Osmanlı tahrir defterlerinde Şeyhlü Nahiyesine bağlı köylerden biri Menteş. Hacı Bektaş’ın kardeşi Menteş’le bağlantısı olduğu ileri sürülüyor. Şeyhlü’nün bağlı olduğu Kütahya Livası kaydında Şeyh Menteş köyü, Saru Şah köyü, Salur Baba köyü, Şeyh Ahmed çiftliğine de rastlanıyor. Eminli, Buldurlu, Şeyhlü, Nallu, Bayadlu, Ömerli cemaatleri yanında 85 adet çiftlik bilgisi de bulunmakta. 1671 yılında kazayı ziyaret eden Evliya Çelebi’nin Aşıklı dediği, defterlerde Şeyhlü olan yerleşimin bugünkü adı  Işıklı’dır ve Çivril ilçesine bağlıdır.  İsa’dan önceki adıysa Eumenia. Evliya Çelebi, kasabanın düz bir yerde 485 toprak örtülü evli olduğunu söyler. Cami, mescit, mektep, han, birkaç dükkan görmüştür. 

Kamışların üzerine örtülmüş toprak damlı düz çatılı Savranşah Camisini ziyaret ediyoruz. Kerpiç yapı birkaç yıl önce ustalıkla onarılmış, iç bezemeleri önceki haline uygun olarak yenilenmiş. Savranşah ya uzaklardan göç edip yerleşen Türk boylarının kutsalıydı ya da binlerce yıllık yerleşik kutsalın devamında kendine yer bulan yeni şahlardan biri olabilirdi. Düz toprak damı ve yenilenen kerpiç duvarları korumak amacıyla tepesine metal bir örtü yapılmış. İkindi ezanını bekleyen köylülerden biri çok kerpiç kestiğini söylüyor, kendisinin de hala kerpiç evde oturduğunu, çünkü yazın serin tutarmış kerpiç kışın sıcak. Toprak ve saman karıştırılarak yapılan çamur, kalıplara dökülüp güneşte kuruyunca kerpiç oluyor, sonra bir binanın duvarı oluyor. Cami duvarı olunca içine rengarenk bezemeler yapılıyor, ev duvarı olunca nakışlı aynalar asılıyor.

Işıklı ve Savranşah’la aynı havzadaki Beycesultan kazılarında 4000 yıl öncesinin kerpiç evleri toprak fırınları ortaya çıkarılmış. Ekmek pişirilen fırınlar, Menteş’in harap durumdaki içi bezeli caminin toplanma, konuk ağırlama eviyle aynı. Kerpiç fırınlarda yakılanın saman olduğu bilgisi Polatlı’nın Sakarya adlı Tatar köyünden geliyor. Bugün Halide Edip Adıvar Müzesi olan kerpiç evin kışlığında, iki odayı ısıtan “peş” denilen taş örülü düzenekler varmış. Ev, ambar, cami, okul, ahır, samanlık hepsi kerpiçtendi ve onları kerpiç ustası Deli Ahmet kesmişti. Menteş köyü kerpiç cami yıkılmaya yüz tuttuğundan tavandaki kamışlar aşağı sarkmış, toprak örtü sökülmüş gökyüzü görünüyordu. Mavi orta direkle, duvar bezemeleri toprağın ağırlığını hissettiriyordu.

Çivril’de un gibi yumuşak toprakla karşılaştım. Kerpiç yapmak için saman bulmalı, karıştırıp ayaklarımla ezmeliydim. Saman neydi benim için? Kamyonların arkasında balya balya taşınırken parçaları uçuşan bulutumsular, yola dağılan şeylerdi. Efsaneye göre kerpiç ustalarına saman taşıyanların düşürdüğü saman tozları gökteki yıldızlara benzermiş. Galaksimiz bu nedenle Samanyolu adını almış.

Killi toprak boldu, buğdayın samanı boldu, dağdan gelen suyla sudan gelen kamış vardı. Kavurup kurutan gökteki güneş insanın elinin hünerinde birleşti, kerpiç oldu, yaşanan ev oldu, bezeli kutsal oldu. Türküdeki gibi kerpiç kerpiç üstüne binalar kuruldu, Leyla hep muhayyeldi.

Menteş’in içi bezeli kerpiç camisinin yerine yol kenarında betonu yapıldı. Sakarya köyünde yeni kerpiç binalar yapılmadı, gidenler büyük şehirlerin betonuna sığındı. 4000 yıllık Beycesultan havzasında yeni evlerin hepsi sevimsiz yüzleriyle betondan oldu. Trend böyleydi. Modern görünmek, modern bilinmek adına modaya uyuldu. Kerpiç ortaklaşa çabanın dayanışmanın ürünüydü. Kapitalizm kolunda modernlikle köye kasabaya girdikçe bireysellik yükseldi, çağrılan modernlik betonu, killi toprağı ve samanı kovdu. Elin hüneri kayboldu.

Hiç kerpiç evde yaşamadım. Sırasıyla kagir, ahşap, beton evlerde yaşadım. Bundan sonra kerpiç kerpiç üstüne koyup Evliya Çelebi’nin söylediği gibi üstüne toprak örtüp yaşayacağım binayı yapmak istiyorum. Duvarına Savranşah camisinde gördüğüm karpuzu da nakşetmek isterim.

Nükhet Eren