– Ben seni aldığımda böyle miydin?

– Almak mı? Mal mıyım ben?

– Lafın gelişi. Öyle derler ya.

– Öyle diye diye böyle olduk zaten. Üç çocuk doğurdum, tabii sarkar.

-İyi de bu kadarı fazla ama. Daha yaşın kaç? Birkaç yıl sonra dizlerine gelir senin onlar kızım.

-Yani Tahsin çok ayıp bu yaptığın. Biraz saygı ya! Ne yapayım, sülük gibi yapıştı ikizler. Biri birine, öteki öbürüne. İki yıl. E, kız dersen hâlâ gözü var. Geçen gün bir vitrin mankeninin memesini emmeye kalktı biliyor musun? Sonra da yok dizlerime gelmiş bilmem neymiş.”

-Vay cimcime! Tamam da yavrum, bir çaresi yok mu bunun?

-Var işte. O sutyenleri takınca sorun bitiyor.

-Sen öyle san. O zaman dışı başkasını, içi beni yakıyor.

Tahsin eğilip karısını öpmek istedi. Zuhal hızla arkasını döndü. Yatağın yayları şöyle bir hoplarken gözü geceliğinin derinlerine başını alıp giden memelerine ilişti. Sahi ne yapacaktı bunları?

Güne neşesiz başladı. Kahvaltıda hiç konuşmadılar. Yanağından alınan makasa pas vermedi. Tahsin’i işe gönderdikten sonra içi en dolgulu sutyenini takıp çocukları anaokuluna götürdü. Döner dönmez kendini bilgisayarın başına attı. Konu ile ilgili ne varsa okumalıydı. Saatler nasıl geçti anlamadı. Mutfağa giderken aklı okuduklarındaydı. Sadece onun aklı mı? Tahsin öğle tatilinde yemeğe çıkmayıp soruna çözüm bulmak için çoktan araştırmaya geçmişti.

Akşam kapıdan adım atar atmaz konuşmaya başladı.

-Çaresi varmış işte. Zaten biliyorduk da bu kadar kolay olduğunu bilmiyordum. İş paraya bakıyor.

-Ne yani sen ameliyatlara mı baktın?

-Evet, ne olmuş? Çare aramıyor muyuz?

-Ben aramıyorum. Kesilecek, biçilecek olan sen değilsin tabii.

-Ya kızım zaten içine silikon koyuyorlarmış. Bir de beni düşün, görüntü güzelleşecek ama içinde ne olduğunu bileceğim.

-Tamam ama sen de göbeğindeki yağları aldıracaksın.

-Orada dur bakalım. Erkek adam dediğin balkonlu olur. Hem sen göbeğini de yaptırsan hiç fena olmaz. Biraz zayıfladın ama maşallah lahana gibi önünde duruyor. Zaten o engel oluyor memelerinin daha aşağıya inmesine.

-Yeter ama Tahsin. Kendine başka eğlence ara.

Mutfakta fısır fısır geçti tüm bu konuşmalar. İğneleyici sözler sofrada devam etse de çocuklar pek bir şey anlamadan çok sevdikleri köfte, patates kızartmasını yediler. Sevmedikleri bir yemek olsa olay yaratır, ağlama korosu oluştururlardı. Kız susmak için meme isterim diye tuttururdu.

Zuhal akşamki konuşmalara içerlediğinden yatağa girince hışımla arkasını döndü.

-Kocaya böyle arkasını dönmez kadın kısmı. Anan öğretmedi mi sana?

-Koca olana…

-Ne demek istiyorsun sen kızım? Anamın ödü kopardı babamdan. Sizde dil pabuç maşallah. Babam gibi olmak lazımmış. Kodun mu oturtacaksın arada.

-Yok artık! Konuştukça batıyorsun. Valla çok kalbimi kırıyorsun Tahsin.

-Allah Allah ne dedim ki? Alt tarafı memelerini kaldırtalım diyorum. Bin bir naz. Hem düşünmüyorsun o kadar para verecek bu adam diye.

-Evet, onu da düşündüm. Zar zor geçiniyoruz zaten. Hadi karar verdim, parayı nereden bulacağız?

-Kredi çekerim.

-Ne! Meme için kredi mi çekilir? Ne diyeceksin, meme kredisi mi istiyorum diyeceksin?

-Çekilir tabii. Nereden bulayım başka?

-Borç alalım.

-Ne diyeceğiz, hanımın memelerini kaldırtacağım ağabey, para lazım mı diyeceğim?

-Canım doğruyu söylemen şart mı? At bir şey. Aa tövbe tövbe bana ne oluyorsa, sanki karar vermiş gibi konuşuyorum.

-Vereceksin valla.

-Ne demek vereceksin? Emir mi veriyorsun?

-Sen bilirsin? Bu ömür böyle geçmez. Taş gibi ne hatunlar var.

-Tahsin sen azdın mı? Yazıklar olsun verdiğim emeklere. Ben de öyleydim. Sen üç çocuk doğursan kim bilir ne hale gelirdin? Şu göbeğine bak.

