Mustafa Seyit Sutüven, Bütün Şiirleri, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 1976


Böyle bir suyu ancak sen yazabilirdin ve ancak sen yazdın (1)


Sutüven
(2)
Bir kayadan duman duman
On yedi metre atlayan (3)
Dağ kokusuyla yüklü su.

Boşluğa fırlayınca, saç (4)
Düştüğü yerde üç kulaç
Mavi su, ak köpüklü su.

Şi’rin elindesin bugün
Eski masalların bütün
Canlanacak birer birer

Akha’lılar da bir zaman
Şâir, ilâhe, kahraman,
Şi’rini burda içtiler.

Hepsi tapardı rengine,
Rastlamamıştı dengine,
Hiçbiri, Mor Teselya’da.

Öyle efsunludur bu yer
Şi’rine borçludur Homer
Çünkü senindir İlyada.

Eski, uzun zamanların
Tığ gibi kahramanların
Türküsüdür sesin henüz. (5)

Dağda hayat uyandıran
Taşları duygulandıran
Bir son ilâhesin henüz.

Afrodit olmadan ilâh (6)
Dağdan inerdi her sabah
Elde gümüş hamam tası.

Burda çıkardı örtüden
Kimseye gösterilmeyen
Gerdanı, göğsü, kalçası.(7)

Altına mavi mermerin, (8)
Üstüne ak köpüklerin
Kurt gibi saldırırdı hep.

Kimseye belli etmeden,
Hırsla kucakladıkça sen,
Göğsünü kaldırırdı hep.

Burada Moğol, Yunan, Mısır,
Med, Roma, Türk asır asır
Taptı döküldüğün yere.

Tanrıların konakları,
Orduların otakları
Burda ererdi göklere.

Söylediğim masal değil;
Atları, kahraman Aşil
Burda sulardı bir zaman.

Burda gezerdi Keykubad,
Burda keserdi Mihridat,
Burda içerdi Antuvan!

Göğse nasıl batarsa diş
Öyle derinden işlemiş
Taşlara Hektor’un izi.

Söyle, bugün niçin, neden
Bunca ilâhlığınla sen
Kulluğa almadın bizi?

Halbuki bir Yunan kadar,
Hüsnüne her tapan kadar
Tapmayı biz de anlarız.

Bizleri başka görme sen;
Hüsnü, Hudâ kadar seven
Gönlü temiz adamlarız.

Hepsini at da bir yana,
Bâri o günlerin bana
Şi’rini söyle, tatlı su!

Şi’rini, geldiğin yerin
Şi’rini, eski günlerin
Söyle, köpük kanatlı su!

