John Adams’ın Doktor Atomik operası, Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin Manhattan Projesi olarak bilinen, fizikçi Robert Oppenheimer ile General Leslie Groves tarafından yönetilen çok gizli bir proje olan atom bombasının ilk testine kadar geçen iki haftayı anlatır. Hikayenin çoğu, 15 Temmuz 1945’te, ilk atom bombasının New Mexico’da Trinity adı verilen deneyinin yapıldığı günde geçmektedir. Peter Sellars, librettoyu ABD hükümeti belgelerinden, mektuplarından ve John Donne, Charles Baudelaire, Muriel Rukeyser, Bhagavad-Gita, Amerikan Tewa Kızılderililerinin şiirlerinden yaratmıştır.

Adams’ın üçüncü operasının müziği karmaşık ve karanlıktır. Adams özgün bestesinin yanında modern dünya seslerinin bir derlemesi olarak; çalışan motorlar, 1940’ların pop müziği, ağlayan bebekler ve Japonca konuşmalar dahil olmak üzere farklı biçimde iletişim kuran unsurları müziğe dahil etmiştir.

18. ve 19.yüzyılın Avrupalı Verdi, Wagner, Puccini gibi anlı şanlı opera bestecilerinden sonra 21.yüzyılda eserler veren iki bestecinin müziğini anlamaya çalışmaktayım bir süredir. Philip Glass ve John Adams. Doktor Atomik Metopera’da günlük gösterim sırasına girince ilk olarak Adams’ı yazmak kaçınılmaz oldu.

Yaşadığımız zamanın parlak müzik insanlarından biri olan, 1947 doğumlu John Adams’ın anne ve babası caz müzisyeniydi. Babasından klarnet çalmasını öğrenince yakınlarında bulunan caz orkestraları ve gruplarında klarnet çalarak müzik yaptı. 11 yaşında müzik teorisi dersleri almaya başladı. Harvard Üniversitesi’nde, diploma tezi olarak bir müzik kompozisyonunun kabul edilmesi ilk defa John Adams için uygulandı. Müzik hocalığı için seçtiği şehir San Francisco’ydu. Frigya Kapıları ve Çin Kapıları gibi minimalist müzik olarak adlandırılan bazı besteler yaptı. Kendi üslubunda yaptığı müziklerden biri olan Shaker Loops (1978) adlı yedili (septet) yaylı çalgılar bestesi Bar Kelebeği adlı sinema filminde yer alınca tanınırlığı arttı.

Operalarına gelecek olursak; Nikson Çin’de (1987) Adams’ın müziğinin karşı konulmaz hayal gücü, kuvvetli bir tonal gerçeküstücülüğün ulaştığı hassaslık olarak değerlendirildi. İkinci operası olan Kinghoffer’in Ölümü (1991), 1985 yılında Filistinliler tarafından kaçırılan gemide öldürülen Kinghoffer’in hikayesiydi. Opera teröristlere sempati yarattığı gerekçesiyle protestolarla karşılaştı.

Adams’ın Doktor Atomik’inin birinci perdesinde banttan gelen seslerle radyo sesleri sonrasında fizikle ilgili şarkı söyleyen koro duyulur ve ince sahne perdesi yükselir. Sahnede görüntülere eşlik eden seslerde; bombayı yapmak, Japonları uyarmak, savaş etiği, Almanya teslim olduğu için bombanın gerekliliği gibi sözcükler duyulur. Fizikçi Teller, vicdanını dinlediği bir şarkıyı söylemeye başlayan ilk kişidir. Başka bir fizikçi Wilson başkana yazılan bir dilekçeyi okur. Bilim insanları halkın içinde büyüyen muhalefet konusunda endişelidirler. Ardından sahne değişir. Robert Oppenheimer yatak odasında çalışırken karısı Kitty dikkatini çekmeye çalışıp “Senin Işığında mıyım? (Am I in your Light?)” aryasını söyler. Ardından Oppie ona bir aşk şarkısıyla cevap verir.

Bu esnada, hava durumunun bir engel yaratabileceği durumu belirir. Çöl fırtınası yaklaşmaktadır ve yapılacak atom bombası testinin gecikmesi sözkonusu olmuştur. Sahnede şimşekler çakarken General yaptığı diyetten söz eder. İlk perde Oppenheimer’in söylediği “Kalbimi Yumrukla (Batter My Heart)” aryasıyla tamamlanır. Yaşanan saatlerin Faustvari yönleri ortaya çıkmaktadır.

