Sevgili komşum Müjgan, nasıl unuturum seni? Çiçeği elinde bir gelinken gelip yerleştiğim Dubai’deki İranlı güzel komşum. Henüz kurulmakta olan o sapsarı topraklarda, kendime köri kokusu olmayan bir apartman dairesi ararken bulmuştum seni. Arkadaşlarım kıskanırdı beni bu yüzden, Müjgan’ı arada bize de versen derlerdi. Gülümserdin söyleyince, gamzelerin belirirdi. İran’da zor günler yaşadığını anlatırdın sonra. İlk kocanla geçimsizliğini, boşanınca iki yaşındaki bebeğinin elinden alınıp babaya verildiğini, oğlunu başkalarının büyüttüğünü söylerken gözlerin daha da kararırdı. “Sevmediğim bir adamla yaşamak zorunda mıydım?” derken yaş görmezdim gözlerinde ama görürdüm, yüreğine akıtırdın ödediğin bedeli, susardım.

“Bu zor günlerimde bana komşum destek oldu ve ben de sana komşuluk ederek ona olan borcumu ödüyorum, bu bir zincir.” demiştin.

Kapıyı çalmadan girmem için açık bıraktığını hiç unutmuyorum. Mutfağında bana çayını demlemediğin bir sabah olmadı. Ne yiyeceğimi sorduğunda peynir ve bal cevabını alınca, dev bir tepsiyle çalmıştın kapımı. “Bugün bal yeme.” diyerek.

İçindeki 4 tencere yemeği bir haftada ancak bitirdik. Aş yemeğini, pilavın dibini tutturmanın önem ve lezzetini senden öğrendim. Bana verdiğin safranı, senden hatıra halen saklıyorum.

İlk annelik heyecanımda yine seni buldum yanımda. İstanbul’a tatile giderken dudak bükmüştün. Niye gidiyorsun, ben sana bakardım diye. Vallahi haklı çıktın. Koşa koşa döndüm yanına. Yorulmamam için evimi temizledin, midem bulanır diye bana her gün yemekler yaptın. Kimseden görmedim başka, aile oldun bana, sakin sulardaki bir liman gibi.

Çok akıllı olduğunu unutmadım. Benim İngilizcemi sürekli över ama kendi kendine öğrendiğin İngilizceyle beni hayrete düşürürdün. Takıldığımız yerde Türkçe söylerdim, anlardın hemen. “Ama bu Farsça” derdin. Ne kadar gülerdik seninle.

Seni çok özlüyorum can komşum. Ben o zinciri devam ettiremedim ama seni hep iyilikle andım, umarım sana ulaştı, çektiğin acılar yerini sevince bıraktı. Çünkü sen neler hak ediyorsun.

Alev Ramiz