Behçet Necatigil, Mustafa Seyit Sutüven’in ölümünden sonra yayımlanmış şiir kitabının önsözünde; Sutüven’den bize kalan, yalnız bu dosyadaki şiirler miydi? Kendisi yayınlanan şiirlerini dergilerden kesmez, toplamaz, hiç değilse yayın ve yer tarihlerinin bir yere not etmez, bir listede sıralamaz mıydı? Bilmiyoruz demiştir. (9) Önsözün ilerleyen satırlarında, Behçet Yazar’ın, antoloji kitabında Sutüven şiirini 1934 tarihli olarak kaydettiğini belirtir Necatigil. (10) Aslında ısmarlama bir şiirdir Sutüven. Edremit Kaymakamı Mithat Kemal Bey, Atatürk’ün Edremit’e teşriflerini bu su başında değerlendirmek için, vaktiyle Roma’nın, Lidya’nın ozanlarının ilham kaynağını aldıkları bu yerde, medeniyet tarihini Türk tarihi sinesinde toplayacak Şairi çağırtıyor. Yıl 1934… Ozanımız Sutüven’i yazıyor, ama rahmetli kaymakam, bir hamasi şiir beklerken, şairin deyimlerinde gizli vatan sevgisini yeterli bulmuyor. Yirmi beş sene sonra bugün, bütün sanatçılar, bu şiiri inceliyor ve taktir ediyorlar yazılıdır. (11)
Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri kitabında; Sutüven şiirinin göze çarpan özelliği, çok kuvvetli bir ahenge sahip olmasıdır. Bu ahengi vücuda getiren sadece aruz vezni değildir. Üç mısralık ünitelerden mürekkep olan şiirde kafiyelerin birbirine yakın ve ses bakımından çok uygun oluşu, mısraları teşkil eden kelimelerin çeşitli seslerle kafiyeleri takviye etmesi ve zenginleştirmesi de bunda mühim rol oynamaktadır demektedir. (12)
Şairin soyadı olarak da seçtiği Sutüven, Edremit yakınlarında bir çayın, çavlanın adıdır. Şiirde Sutüven’i, İda’yı (Kazdağları), Edremit yöresini görsel yanıyla, coğrafi özellikleriyle ya da bugünü dünü, tarihteki herhangi bir dönemi ile değil, mitolojik değerleriyle ele alır Mustafa Seyit Sutüven. Zeus, Hektor, Afrodit ve Aşil’i besleyen bu toprakların bir dengi bulunabilir mi Mor Tesalya’da diye sorar okuyucusuna.
Yunanca mithos, söz anlamına gelir. Söylenen ya da duyulan sözdür. Ancak bunlara her zaman güven duyulmaz, çünkü sözlü gelenekte insanlar gördüklerine, duyduklarına kendilerinden bir şeyler katarlar. Bu, daha çok masal, öykü, efsane gibi anlatılır. Yunanca’da iki tür söz vardır. Bunlar epos ve logos’tur. Ozanlar epos’u süsleyerek, ölçülü bir biçimde sunarlar. Bu şiirdir, ezgili şiirdir, destandır… Mithos ile epos birbirleriyle ne denli uyum içindeyseler logos bu ikisinin karşıtıdır… Ancak ne var ki mithos’ları sistemleştiren, inceleyen mitologya’ya da ek olmuştur. Giderek mithos, epos ve logos birleşmişlerdir. (13)
Sutüven şiirinde, İlyada Destanı’ndaki mitolojik olaylar kişiler, yerler vardır, bir dizesinde Homeros’un bizzat kendisinden de söz edilir. Şiirde baskın olan Yunan Mitolojisidir, ancak bunun yanında sonlara doğru mitlerden, tarihi kişilere, halklara geçiş yapıldığını da görürüz. Merkezde olan hep Sutüven Şelalesidir, İda’nın doruklarından ince ince süzülen, birleşip büyüyerek buradan çağıldayarak dökülen ak köpüklü Sutüven, şiirdeki mitolojik kahramanları gölgesinde bırakır, İmge yönünden oldukça zengin olan Sutüven’de imgeler birçok yönden çeşitlilik göstermektedir. Şiir başta görsel imgeler olmak üzere, tarihi, mitolojik, dini ve şiirsel (dilsel) imgelerle donatılmıştır.
Şair bu şiirde öncelikle Eski Yunan mytosları üzerinde durur. Ama şairin seçtiği mitoslar Yunan’dan çok bu coğrafyanındır. Amacı mitosları anlatmak değil, bu yerlerin büyüleyici güzelliğini ve bu yerlerin tarih öncesi devirlerden beri ne tür mytoslarla zenginleştiğini, giderek tüm dünyaya mal olduğunu vurgulamaktır. Çünkü bu yerler dünyanın en güzel yerleridir. Afrodit’i ilah yapan bu yerlerdir. Çünkü burada yetişmiş Paris onu güzellik tanrıçası seçmiştir. Afrodit bu dağlarda büyümüştür. Diğer iki tanrıçayla Here ve Athene ile burada kapışmış ve onları geçmiş: Güzelliğin Tanrıçası olmuştur.
“Sevgi bu dağlarda yaşar
Kazdağı âşık dağıdır
Eski yunan devri kadar”