-Tamam sus uyu. Göbekmiş…

Gururla göbeğini okşadı Tahsin. Üzerine bir de geğirdi. Kadına bak be, erkekliğin şanına laf ediyor diye düşünerek kalktı mutfağa gidip bir sigara yaktı. Sahi bu ameliyat kaça patlardı? Hangi bankadan alsaydı krediyi? Tüketici kredisi mi alacaktı? Neyin tüketicisiydi? Zuhal’e göre ömrünü tüketmişti onun. Yarın fiyat alırım diyerek yatağa döndü. Zuhal uyur numarası yaptı. ‘Taş gibi ne hatunlar var’ lafı yüreğine oturmuştu. Benimkiler de anneminkilere çekmiş demek ki diye düşündü. Sutyen de kullanmazdı garibim, o yüzden şalvarının üstüne kadar düşerdi sünmüş memeleri. Ama babam Tahsin gibi yüzüne vurmadı. Sadece “Dinlen artık hanım, çok yoruldun,” diyerek füze memeli bir kadın getirdi yakın köyden. Ardından kocasının dışarıdaki kadınlara nasıl baktığı geldi gözünün önüne, hem de onun yanındayken. Yalnızken kim bilir nasıldır diye düşünürken gözyaşlarını tutamadığını fark edince kendini uykuya teslim etti.

Birkaç gün böyle meme aşağı, meme yukarı diyerek geçti. Aslında Zuhal bayağı kırgındı ama içinden bir ses göster şu adama dünyanın kaç bucak olduğunu diyordu. Bir süre sonra sese kulak vermeye başladı.

Tahsin’in neşesi, biraz sıkıntılı olsa da kredi işini halledince yerine geldi.

-Bu kadar kredi yetecek mi Tahsin Bey? Hem vadesi çok uzun olmadı mı?

-Yeter yeter memeye…

-Anlamadım.

-Şey yani yeter dedim. Vadesini biraz kısaltalım o zaman.

-Birkaç gün sonra ameliyat yeri bulundu.

-Korkuyorum.

-Korkacak ne var. Kaç kere seyrettik videoları. Bayıltıp memeyi açıyorlar, içine silikonu tıktın mı tamam işte. İnşallah dikişleri de seyrettiğimiz gibi görünmeyecek şekilde yaparlar. Yoksa hem dikiş izi görmek, hem içinde silikon olduğunu bilmek insanı biraz şey yapar.

-Ne yapar?

Şey yani canım…

Narkozun etkisiyle “Tahsin, göbek, meme,” diye sayıklayan karısına aldırmayan Tahsin’in gözü onlardaydı. Valla aldığım krediye değdi. Tam istediğim gibi olmuş, yanımda kadın gibi kadınla gezeceğim artık diye düşünerek sırıttı. Bir an önce ellemek isteğiyle elini uzattı, sonra ne yapıyorum diye çekti. Ayılan Zuhal sanki bir az önceki değildi. Ağzını bıçak açmıyordu. Göğsü, bayram yeri olmuş da iki balon asılmış gibi hissetti gördüğünde. Kullanacakları silikonları göstermişlerdi. Ellerinde gayet ufak duruyordu. Bunlarsa adeta ağzına girecek gibiydi. Tahsin’e “Yoksa bir halt edip büyük silikon koyun mu dedin?” diye sorduğuna pişman oldu. “Kızım sen tabii alışmışsın çay tabağının sarkmış haline, şimdi bunlar öyle gelir. Ben hiçbir şey demedim valla. Alışırsın alışırsın,” Bunları söylerken, birkaç sene sonra hem yüzüne hem de göbeğine bir çare buluruz, hele şu krediyi bir ödeyeyim diye içinden geçiriyordu.

Hastaneden döndüklerinde Tahsin’in tarafında bahar havası esiyordu Yeni ameliyatlı demiyor, gözlerimi alamıyorum diye ilk bulduğu fırsatta karısını sıkıştırıp duruyordu. Zuhal durumuna alışamamış, soyunuyor, dakikalarca ayna karşısında kendini önden, yandan izliyor, fotoğrafını çekiyor, sonra giyinip tekrar geçiyordu ayna karşısına. Yok, olmamıştı. Böyle olacağını tahmin edememişti. Ama belki de kocası haklıydı. Alışırdı. Sokağa çıktığında sanki herkes ona bakıyor gibi geliyordu. Her seferinde ameliyat olmamalıydım diye düşünerek dönüyordu eve. Çare olarak incecik, dar sutyenler, bol elbiseler giydi, olmadı. Ne denediyse rahat edemedi. Alışverişe bile bir telaşla gidip gelmeye başladı. Memeleri yeni çıkmış utangaç kızlar gibi kamburunu çıkararak yürümek zorunda hissediyordu kendini. Ama ne fayda. Yer çekimi değil de, gök çekimi varmışçasına davranıyordu göğsündekiler.

