığı yerin yakınından geçmekte olan atların ayak sesiyle uyanır. Uzun bir süre bu olayın şaşkınlığını üzerinden atamayan Yaşar’da hastalık belirtileri görülür. Çevresi tarafından akli dengesinin bozulduğu biçiminde yorumlar yapılır. Hocalara baktırılır, doktora götürülür. Çeşitli tedavilerden sonra sağlığına kavuşur.

Yaşar, rüyasını takip eden günlerde başlayan ve birkaç yıl devam eden aşkını 16-17 yaşlarında iken açıkça ifade etmeye başlar. Hatun adlı komşu kızını sevmektedir. Kendisini âşık şiirinin büyülü atmosferinde bulur ve kırık dökük, şiire benzeyen ilk mısraları da bu dönemlerde söylemeye başlar. Babasının bir tanıdığından kavak ağacından yapılmış eski ve kırık bir saz alır. Sazın telleri de kırılmıştır. Saza benzeyen bu eski tahta parçasına ince elektrik kablolarını bağlayarak onunla oyalanmaya başlar. Sevdiği kız Hatun’un komşu köyden biriyle zorla evlendirilmesi, bir yıl sonra eşinden ayrılıp kısa bir süre sonra da vefat etmesi Yaşar’ı büyük acılara sürükler.

Bu dönemlerde asıl köyü olan Alvar’a dönen aşığımız, Hasankale adıyla da anılan Pasinler ilçe merkezindeki kahvehanelerde yapılan âşık programlarının müdavimi olur. O yıllarda belli başlı âşık mekânları olan Samet Ağa’nın kahvesi ile Pehlivan Ethem Bey’in kahvesinde Doğu Anadolu’nun güçlü âşıkları fasıllar yapmaktadırlar. Bu fasılların dikkatli bir dinleyicisi olan Yaşar, burada ünlü âşıklarla tanışma imkânı bulur. Bozuk, eski sazıyla zaman zaman bu âşıklara eşlik eder, şiir denemeleri ortaya koyar ve karşılaşma örnekleri verir. Yirmi yaşında iken Rabia Hanım’la evlenir. Asker olduğunda birkaç aylık bir bebek sahibi olan şair, şiire olan ilgisini bu dönemde de devam ettirir. Ankara Etimesgut’ta 1955-1956 yıllarında geçen askerlik günlerinde Reyhani, şiirle iç içe yaşar. Ankara’da Behçet Kemal Çağlar’ın da hazır bulunduğu bir topluluk önünde yapılan âşıklar yarışmasına katılır. “Aman Erzurum” redifli şiiri beğeni ile karşılanır. Mensubu bulunduğu tugay için yazdığı şiiri, Kore destanı ve Çankırılı Mikdat Akdağ adlı askerin ölümü üzerine yazdığı ağıt ile dikkatleri üzerinde toplar.

Askerlik dönüşü Alvar köyünden Erzurum’a göç eder. Erzincankapı semtinde bulunan Bingöl Kahvesi ile Gölbaşı’nda faaliyetlerini sürdüren Müştak’ın ve Kompostu’nun kahvelerinde, ayrıca Mahallebaşı ve Tebrizkapı’daki kahvelerde saz çalıp şiir söyleyerek, hikâye anlatarak programlar yapar. Askerlik öncesinde Hasankale’de görüşüp tanıştığı Âşık Hicrani ile Erzurum’da da görüşür. Şiirlerinde  “Reyhani”  mahlasını kullanmaya başlar. Hicrani ile birlikte İspir, Bayburt, Erciş, Van ve Ahlat’a giderek âşık tarzı şiir geleneğini yakından tanıma ve dönemin ünlü âşıklarıyla karşılaşma fırsatını yakalar. Reyhani, usta olarak kabul ettiği Hicrani’den başka en çok Nihani, Cemal Hoca, Huzuri, Dursun Cevlani ve Turan Şahbaz (Mihmani)’dan etkilendiğini belirtmektedir. Özellikle Turan Şahbaz’la uzun yıllar birlikte olur ve onun âşıklık konusundaki tecrübelerinden yararlanır.

Bu dönemde giderek ünü yakın çevresine yayılan Reyhani, Erzurum dışında  il ve ilçelere çağrılır. 1960 yılında “Yılmaz” olan soyadını “Reyhani” biçiminde değiştirir. Böylece “Reyhani”, şairimizin hem soyadı hem de mahlası olur. Âşık Reyhani’nin hayatında 1960 yılının en önemli olaylarından biri annesini kaybetmesi, diğeri de bir yıl süren mahkûmiyetidir.

Âşıklığı bir meslek olarak kabul eden ve geçimini sazıyla sağlamaya çalışan Reyhani, 1967 yılında Erzurum Belediyesi’nde memur olarak çalışmaya başlar. Ancak bu görevini uzun süre devam ettiremez. Bir yıl süreyle yaptığı zabıta memurluğundan istifa eder. İstifasının en önemli nedeni, asıl mesleği olan halk ozanlığının bir gereği olarak sık sık Erzurum dışına çıkmak istemesi ve her çıkışta karşılaştığı izin problemidir.