Dizelerinde şair Yunan mitolojisine gönderme yapmaktadır… Bu şiirde Troya’nın iki büyük kahramanıyla bu kahramanlığı şiirleştirerek asırlar boyu yaşamasını sağlayan büyük şair Homerus ve eseri İlyada vardır. Şair bir yandan bunları vurgularken diğer yandan bunların yarattığı kahramanlıklarda ve şiirlerde buraların güzelliği var diyerek, bulunduğu coğrafyanın güzelliğini vurgulamaktadır. (14)
Şiirin üslûbu ne fazla süslü, ne de tamamıyla çıplaktır. Birinci ve ikinci parçalarda şair, Sutüven Şelâlesini dış görünüşü bakımından tavsif ediyor. Bu tavsifle su gözlerimizin önünde canlanıyor, daha sonra tarih, efsane ve masal unsurlarıyla bu tabiat manzarası başka bir atmosfer içine sokuluyor. Tarih ve mitolojiye ait birtakım özel isimler, bizi, insanların tabiatla kaynaştıkları, saf kahramanlık ve aşk duygularıyla coştukları eski efsanevi çağlara götürüyorlar. Dokuz ve onuncu parçalarda Afrodit’i elde gümüş hamam tası, burada çıplak yıkanırken görüyoruz. (15)
”Sutüven”de insanın gayri şuurundaki ”archetypal” hayallere uygun bir mitin bulunduğunu da ilave edelim. Şair birçok parçada suya bir kadın, bir ilâhe hüviyeti veriyor. İkinci parçada suyun dökülmesi ”tel tel ince saç” (Kaplan’ın kitabında dize bu şekilde yazılıdır) hayalini uyandırıyor. Sekizinci parçada o:
Dağda hayat uyandıran,
Taşları duygulandıran.
”son ilâhe”ye benzetiliyor. (16)
Şiirin öznesi son beş parçasına kadar, neredeyse tamamında Sutüven’dir. Şairler, ilâheler, tığ gibi kahramanların Sutüven’le alakasını, birbirlerini karşılıklı olarak nasıl etkilediklerini öğreniriz. Şelale öyle yüce bir yerde konumlandırılmıştır ki, şairlerin, kahramanların, ilâhelerin Şi’rini ondan içtiklerini söyler şair. Ancak şelalenin de şi’rin elinde olduğunu belirtmeden geçmez. İlyada’nın onun eseri olduğunu, bu yüzden Homeros’un ona borçlu olduğunu, Akha’lıların Şi’rini orada içtiğini, Aşil’in atlarını orada suladığını, Hektor’un izinin taşlara orada işlendiğini, Afroditin ilâh olmadan evvel her sabah orada yıkandığını, Yunan topraklarına sonradan gidenlerin Mor Teselya’da bunların hiçbirini bulamayacağını anlatır bize.
Mor Teselya, Yunanistan’ın, mitolojik eser ve destanlarda sıkça kullanılan ismidir. Şair Yunanistan’ın mitolojideki ismi olan Mor Teselya’yı kullanarak okurda merak duygusu uyandırmayı hedefler. Şairin amacı Mor Teselya’nın güzelliklerini dillendirmekten çok, ondan hareketle, Ege’nin güzelliklerini, kendi güzelliğine denk bir olguyla karşılaştırmak suretiyle anlatmaktır. Bu da elbette Yunan mitolojisine önemli ölçüde sahnelik yapmış olan Mor Teselya’dır. Ancak, Sutüven’in gözünde başta Mor Teselya olmak üzere, bu bölgeye denk tutulabilecek başka hiç bir yer yoktur. Ona göre, her milletin hayranlık duyduğu; rengiyle, zenginliğiyle tanrıların bile taptığı bir yerdir burası. Buradan yola çıkarak şairin Ege bölgesine karşı beslediği sevgi ve hayranlık şiirde açıkça kendisini açığa vurur. (17)
Hepsi Tapardı rengine
Rastlamamıştı dengine
Hiçbiri, Mor Teselya’da
İlyada Hektor’u hem savaşta bir kahraman, hem de günlük hayatında bir insan olarak canlandırır gözümüzün önünde. Destanda onun kadar derinliğine işlenmiş bir tip daha yoktur. Onun kişiliği Akhilleus’unkinin tam karşıtıdır: Duygularını dışarıya vurmak, esintilerine kapılıp davranmak şöyle dursun, dramı kendi içinde sessizce oluşur ve bu dram tek bir kişinin değil de, bütün bir ailenin, giderek bütün bir toplumun sorunlarını içerdiği için, dallı budaklı, karmaşık ve çetrefildir… Troya şehrinin koruyucusudur Hektor. (18)
Göğse nasıl batarsa diş
Öyle derinden işlemiş
Taşlara Hektor’un izi
Afrodit adı geçen dizeler cinselliği çağrıştırır. Mitolojide aşk ve güzellik tanrıçasıdır Afrodit, denizin köpüklü dalgalarından doğmuştur, sevmeyi ve sevişmeyi simgeler. Şiirde on iki metreden (Mehmet Kaplan’da on yedi metre yazılıdır) atlayan coşkun Sutüven çağlayanı, bir kurt gibi Afrodit’e saldırmaktadır. ‘Kurt gibi saldıran’ şelalenin ‘hırsla kucakladığı’ Afrodit ise onu karşılıksız bırakmamakta, göğsünü kaldırmakta, diğer bir ifade ile açmaktadır. Afrodit tüm bu olanları, ‘ilâh’ olmadan önce gerçekleştirmektedir öte yandan.
Afrodit olmadan ilâh
Dağdan inerdi her sabah
Elde gümüş hamam tası