İkinci perde gerilimle başlar. Bebeğinin odasında Kitty’in çaresizliği, Kızılderili yardımcısının söylediği ninniler dışarıdaki karmaşıklığın yansımasıdır. Sahada hava durumu tartışmaları ve evde Kitty’nin daha fazla şarkı söylemesiyle kesilir. General başarısızlıktan çok korkmaktadır. Teller, hesaplamalar yanlış yapılmışsa patlamanın atmosferi tutuşturacağı kaygısını dile getirir. Wilson’un bombanın tam yanında çalışırken taşıdığı duygular sürekli çakan şimşekler gibidir.

Patlama sireni çaldığında oluşan baş döndürücü gerilimin sahneye taşınması; hava durumu hakkında daha fazla tartışma, ninni, bir çeşit yağmur dansı, koro,  radyo parçacıklarından oluşan uvertür benzeri kolaj ve hoparlörlerdeki seste araba ve uçak sesleri. Heyecan ve gerginliğin ölçüsü yoktur. Tüm oyuncuların arkasında sahneyi dolduran beyaz ışık sonrası gelen çığlığın ardından su isteyen Japon kadının sesiyle opera sonlanır.

Operanın içeriğinin nasıl oluşturulduğuna ilişkin detaya bakmak müzik kadar tarihe, edebiyata, Doğu felsefesi ve Kızılderili kültürüne yakın duranların ilgisini çekecektir.

Librettist  Peter Sellars, çok çeşitli belgelerden metinleri Doktor Atomik‘in librettosuna dahil etti. Sonuç, atom bombasının ilk testinin hikayesini anlatan bir şiir, tarih, biyografi ve felsefe kolajı oluştu.

Tarihi Belgeler ve Tarih Kitapları

Sellars, Los Alamos atmosferini yakalamak için Manhattan Projesi’nin gizliliği kaldırılmış askeri belgelerinden, bilim insanlarının anılarından ve biyografilerinden yararlandı. Ayrıca tarih kitapları ve röportajları kullandı. Sellars ve Adams birlikte, Los Alamos’taki çalışmanın karmaşıklığını, önemini ve hayal kırıklıklarını aktarırken şiirsel dili bilimsel örgüde kullandılar.

Sellars’ın kullandığı metinlerden bazıları şunlardı: Los Alamos’taki iki toplantının tutanakları: 10-11 Mayıs 1945’teki  Hedef Tetkik Komitesi toplantısı ve 31 Mayıs 1945’te Geçici Komite toplantısı.

Bilim adamı Leo Szilard’ın Başkan Truman’a yazdığı dilekçede, “Japonya’ya öne sürülecek şartlar ayrıntılı olarak halka açıklanmadıkça ve Japonya bu şartları bilerek teslim olmayı reddetmediği sürece” ABD’nin Japonya’ya atom bombası atmasını istemiyordu. Dilekçe, Manhattan Projesi Metalurji Laboratuvarı’nın 69 personeli tarafından imzalandı (17 Temmuz 1945).

Bilim Adamı Edward Teller’in Anıları: Bilim ve Politikada Yirminci Yüzyıl Yolculuğu.

John Donne Şiiri (1572-1631)

Oppenheimer’ın şiir sevgisi biliniyordu; aslında gençken şair olmayı istemişti. İlk atom deneyine verdiği Trinity adını metafizik şair John Donne’un iki “kutsal sonesinden” almıştı. Oppenheimer, General Leslie Groves’a 1962’de yazdığı bir mektupta, Manhattan Projesi’nin son günlerinde aklında dönüp dolaşan Donne’den bir alıntıya yer verdi:

Tüm atlaslarda (ben onlardan biriyim)

 Doğu ve Batı Bir ise

Ölüm yeniden dirilişe kavuşur

(Hymn to God, My God, in My Sickness şiirinden )

Atom bombasının Japonya’da, Doğu ile Batı’nın buluştuğu sınırın yakınında kullanıldığını hatırlamak ona üzüntü vermişti. Aynı mektupta Oppenheimer, Trinity ismini verirken doğrudan “Batter My Heart” ile başlayan Donne sonesinden ilham aldığını açıkladı. Donne, şiirde kendisini şeytanın ele geçirdiği bir şehir olarak tasvir eder.

Yüreğimi yumrukla

Oysa şimdiye kadar

Üç kişilikli Tanrı

Kapıyı çalar, soluk alır, parıldar ve iyileşmeye uğraşır

Oysa ben doğrulurum ve ayakta kalabilirim

Fırlat at beni

boyun eğdir, hırpala, patlat, yak,

Yeni beni yapmak için

Oppenheimer’ın bu sonenin “üç kişilik tanrısı” nı ilk atom testine isim olarak vermesi, onun bombayı nasıl gördüğüne işaret ediyor: yıkıcı ama yaratıcı bir güç olmak, fethederek düşmanları da kurtarabilmek, yeni dünyaya yol açmak için eski eski dünyayı temizlemek.