Zuhal tüm gün evin içinde önünü sıkı sıkı kapattığı giysilerle geziyordu. Yoksa kızının onun bu yeni hali yüzünden tekrar meme sevdalısı olması işten değildi. Bu arada Kurban bayramı gelmiş, akraba ziyaretlerine gitmeleri gerekmişti. Zuhal en bol elbiselerini giyse de gittiği evlerdeki bakışlardan, özellikle kadınların bakışlarından, onu mutfağa çekip “Hayırdır bacım, ne bu halin?” demelerinden perişan oldu. Kocası “Kıskançlıklarından, aldırma,” diye onu teskin etmeye çalışsa da daha beter bunalıma girip, ev işlerini de, çocukların bakımını da aksatmaya başladı.

Baktılar bu böyle olmayacak memleketten Zuhal’in kız kardeşini yardım etmesi için çağırdılar. Hiçbir şeyden haberi olmayan kız, ablasını görür görmez bir çığlık attı. Durumu anlattılar. Kız, “Niye bizi ameliyata çağırmadın, annem babam duysa bu yaptığına çok kızar,” diye sitem ederken gözlerini ondan alamıyordu. Ertesi gün baş başa kaldıklarında kardeşi yine düşüncesini paylaşınca Zuhal kendini tutamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Birbirlerine sarıldılar. “İşte ben bu yüzden evlenmek istemiyorum,” dedi kardeşi. “Biz köle miyiz ya? Niye onların istediği gibi oluyoruz. Olmaz diyemedin mi? Devir annemin devri değil artık abla. Susmayalım,” Bu kez haykırarak ağlamaya başladı Zuhal. Yanına gelen kızı ona sarıldı. Kardeşinin “Bak aklıma ne geldi. Şu eniştemden bir intikam almak ister misin, hiç olmazsa yaptığına pişman edelim onu,”  demesiyle uygulamaya geçmeye karar verdiler.

Kardeşi, arkadaşının ağabeyine durumu anlatıp yardım istedi. Adam önceleri olmaz dese de kabul etti. Bunun üzerine saatler kuruldu. Zuhal hafta sonuna gezme ayarladı. Yola çıktıklarında, “Su almalıyız, unutmuşum” dediğinde oyun başladı. Zuhal “Ben hemen alırım,” diyerek koşturdu. Marketten çıktığında köşeden fırlayan bir arabadan başını uzatan adam, “Yavrum, hepsi senin mi?” diye çevreyi inletti. Zuhal koşarak arabaya bindi. Tahsin, şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyip direksiyon başına geçse de eli ayağı titrediğinden bir türlü çalıştıramadı. “Ulan pezevenk ben seni yakalayıp gelmişini geçmişini,” diye bildiği tüm küfürleri sıraladı. Eve döndüklerinde karısına “Bundan sonra bensiz sokağa çıkmak yok,” diye bağırırken Tahsin’in zihnini, biz yanlış bir şey mi yaptık, memeler gerçekten büyük mü oldu sorusu zorlamaya başladı. Aklınca muhasebe yaptığında silikonları çıkarttırsak benim işime gelmez, hiç katlanamam eski haline, hem çıkartmak için de kredi almak lazım deyip düşüncelerinin üstüne kırmızı bir çizgi çekti. Ama o çizgi ile gündüz idare etse de rüyalarında hep o ana dönüyor, laf atılan arabayı görüyor, kan ter içinde uyanıyordu. Artık karısına ilgisi de kalmamıştı. Uyumak istemiyor, geç vakitlere kadar kahvede geçiriyordu akşamları.

Zuhal, planın başarısından memnundu ama sonucun dışarı çıkmasına engel olmasına içerliyor, bir de kocasının anlamlandıramadığı ilgisizliğine üzülüyordu.  

Bir gün, akşama yemeğe misafir getireceğini söyledi Tahsin. Kapı çaldığında baldız “Aaa!” diye bağırdı. Gelen adam, “Keşke yapmasaydım dediğinizi, az kalsın benim de başımı yakıyordunuz. Tahsin Ağabey şikâyetinden vazgeçti de kurtuldum,” deyince, Zuhal durumu anlayıp kardeşine yanaştı. “Utanmadınız değil mi?” diyen Tahsin, çevredeki kameralardan arabayı tespit edip gerekli yerlere başvurmuştu.

“Babama sakın bu olanları söyleme enişte,” diye yalvaran baldızına alışveriş dahil tüm ev işlerini yükleyen Tahsin’in keyfi yerine geldi. Hem karısının yorgunum bahanesi de olamazdı artık. Sevinen sadece o değildi. Memeler de kendilerini görmek istemeyen Zuhal’e inat, Tahsin’le birlik olup her geceyi bayram ilan ettiler.  Ta ki o geceye kadar… Bir feryat yükseldi yatak odasından. Çocuklar bile uyandı Zuhal’in sesine.

Ardından Tahsin’in sesi kapladı tüm daireyi.

-Allah kahretsin, gitti bizim kredinin yarısı!

Ceyda Sevgi Ünal