Burda çıkardı örtüden
Kimseye gösterilmeyen
Gerdanı, göğsü, kalçası.

Altına mavi mermerin
Üstüne ak köpüklerin
Kurt gibi saldırırdı hep

Kimseye belli etmeden,
Hırsla kucakladıkça sen,
Göğsünü kaldırırdı hep.

Mehmet Kaplan’ın Şiir Tahlilleri 2 kitabında yukarıdaki son iki üçlüğün yer almaması, şairin sonradan yaptığı değişiklik sonucunda mı olmuştur, bilmiyoruz. Ancak ölümünden sonra şiirlerine ait yazılı nüshalar ailesinden alınmak suretiyle basılabilmiş olan şiir kitabının önsözünde, şairin, şiirlerinin bir kısımda, bazen yıllar sonra bile değişiklik yaptığı ifadesi bulunmaktadır.
Bundan sonraki dizelerde şair, ‘Keykubat’, ‘Mihrabat’, ‘Antuvan’ gibi tarihsel kahramanlara, Moğol, Yunan, Mısır, Med, Roma Türk uluslara yer veriyor ve onlar vasıtasıyla yine şelaleyi ve bulunduğu toprakları yüceltiyor. Son beş dizede ise daha çok Sutüven’e sitem var. ‘Biz’ çoğul ifadesini kullanarak bir topluluk ya da halk öznesinde şelalenin onları neden kulluğuna almadığını sorguluyor. Şiirde eski çağa ait çağrışımların kalabalık olması ve âdeta çeşitli ırk ve medeniyetlerin kaynaşması, şairi de bir milletin, Türk milletinin temsilcisi haline getiriyor. (19)
Söyle, bugün niçin, neden
Bunca ilahlığınla sen
Kulluğa almadın bizi?

Halbuki bir Yunan kadar,
Hüsnüne her tapan kadar
Tapmayı biz de anlarız.

Mustafa Seyit Sutüven’in, Sutüven, Şıpşıp, Orşilim Kızları, Kazdağı, İstanbul Boğazı, Ben şiirlerinde, Afrodit, Venüs, Kalypsos, Küpidon, Hektor, Aşil, Apollon, Ehrimen (Fars Mitolojisi), Keykubât (Fars Mitolojisi), Sarıkız (Türk Mitolojisi) gibi mitolojik kahramanlar ve Olympe, Mor Teselya (Yunanistan), İda (Kaz Dağları) gibi mitolojik mekanların bulunması, Nev-Yunanilik akımının şaire etkisini düşündürür. Mustafa Seyit Sutüven, Melih Cevdet Anday, Behçet Necatigil, Oktay Rıfat Horozcu, İlhan Berk, Can Yücel, Özdemir İnce, Güngör Dilmen, Hilmi Yavuz, Enis Batur, Küçük İskender gibi Türk edebiyatının önemli isimleri, antik Yunan mitolojisini, Akdeniz havzası anlayışı çevresinde eserlerinde işleyen belli başlı şahsiyet olarak karşımıza çıkarlar. (20)
Türk edebiyatında Nev-Yunânîlik hareketini başlatan iki edebiyatçımız Yahya Kemal ve Yakup Kadri’dir. Her ikisi de entelektüel birer gençtir; günün temel meselelerini konuşmaya başlarlar ve çabucak anlaşırlar. Tanıştıklarında Yahya Kemâl 28, Yakup Kadri 23 yaşındadır. “Paris’ten gelen Yahya Kemâl’in hulyâ esen başının içinde Biblos Kadınları” vardır ve“Yakup Kadri’nin hacimli ve sevimli kafasında kıvırcık sakallı, büyük cüsseli Yunan tanrıları, dolgun kalçalarının şehvetli oynayışlar ile nazlı nazlı yürüyen Yunan tanrıçaları Olympos’ta zevk ve neşe meclisini” kurmaktadırlar. (21)
Yahya Kemal’in “Sicilya Kızları”, “Bergama Heykeltıraşları” ve tamamlanmamış şiirlerinden “Biblos Kadınları” ile Yakup Kadri’nin “Siyah Saçlı Yabancı ile Berrak Gözlü Genç Kızın Sözleri” adlı yazıları, öncüsü ve savunucusu oldukları Nev-Yunanîlik anlayışı doğrultusunda kaleme aldıkları eserlerdir.(22)
Mustafa Seyit Sutüven, Yahya Kemal’in ısrarı üzerine İstanbul Boğazı adlı şiirini yazmıştır. Edremit’te yaşamasına, maden ticareti ve kırtasiyecilikle uğraşmasına rağmen, dönemin İstanbul ve Ankara’da isim yapmış edebiyatçılarıyla bağını koparmamaya gayret sarfetmiştir. Yahya Kemal’den ve onun bir dönem öncüsü olduğu Nev-Yunanilik akımından etkilenmiştir,
Şiirlerinde kullandığı mitolojik kahramanlar, mekânlar, olaylar ve diğer unsurlar aslında Anadolu coğrafyasının zenginliğini, kültürel geçmişini, farklı medeniyetleri bir arada tutan havza özelliğini anlatmak içindir. Bu sebeple şairin şiirleri baştan sona Anadolu ve Anadolu’nun tarihi kokar. Sonuç itibariyle şair, mitolojiye dair kullanımlarıyla Anadolu coğrafyası ve bu coğrafya üzerinde temellendirilen kültürel birikime derinlikli bakmayı, görünenin ardında görünmeyen pek çok değerin farkına varmayı öğütler gibidir… Bu noktada Yahya Kemal’in Türk vatanında Bizans ve Latin kitabelerini asla yerlerinden kaldırmasınlar. Dünyada her milletin vatanı diğer bir milletin mirasıdır şeklindeki sözleri son derece önemli ve bir o kadar da anlamlıdır. (23)
Mehmet Kaplan’a göre Sutüven şiiri bir gençlik şiiridir. Ondaki lirik duygu, bir kaynaktan taşar gibi fışkırır. Cemal Süreya ‘tek şiirlik şair’ demiştir Sutüven için. O tek şiirin, şairin en tanınan şiiri olmasının nedeni, güçlü lirik duygusu, ancak gençlikte yakalanabilen coşkunluk hali, ama aynı zamanda Hektor’un taşlara işleyen izini görebilen derin, evrensel bakıştır belki de.

