6 Şubat 2023 Pazartesi sabahı, ülke olarak depremin dehşetiyle bir kez daha karşılaştık. O günü, çaresizliğin derin sularında gezdiğimiz, sıcak bir evde oturup iyi yemek yediğimizden dolayı onulmaz suçluluk hissettiğimiz, yapabileceğimiz her türlü yardıma koştuğumuz, evde olduğumuz zamanlarda ise felce uğramış gibi hiçbir şey yapamayıp saatlerce gözlerimizi ayırmadan televizyon izlediğimiz günler takip etti.
Neyya olarak biz de durduk doğal olarak, bekledik, yasımızı tuttuk. Tekrar yaşama dönmeye çalıştığımızda deprem üzerine yazılmış yerli ve yabancı öyküleri araştırmaya başladık.
1999 yıkımından sonra depremle ilgili öykülerin toplandığı Fay Boşluğu adlı kitaba ulaştık. Baskısı yoktu ama Nadir Kitap’tan edinebildik.
Fay Boşluğu’nu hazırlayan Kadir Yüksel 1999 depreminden sağ kurtulabilmiş. Sonrasında edebiyatımızda depremle ilgili öyküleri bulmak amacıyla geniş bir tarama yapmış. Tam bir deprem ülkesi olmamıza rağmen edebiyatçılarımızın ilgisinin yeterli olmadığını hayretle görmüş. 1999’dan sonra, depremle ilgili öykülerde bir artış olmuş. Zaten kitapta bulunan ‘99 sonrası öykülerin hepsi bu depremi konu yapmış. Kadir Yüksel “Öyküler ardı ardına okunduğunda, öncesiyle, sarsıntısıyla, sonrasıyla, tortularıyla depremin bütün aşamalarını anlatabilsin” istemiş. Böylesi bir dizilişe uygun yirmi yedi öyküyü seçip yerleştirmiş.
İlk öykü Nezihe Meriç’ten. Eski semtleri gezip görmeyi seven ama karısı asla modern bölgelerden dışarı çıkmayan bir adamın ağzından İstanbul’u dinliyoruz. Depremden henüz gerçekleşmemiş bir ihtimal olarak söz ediliyor. Hemen arkasından Muzaffer İzgü’nün çürük bina yapan bir laz müteahhidi anlattığı mizahi öyküsü yer almış. Özen Yula, Eski, Yalan Zamanlar’ı bugünle birleştirince deprem anı girmiş kitabımıza. Hakan Bıçakçı, uçak, ev, deprem üçgeniyle, rüya-gerçek ikileminde depremi yaşatmış. Halikarnas Balıkçısı denizde gelen bir depremi anlatmış. Onat Bahadır deprem sırasında insan yüzlerini yerleştirmiş öyküsüne. Gülseren Engin öyküsünde göçük altına inmiş. Hayvanlara yapılan eziyetin hala derin acı olduğu toplumumuzda, onların değerini Aziz Nesin depremdeki bir köpek üzerinden anlatmış. Karin Karakaşlı yabancı kurtarma ekiplerine gönüllü tercümanlığa giden bir kadının gözlerinden depremle buluşturmuş okuru. Fahri Erdinç depremi fırsata çeviren sahtekâr bir tefeciyi anlatmış. Bilgin Adalı, ülkenin yeniden dirilişini deprem metaforu ile aktarmış. Ali Balkız depreme hapishanede yakalananları öyküleştirmiş. Ömer Seyfettin cumhuriyet öncesi dönemindeki bir zelzele sonrasından görüntüler geçmiş bize. Samim Kocagöz, deprem sonrası köy yolunu tıkayan bir kayayı, köyün idealist öğretmeninin, devletin ve köylülerin kayıtsızlığına karşın kaldırma çabasını anlatmış. Ahmet Hamdi Tanpınar, 1924 yılında Erzurum’da olan bir depremi, iyi bir aileden gelip kendini sokaklara vurmuş bir bilge meczubun çevresinde geliştirmiş. Barış Bıçakçı, depremden sonra bölgeye sözde yardıma gidenleri hicvetmiş. Sulhi Dölek depremle devamlı sarsılan bir kasabada, yardım diye gönderilen battaniyelerin nasıl satıldığını mizahla anlatmış. Bir çadır çiz, çocuk! diye başlamış Necati Tosuner, arzulanan dünyanın özlemiyle. Mebuse Tekay, 1999 depreminde yardıma koşan bir psikoloğun güncesinde deprem sonrası ülkede hiç değişmeyen görüntüleri taşımış sürpriz sonla biten öyküsüne. Fadime Uslu, deprem sonrasını Baraka-Çadır-Ev bölümleriyle aktarmış. Karin Karakaşlı, Hepgül adlı oyuncak köpeğini deprem bölgesine gönderen bir çocukla, onu alıp adını Melül koyan depremzede diğer çocuğu öyküleştirmiş. Orhan Duru çok soğukkanlı bir depremzede üzerinden metaforik yaklaşmış yer sarsıntılarına. Necati Mert deprem sonrası oluşan içsel boşluğa çekmiş dikkatleri. Erendiz Atasü, birbirine taban tabana zıt çocukluk arkadaşı iki kadının yollarını, deprem üzerinden kesiştirmiş. Hakan Şenocak, depremde kaybedilen bir aile ferdi ile on yıl sonrasına götürmüş bizi. Ahmet Ümit bir deprem profesörünün ölümündeki sırrı polisiye öyküsünde çözmüş. Bilge Karasu, apokaliptik anlatıyla ekoeleştiri yaptığı öyküsünün merkezine gittikçe büyüyen bir adayı yerleştirmiş.
Ülkemizde depremler son bulmayacak. Ancak depremin sebep olduğu ölümler son bulabilir. On bir ili kapsayan son yaşadığımız deprem binlerce cana mal oldu. Sıfır can kaybını yaşayacağımız günlere kadar hepimize çok iş düşmekte, doğal olarak edebiyatçılarımıza da.
Asil Şenol Topçu
