Cemal Süreya, Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi, Yapı Kredi Yayınları, 2019 (45.Baskı), İstanbul, Hazırlayan: Necati Güngör, Resimleyen: Mustafa Delioğlu 

İkinci Yeni akımının öncülerinden biri olarak en çok şair kimliğiyle tanınan Cemal Süreya (1931-1990) Fransızca’dan yaptığı kırka yakın kitap çevirisi, deneme, eleştiri, günce yazıları ve dergiciliği ile edebiyatımıza pek çok eser kazandırmış. Nisan 1984’ten Mart 1985’e kadar Çocukça dergisinde çocuklar için Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi köşesinde on iki yazı yazan Süreya, bu yazılardan yine 1984’te Milliyet Sanat’ta yazmaya başladığı günlüklerinin 185. gününde şöyle bahsediyor.

“İki ay olmuş Çocukça dergisinden kovulalı. Oysa ben oradaki “Aritmetik İyi, Kuşlar Pekiyi” sütunumu çok seviyorum. On iki yazı yazmışım. Orhan Alkaya’nın isteği üzerine girdiğim bu işte, başta, baya zorlandım. Kolay değil, yedi sekiz yaş düzeyindeki çocuklara, onların öğrenci olmayan yanlarına seslenebilmek. İki yazı çok zor çıktı. Giderek ısınmış ve kendime göre bir yol bulmuştum. Çocukların her şeyi zaten anladığı düşüncesinden çıkış yaptım. Geliştirebilirdim de bunu.

Kapılıp gitmek isterdim o yazılara.”

Şairin kapılıp gitmek istediği bu on iki yazıyı içeriyor ‘Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi” kitabı. Ayrıca Necati Güngör’ün yaptığı bir söyleşi de yer alıyor kitapta; Süreya edebiyat öğretmenlerini, edebiyatla ilişkisinin çocukken nasıl başlayıp nasıl geliştiğini anlatıyor bu söyleşide. Kitaplardan, ayrılıklardan, şairlerden, yılbaşı gecesinden, ressamlardan, üvey annelerden, renklerden bahsedilen bu on iki yazıyı bir şairin yazdığı hissediliyor okurken. “Çocuklar da dünyanın bir parçası değil mi?” diyerek yazılarında gündelik konulardan bahsetse de çocukluğun hesapsızlığı, dünyasının masalsı genişliği, geleceğine ilişkin olasılıkların sonsuzluğu Süreya’nın sözcüklerinden okura ulaşıyor. Büyük ihtimalle, hayat uğraşılarının yorduğu yetişkin okuru, çocuk okurdan daha çok etkiliyor bu üslubu şairin. Zaten çocuk edebiyatı diye ayrı bir alan olmasını anlamlı bulmuyor Cemal Süreya. Günlüklerinin 646. gününde çocuk edebiyatı ile ilgili düşüncelerini şöyle anlatıyor.

 “Edebiyat vardır. Çocuklar da ondan kendilerine göre koparabildiklerini alırlar.”

“Çocuk henüz “ekmek” diyemiyor da, “epe” diyorsa, ona kalkıp “epe” diye söz etmeyelim ekmekten. O zaman “epe”den ekmeğe geçim süreci uzar, ya da hiç değilse, biz uzamasını istiyoruz demektir. Çocuk edebiyatı budur. Hele günümüzdeki gibi adamakıllı özelleştirilmiş; karışık biçimleri, tecimsel kuralları bulunmak istenmiş bir çocuk edebiyatı. İnsanın daha başlangıçta aşağılanması…”

Bahar mevsimi, tomurcuklanan dallar, açan çiçekler, ısıtmaya başlayan güneş ile bana yaşamın başlangıcını, çocukluğu hissettiriyor her zaman, onun için de Nisan aylarını çocuk kitaplarına ayırıyorum. Gerçi Cemal Süreya’nın “çocuk edebiyatı yoktur/olmamalıdır” düşüncesi de üzerinde düşünmeye değer geldi bana. O zaman bu kitaba, her ne kadar arka kapağında 8-9-10 yaşlar için uygun olduğu işaret edilse de ‘çocuk kitabı’ demeyelim, ‘bahar kitabı’ diyelim, her yaştan okur için bir ‘yaşamak kitabı’ diyelim.

“Bir kadın kızını elinden tutmuş sürüklüyor. Böyle kadınlar da var. Kız ise annesinden bir şey istemiş belli ki. Masal. İşte o istediği.

Otobüsler tıklım tıklım dolu; içlerindeki her insan ayrı kişi, ayrı özlemleri var hepsinin, Roman olmuyor mu bu? 

Peki Şiir ne? Bütün bunların hepsinin kendisinde uyandırdığı karışık ama güzel duygu mu yoksa?

Çocuk ağırlaşmış çantasını tekrar öbür eline geçirdi. Hayır o kadar da ağır değil.

Bir şey artık ağır gelmiyorsa ya da daha az geliyorsa, o nedir bilir misiniz? Yaşama sevincidir.”

Kırmızı Başlıklı Corona