Reyhani, 1968 yılında Konya âşıklar bayramına âşık olarak katılan ve Sarıcakız mahlasıyla şiirler söyleyen İlkin Manya ile tanışır. Meslektaşlık düzeyinde başlayan ilişkileri 1970 yılında evliliğe dönüşür; ancak bu ikinci evlilik uzun sürmez. Reyhani, bir yıl sonra ikinci eşinden ayrılmak zorunda kalır.

1976’da Gölbaşı semtinde Âşık Nuri Çıraği ile birlikte açtığı âşıklar kahvesi ile geleneğe hizmet eden Âşık Yaşar Reyhani, aynı yıl içinde kuruluşunu gerçekleştirdiği Erzurum Halk Ozanları Kültür Derneği’nin başkanlığını 1989 yılına kadar yürütür ve aynı yıl Bursa’ya yerleşir. Erzurum’dan ayrılmak onu derin bir üzüntüye de sokmuştur. Memleket hasretiyle yazdığı şiirlerden biri Gidirem şiiridir. 1998 yılında geçirdiği rahatsızlığın ardından uzun bir süre tedavi görür. Bu süre içinde sanatını icra etmekte zorlanır. 10 Aralık 2006 tarihinde Bursa’da vefat eder ve Bursa Yıldırım ilçesi Değirmenönü mezarlığında toprağa verilir.

Reyhani’nin yedi çocuğu dünyaya gelmiş, bunlardan Yüksel 1995 yılında vefat etmiştir. Hayatta olan çocuklarından Mansuri ve Ozan saz çalıp şiir söyleyebilmekte, Yasemin ise şiir yazmaktadır. Yüksel Reyhani de ileri düzeyde saz çalarak âşık tarzı şiir geleneğini farklı bir yorum ve üslupla sürdürmekte idi.

Türkiye’nin bütün bölgelerini gezerek çeşitli programlara katılan Reyhani, çok sayıda yurt dışı seyahati de gerçekleştirmiştir. Sanatını icra etmek ve kültürel etkinliklerde bulunmak üzere gittiği ülkeler şunlardır: Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda, İran, İsveç, İsviçre, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Macaristan, Norveç, Suudi Arabistan, Türkmenistan.

Reyhani’nin başarılı olduğu alanlardan biri de muamma çözme ve askı indirmedir. Âşık tarzı şiir geleneği içinde “askı” ve “muamma”, cevabı kendi içinde gizli bulunan bir çeşit bilmecedir. Âşıklar, mesleki birikimleri ve sezgileriyle bu tür bilmeceleri çözmektedirler. Reyhani de muhakeme yeteneğini kullanarak muamma çözen güçlü âşıklarımızdan biridir.

Reyhani 1960’lı yıllarda “Alvarlı Reyhani Divanı” ve “Böyle Bağlar” adlı kitapları da hazırlamıştır.

Günlük hayatın çarpıklıklarını sade ve dolambaçsız bir ifade ile ortaya koyan eserlerlerinde Reyhani’nin şikâyetleri köy hayatı ile sınırlı değildir. Gecekondu semtlerinin problemleri de onun şiirlerinde gündeme gelir:

Planı yok yolu bozuk

Her bakımdan hali bozuk

İçinin ahvali bozuk

Ah şu bizim gecekondu.

Çoğu kez ekonomik açıdan yetersiz şartların hüküm sürmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan gurbet olgusu, Reyhani’nin şiirlerinde en ileri boyutlarıyla gündeme gelir. Hem Doğu Anadolu Bölgesi’nin, özellikle Erzurum’un köy hayatını yansıtan, hem de sıla özlemini memleketçi bir anlayışla dile getiren ve “Erzurumlu gelin düştü aklıma Çıkıp yollarıma bakanım ah ah” mısralarıyla başlayan ünlü şiiri, bunun çarpıcı örneklerinden birini ortaya koyar. Gurbetle bağlantılı olarak aşığımızın şiirlerine giren bir başka konu da yurt dışına giden ve gittikleri ülkelerde kültürel bunalım yaşayan insanlarımızın problemleridir. Özellikle çok sayıda yurttaşımızın işçi olarak gittiği Almanya, dikkatlerin en fazla yoğunlaştığı ülkedir. Reyhani, sık sık gerçekleştirdiği Almanya gezilerinde insanımızın yaşadığı sıkıntıları ifade etmeyi bir görev kabul eder. Örneğin Pasinler’in Alvar köyünde çocuklarıyla birlikte çaresizlik içinde kıvranan ve Almanya’daki eşinin yolunu gözleyen kadının samimi duyguları ile Köln kentinde işçi olarak çalışan ve ailesiyle ilgili sorunlara sırt çevirmiş bulunan erkeğin duyarsızlığı Reyhani’nin şiirinde birleşir.

Özlem Budak

Kaynakça

http://www.erzurumkulturturizm.gov.tr/Eklenti/52685,dilaver-duzgun-asik-yasar-reyhani-hayati-sanati-ve-siir-.pdf?0