Yıl 1991, Mart 15 itibariyle emekli oldum. Bir müddet emekliliğe alışmak için bocalayıp durdum. Oğlum Cüneyt Kara Harp Okulu ikinci sınıfa geçtiği yaz İzmir Menteş eğitim kampına gittik. Kuleli Askerî Lisesi’ne başlayınca her yıl yazın bu eğitim kampına katılırdı.
Hatun, oğlumu özledim diye başımın etini yiyince 1976 yılında aldığım 1969 model tek kapılı Anadolu arabamızla cuma günü sabah namazından sonra yola koyulduk. Cüneyt’e izin almasını telefonla bildirdik. Saat beşe doğru ancak Menteş kampına gelebildik. Kapıdaki görevliler içeriye telefon etti ve biraz sonra Cüneyt geldi.
Sorun pansiyon bulmaktı, portakal durağına yakın bir yerde bulabildik. Urla güzel bir sahil kasabasıydı. Çevreyi biraz dolaştıktan sonra pansiyona gelip yattık. Ertesi sabah Çeşme’ye gitmeye karar vermiştik. Birden bardaktan boşanırcasına yağmur başladı, donup kalmıştık. Bir saat kadar sürdü, hava açınca yola koyulduk.
Çeşme’yi şöyle bir dolaştıktan sonra Ilıcı’ya dönüp denize girdik. Şansımıza deniz çarşaf gibiydi, akşama kadar yüzüp pansiyonumuza döndük.
Ertesi gün İzmir’de dolaştık. Lokantada yemek yerken yandaki gazinoda konser vardı, çok güzel vakit geçirdik. Pazar akşama doğru Cüneyt’i kampa bırakıp pansiyona döndük. O gece üç kişi kalmıştık. Sabah erkenden yola koyulduk. İstikamet Ayvalık, Edremit Altınoluk, Çanakkale, Biga yoluyla Gönen’e gidiyorduk.
Altınoluk’a geldiğimizde bir motelin önünde durduk. Tek kat üzerine sıra sıra odalar vardı. Tuvalet ve duş içerdeydi. Deniz masmaviydi. Kızım Özlem ile daldık suya. Kulaç atarken dipteki bembeyaz kumları seyretmek insana büyük bir zevk veriyordu.
Şahin Deresi yazlık ve kışlık olarak Altınoluk’u ikiye bölüyordu. Çok güzel bir sahil kasabasıydı. Bir yanda mağazalar, pansiyonlar, alışveriş merkezleri diğer yanda 3 katlı ve 1+1 daireleri olan yazlık evler vardı. Derenin suyu Kaz Dağlarından geliyordu. Dağların arasında yapılan küçük bir barajdan da kasabanın şehir suyu kullanılıyordu.
Sahildeki kumlardan Vali Konağına doğru yürümeye başladık. Derenin önü normal kumdu. Dere bu kumların arasından elli santim genişliğinde akıyordu. Üzerinden atlayıp geçerken yolumuza devam ettik. Şimdilerde bu derenin yatağı otuz metre genişliğinde ve dört metrelik duvarlarla yeniden yapılmış halde. İçinde motorlar sandallar dolu, insanlar derede balık tutuyorlar.
Altınoluk’u o kadar çok sevmiştik ki yıllarca bir hafta on günlük tatili burada geçirdik. 2008 yılında kayınpeder ölünce ikinci hanımın kızı evi satmaya karar verdi. Ev satılınca hatunun hissesine 65.000 TL düştü. Koşarak Altınoluk’a dönüp bugünkü 1+1 daireyi aldık. Sahile 200 metre uzaklıktaydı. Her gün denize girip güneş enerjisiyle ısınan suyla duş alıyorduk.
Alt katımızda, yani bahçe katında Nesrin Hanım oturuyordu. Hiç evlenmemişti, PTT’den emekli memurdu. Çok iyi anlaştık. Her sene biz gitmeden temizlikçi tutup evimizi temizlettiriyordu. Üstelik biz İstanbul’dayken evimize badana bile yaptırmıştı.