John Adams, bu soneyi Doktor Atomik‘te Oppenheimer için bir arya olarak besteledi.

Muriel Rukeyser’in Şiiri (1913–1980)

Kitty Oppenheimer, kendini sol hareketlere adamış tutkulu bir entelektüeldi, aynı zamanda alkol bağımlısı karmaşık bir kadındı. Doktor Atomik‘te kadın zekasının, şefkatinin ve ahlaklı olmanın temsilcisi olarak göründü. Sellars, Kitty’yi feminizm, eşitlik ve sosyal adalet gibi konularla uğraşan 20.yüzyılın Amerikalı şairi Muriel Rukeyser’in sözleriyle canlandırmaya karar verdi.

Kitty’nin aryası “Paskalya Arifesi”, Rukeyser’in Easter Eve 1945 şiirinden alınmıştır. Ölüm karşısında  yaşamın dayanıklılığı üzerine bir meditasyondur denebilir:

Şimdi barışı söylüyorum ruhun ihtiyacı olan barış,

Savaşsızlık değil ama vahşi bitmeyen alev.

Tüm erkekler için: çaba özgürlüktür, çaba barıştır,

dövüşür. Ve tüm bu gerçekler sürdükçe tin evine gider,

    Uçar kendi pırıltılarıyla

    Cennetten daha güvenli ve eksiksiz bir yere

Charles Baudelaire’in Şiiri (1821-1867)

Oppenheimer, şiirleri ölüm, zaman, cinsiyet ve ahlak etrafında dönen Fransız şair Baudelaire’in eserlerini sevmişti. Sellars, Oppenheimer’ın karısına karşı duygularını tasvir etmek için ondan yararlandı. Oppenheimer, Doktor Atomik‘in birinci perdesinde, Kitty’yle yatak odasında olduğu sahnede şairin “Saçlarında Bir Yarımküre” şiirinden alıntı yapar.

Oppenheimer gerçek hayatta Baudelaire’in şiirlerini Trinity çalışma alanına getirmişti. Sonraki yıllarda birçok bilim insanı, testin geri sayım sırasında zamanın yavaşladığını söyledi. Gözlemci James Conant, saniyelerin bu kadar uzun olabileceğini asla bilmediğini ifade etti. Oppenheimer, Doktor Atomik‘te, Trinity’nin geri sayımı sırasında geçmeyen zaman deneyimini tanımlamak için Baudelaire’in sözlerini kullanıyor:

“Hayır! Dakikalar yok artık, saniyeler yok! Zaman silindi: durasızlık egemen her şeye, bir hazlar durasızlığı!

Tewa’nın Şarkıları

Doktor Atomik‘teki tek kurgusal karakter Kitty’nin hizmetçisi Tewalı Pasqualita’dır. Los Alamos yakınlarındaki Kuzey New Mexico’da yaşayan bir Kızılderili halkı olan Tewa topluluğundan birçok kadın Manhattan Projesi’nin bilim insanları için hizmetçi olarak çalıştı. Pasqualita adı gerçek Tewalılardan birine aittir.

Bhagavad Gita

Oppenheimer, kadim Hint destanı “Kutsal Kişinin Şarkısı” nı veya Bhagavad Gita’yı orijinalinde okumak için Sanskritçe öğrenmişti. Sellars, Bhagavad Gita’nın bazı kısımlarını Doktor Atomik libretto’ya dahil etmekten geri durmadı.

Bhagavad Gita, Hint destanı Mahabharata’nın bir parçasıdır. İki ordu bir savaştan önce karşı karşıya gelirken, Prens Arjuna, Tanrı Krişna’dan onu ön saflara götürmesini ister. Savaşın diğer tarafında arkadaşlarını, aile üyelerini ve öğretmenlerini görünce içi şefkatle dolan Arjuna, Krişna’ya savaşması gerekip gerekmediğini sorar. Krişna’nın cevabı, reenkarnasyondan aydınlanmaya, zamanın ve eylemin doğasına kadar konuları kapsayan Hint felsefesinin bir damıtılmasıdır.

Krişna, her insanın görevini yapması gerektiğini, aksi takdirde evrenin kaosa sürükleneceğini açıklar. Mücadele ettiği savaş adil bir savaştır ve dünyada doğruluğu tesis etmek için savaşılır. Arjuna eylemden kaçınmamalı, evrenin kendi yoluna gitmesine izin vermelidir. Krişna, Arjuna’ya insanın büyük şeylerin şeması içinde ne kadar küçük olduğunu gösterir.

Oppenheimer, savaştan sonra bir gazeteciye, Trinity’de bomba patladığında, Hindu kutsal kitabından Bhagavad Gita’nın satırını hatırladığını söyler; “Vişnu, prensi görevini yapması gerektiğine ikna etmeye ve onu etkilemeye çalışırken çok kollu biçimini alır ve ‘şimdi ben ölüm oldum, dünyaların yok edicisi’ der”.