Oya Öztürk Kaya

Dipnot ve Kaynakça:

1- Bu alıntı, Mustafa Seyit Sutüven, Bütün Şiirleri kitabının Behçet Necatigil’e ait Özsöze Ek bölümünde yazılıdır. Mehmet Kemal’in, (Kurşunluoğlu) şairin 4 üncü ölüm yıldönümünde yazdığı bir yazıda, İsmail Habib’le aralarında geçen konuşmaya yer verdiğini ve bu sözü de İsmail Hakkı’nın o konuşma esnasında Sutüven’e söylediğini belirtiyor Necatigil.
2- Şiirin başlığı olan Sutüven, Edremit yakınlarında bir çayın ve çavlanın adıdır.
Kelimede bulunan ‘tüven’in manasının düvenden gelmiş olabileceği, ünsüz sertleşmesi ile tüvene dönüştüğü düşünülmektedir.
Düven: döven, ekinleri dövmek için kullanılan alet.
Çavlan; Çok akışlı büyük çağlayan.
3- Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri 2 kitabında 12 metre yazılıdır.
4- Kaplan’ın kitabında bu mısra, ‘Akması tel tel ince saç’ şeklindedir.
5- Kaplan’ın kitabında bu ve bundan sonraki üçlüğün son mısraları sırasıyla ‘Türküsüdür yanık sesin’ ve ‘yerdeki son ilâhesin’ şeklindedir.
6- Kaplan’da ‘Afrodit, Afrodit’ken ah,’ yazılıdır.
7- Kaplan’da ‘Göğsü, vücudu, kalçası’ yazılıdır.
8- Bu ve sonraki üçlük Kaplan’ın kitabında bulunmamaktadır.
9- Mustafa Seyit Sutüven, Bütün Şiirleri , Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1976, Özsöze ek. Sf. 9,
10- Age Sf.13
11- Age Sf.15
12- Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri 2, Dergâh Yayınları, 2018, sf. 347
13- Metin And, Minyatürlerle Osmanlı- İslam Mitologyası, YKY, 2007, sf.27
14- Yrd. Doç. Mesut Tekşan, Sutüven Şiirlerini İmge ve Mitlerle Okumak, http://www.academia.edu
15- Mehmet Kaplan, Age Sf. 348
16- Age Sf. 348
17- Tahir Zorkul, Mitoloji ve Mustafa Seyit Sutüven’in Şiiri. Turkish Studies
International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 10/10 Summer 2015, Sf. 1031
18- Azra Erhat, Remzi Kitabevi, 1996,
19- Mehmet Kaplan, Age Sf. 348
20- Tahir Zorkul, Age Sf. 1024
21- Şevket Toker, Türk Edebiyatında Nev-Yunanilik, İzmir, 1979, http://www.ege-edebiyat.org Sf.13
22- Tahir Zorkul, Age Sf. 1024
23- Age Sf. 1032