Ayakları biraz sakat olduğundan zor bela alışverişe gidiyordu. Bir gün baktık üç tekerlekli bisiklet almış. Şimdi her tarafa rahatça gidebiliyor. En büyük hobisi kedi ve köpekleri sevmekti. Onlara torbalarla mama alıp karınlarını doyurdu. Mahallenin kedileri acıkınca onun bahçesine girer, hazır mamalarla karınlarını doyurup sularını içtikten sonra giderlerdi.
Bu durumdan biz hariç bütün komşular şikayetçiydi, yan komşusu İbrahim Beyler ile çok samimiydi. Aradaki teli kesip bahçeden bahçeye gidip gelirlerdi. İbrahim Bey de kedileri hiç sevmezdi. Ya kediler ya biz diye rest çekince, Nesrin Hanım “kedilerim” dedi, bir anda bozuştular, teller yeniden çekildi, konuşmalar resmiyete dönüştü
Düşününce kadına hak verdim. Sonbahar geldi mi herkes gidiyor o tek başına kalıyordu şayet kediler olmasa kafayı üşüttü herhalde.
Parkın içinde ve civardaki kediler köpekler birden ayaklanıp aynı yönde koşardı. Biraz sonra köşeden bisikletiyle Nesrin Hanım görünürdü. Köpekler bisikletin yanından koşarlar, kediler bisikletin ön ve arkasındaki eşya konulan yerlerine doluşurken bazıları da sırtına çıkardı. Ekmek vereni nasıl da iyi tanıyorlardı
En son ana ve kız iki köpek kalmıştı. Yavru köpek ezan okunduğun zaman yüksek sesle ulurdu. Arada bir ben de onlara bir şeyler verirdim. Beni görmesinler, ikisi birden beni sev diye yanıma koşardı. Başlarını okşarken sevmem için birbirleriyle yarışıyorlardı, çok zor ayrılırdım yanlarından.
Altınoluk’un caddeleri geniş ve temizdi. Günde birkaç sefer çöp toplanırdı. Sadece caddelerin ismi vardı. Sokaklar caddelerin sol tarafında birinci ikinci üçüncü sokak olarak adlandırılmıştı.
Ayın on dördünde gökte tepsi gibi bir ay vardı. İnsan bakmaya doyamıyordu. O akşam yemeğimizi yedik. Balkonda hatunun yaptığı kahveyi içerken bir yandan çekirdek yiyor bir yandan da mehtabı seyrediyordum. Her akşam yürüyüşe çıkıyorduk. Denizdeki yakamozları seyretmek için sahile doğru yola koyulduk. Uğur Mumcu Bulvarına yaklaştığımızda hoparlör bağlı olan direğin altında yedi sekiz köpek toplu halde duruyordu. Ya bize saldırırlarsa diye düşünürken tam o sırada yatsı ezanı okunmaya başladı. Köpekler camideki gibi saf tutup Kâbe’ye doğru havlamaya, ulumaya başladılar. İleriden bir köpek koşarak safın başına gelip o da havlamaya başladı. Ezan bittiğinde köpekler dağılarak ortadan kayboldular.
Yürümeye devam edip sahil yoluna geldik. Çok güzel yapılmıştı. Araçlara yasaktı sadece bisikletler ve yayalar gidip gelebiliyordu. Yağcılar’dan Altınoluk merkezine kadar giden gelenlerle doluydu.
Bir yandan yürüyüp bir yandan da denizdeki yakamozu seyrederken boş bank arıyorduk. Bulamayınca geriye döndük. Hergün önünde denize girdiğimiz Vali Konağının yanındaki parka geldik. Ne yazık ki burada da boş bank yoktu. Ayakta biraz durup yakamozları seyrettik. Parktan çıkarken kapıda bir yazı gördüm, şöyle diyordu: “Ulu tanrım hikmetinden sual sorulmaz ama merakımdan soruyorum, Altınoluk’u yarattın, acaba ikinci bir cennete gerek var mıydı?”
Onun için burası dünyadaki cennet miydi? Oysa herkesin dünyadaki cenneti başkadır. Kimisi için İstanbul kimisi için Antalya kimisi için Bodrum kimisi içinse köyündeki çiçeklerle ve ağaçlarla dolu bahçesi onun cennetidir.
Döndük evimize. Yakamozlar doyunca seyredemedik ama balkonumuzdan mehtabı doya doya seyrettik.
Doğan Petmezciler