Sellars ve Adams, Bhagavad Gita’nın bazı kısımlarını kullanmaya devam ederler. Örneğin, İkinci perde üçüncü sahnede koro şu sözleri söyler:

Seni gördüğümde, her yerde hazır olan Vişnu,

Ağzı açık ve alev gözleri bakıyor

Bütün huzurum gitti; kalbim tedirgin

John Adams’ın Doktor Atomik’in merkezindeki Manhattan Projesi’nin parlak fizikçisi J. Robert Oppenheimer kimdir?

Manhattan Projesi’nin Los Alamos çalışma sitesinin başkanı J.Robert Oppenheimer, erişilmesi güç zekası, sert martinileri, işaret parmağı ile orta parmakları arasında kilitlenmiş gibi duran sigarası, Doğu felsefesine olan ilgisiyle tanınmıştı. “Atom bombasının babası” olarak nam salan fizikçi, bilimin ön saflarında bulunsa da hükümet tarafından komünist sempatizanı şüphesiyle sorgulanacaktı.

Oppenheimer’ın bilime olan ilgisi, çocukken büyükbabasının kendisine verdiği  mineral koleksiyonunu inceleyerek, kendisinin “kristallere, onların yapılarına hayranlık” dediği şeyle başladı. 1922’de Harvard Üniversitesi’ne kaydoldu ve üç yıl içinde summa cum laude ( en yüksek not) ile mezun oldu.

Cambridge’de yüksek lisans öğrencisi olan Oppenheimer, hayal gücünü harekete geçirecek  kuantum teorisiyle karşılaştı. 1927’de doktorasını aldığı Almanya Göttingen’deki Georg-August-Universität’a gitti. İki yıl sonra, Caltech ve Berkeley’de tekrar çalışmak üzere Amerika’ya döndü.

Oppenheimer’in teorik fizik alanındaki ilerlemesi, moleküllerin kuantum davranışına ilişkin bazı yenilikleri içeriyordu. Araştırmaları kara delikleri, göreli kuantum mekaniğini, kuantum alan teorisini ve kozmik ışınları anlamak için zemin hazırladı.

Başarıları, atom silahlarını geliştirme çabası içinde olan ABD ordusunun dikkatini çekti. Manhattan Projesi’nden sorumlu askeri subay General Leslie Groves, Los Alamos deneylerine liderlik yapması için Oppenheimer’ı seçti. Oppenheimer,  iki yıldan biraz fazla sürede ve iki milyar dolardan fazlaya mal olan projeyi yürütmek için bilim alanında 1500 kişiyi Los Alamos’ta topladı ve John Donne’nin şiirine gönderme yaparak “Trinity” adını verdi.

16 Temmuz 1945’te saat 05: 30’da New Meksiko çölünün ufku, tarihçi Richard Rhodes’un dediği gibi “tamamen yanlış yönden gelen bir şafak” la bembeyaz oldu. Yıllar sonra Oppenheimer, “Dünyanın eskisi gibi olmayacağını biliyorduk. Sanırım şöyle ya da böyle hepimiz aynı şeyi hissediyorduk” dedi.

Oppenheimer, 1961 tarihli bir röportajında “Bilim adamları suçlu değiller” dedi. “Çalışmamız insanların yaşadığı koşulları değiştirdi, ancak bu değişikliklerin kullanımı bilim adamlarının değil hükümetlerin sorunudur.”

Ayrıca Oppenheimer, başkan Truman’ın Japonya’ya karşı bombayı kullanmasını kendisinin istemediğini dile getirdi. Sonraki yıllarda daha da güçlü hidrojen bombasının geliştirilmesine karşı geldi.

Zaman geçtikçe yarattığı şeyin küresel meseleler üzerindeki derin etkisinin farkına vardı.  “Atom bombası vidanın dönüşüydü” dedi. “Gelecekteki savaş olasılığını dayanılmaz kıldı. Bizi dağ geçidine giden yolun son basamaklarına götürdü; ve ötesinde farklı bir ülke vardı.” Çoğu aydın gibi,1954’te Senatör McCarthy’nin Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi’nin önüne geldi. Oppenheimer 1967’de 62 yaşında gırtlak kanserinden öldü.

Operanın sözü edilen aryalarının bağlantıları;

Işığında mıyım? (Am I in your Light) aryası ve Baudelaire şiiri aryası

Kalbimi Yumrukla (Batter My Heart) aryası

Paskalya Arifesi (Easter Eve 1945) Aryası

Koronun Bhagavath Gita söylemesi

Nükhet Eren