Cep telefonlarında oynayacakları grup oyunu için çağrılan Furkan yine mide sancısına tutulmuştu. İnlemelerini sabahın erken saatinde işine gitmek için yola koyulacak olan babası ya da işten çıkartılmış olan annesi duysun istemiyordu. Bütün gün evle ve kardeşleriyle uğraşıyor olması onu yoruyordu zaten. Oysa yapay zekanın gelişimi hızla yayılıyor ev işlerinde kullanılan robotları rahatlıkla yönetiyordu. Lise son sınıf öğrencisi delikanlı daha iki gün önce aynı sokak üzerindeki özel okulda okuyan Aylin’e arkadaşlık teklif etmiş ve kabul görmüştü. Bilgisayarına yüklediği program bu konu ile ilgili sorduğu sorulara yeterli yanıtları veremiyordu. Bir üst program için ise para ayırmak işine gelmiyordu delikanlının. Başına ne işler geleceğini bilemiyordu. Tüm programlar en basit bilgisayarlarda da çalışsa ne olurdu yani. Ya da her seferinde bilgisayar bir üst aşamaya sıçrayacak durumda olsa. Sonuçta o da bir yapay zeka tarzında çalışmıyor muydu? Kıza teklifi yaparken ter içinde kalmış ve kendini daha çok “hayır,” yanıtına hazırlamıştı. Dik yürüyen, başını sağa sola çevirirken bile tuhaf görünen Aylin’in nasıl biri olduğunu bilmiyordu. Önemi yoktu onun için. Güzellik denen şey kişiye özeldi ne de olsa. Ergenlik rüzgârına binmiş olan yüreği fırtınalarla baş etmenin yollarını arıyordu zaten. Arkadaşı Metin onu “Sana uymaz!” diyerek sürekli uyarıyor ama bunu hangi anlamda söylemekte olduğunu bir türlü açıklamıyordu. O da nedenini sorma gereği duymuyordu. Aylin’in arkadaşlarıyla yeni moda kafelerde zaman geçirdiğini biliyordu. Onların kafesine oturduğunda menüdekilerden seçeceği, zar zor elde ettiği cep harçlığını bir çırpıda tüketmesine neden olacaktı. Yeterse o da. Onunla daha çok kendisinin seçtiği mekanlarda bir araya gelmek ona iyi geliyordu. Bir keresinde hemen hemen hiç hata yapmayan Aylin’in ısrarıyla arkadaşlarının beklediği Starbucks’a takılmıştı. Neyse ki hesaplı bir çocuktu. Menüde bulunanlardan bütçesine en uygun olanı seçmiş ve o günü atlatmıştı. Ama masaya konulan cep telefonları onda sıkıntı yaratmıştı yine de. Kendisininkini gizlemiş, sorulduğunda da okulundaki kurallar nedeniyle üzerinde taşımadığı bahanesini uydurmuştu. Oysa arada bir yanında bulundurduğu, çok sınırlı interneti olan annesinin telefonu üzerindeydi. Onu masaya koymasının menüdeki diğer ürünler ayarında bir sıkıntı yaratacağını düşünmüştü. Kendi okulundaki arkadaşlarıyla buluşmalarında bu konu çok fazla sıkıntı yaratmıyordu onda ama şimdi oturduğu kafede bu olmazdı işte. İnsanlar telefonlarına, takıldıkları mekanlara, içtikleri ve yediklerine göre ayrılmaya başlamışlardı sanki. Yetmezmiş gibi bir dahaki buluşmada cep telefonundan oyun oynama partisine davet edilmişti. Ne de olsa diğerlerinin sınırsız interneti vardı.
Parti zamanı geldikçe eve sığamaz oluyor, annesiyle sık sık çatışıyordu Furkan. Babası durumu anlamakta zorlanmaya başlamıştı. Eşiyle yaptığı gün değerlendirme buluşmasında -ki genelde çocuklar yatmaya çekildiklerinde oluyordu bu- durumu öğrendiğinde yüreği sıkışmıştı. Salt bu nedenle işinden izin alarak hafta sonunu evde geçiren Celal, arkadaşlarının çocuklarıyla yaşadıkları benzer sıkıntıların kapısını çaldığını anlamıştı. Bu haftaki buluşması için oğluna kendi telefonunu verecek, biraz daha zaman kazanacaktı.
-Yarınki buluşmana benim telefonu alarak gidebilirsin. O gün için ekstra internet alırım.
-Ya sonra baba?
Furkan’ın gözü bir yandan da açık olan televizyondaki yapay zekanın yapabilirlikleri üzerine bir programa takılmıştı. Sorulan sorulara yanıt vermek, evi süpürüp silmek bile geride kalıyordu neredeyse. Bebek bakan, çamaşırları asmadan kurutup ütüleyen ve yerine koyanlardan tutun da hastalıkları nefes kokusundan anlayana kadar ilerlemişti teknoloji. Bir keresinde bir robotun yazdığı romanın başka bir robot tarafından çevrilmiş filminin fragmanını izletmişti sevdiği kız. Artık o da sıradanlığa dönüşecekti giderek. Belki de insanla robotu birbirinden ayırmak zorlaşacaktı. Aylin de robot muydu yoksa? Sosyal medyada gezen, “Okullara deneme amaçlı robotlar gönderildiği,” haberi kafasını kurcalamaya devam ediyordu. Kız arkadaşının hareketlerinde mekaniklik var gibiydi. “Saçmalamaya başladım galiba!” Dedi kendi kendine delikanlı. Babasının yanıtıyla toparlanmaya çalıştı.
-Sonrasına bakacağım. Bu haftayı bu şekilde atlatalım.
Furkan yarı ikna olmuş yarı üzgün bir şekilde kahvaltısını yapmayı sürdürdü. Bir konuşmacı yapay zekanın her şeyi yapabileceğini anlatırken, bir diğeri henüz yaratıcılığı gerçekleştiremediğini söyleyerek itiraz ediyordu ekranda. Delikanlı buluşma anını çıkartamıyordu aklından. Bazen kendi kendine söyleniyordu. “Yapay Zeka iyice geliştikten sonra dünyaya gelmiş olsaydım keşke.” Masadakiler bunu duymazlıktan geldiler. Babasının telefonunun da yeterli olup olmayacağından emin değildi. Kahvaltı masasından kalktı cep telefonunu alması için babası bir hatırlatma yapma ihtiyacı duydu. Unutmuş muydu yoksa kasıtlı mı orada bıraktı kimse anlamadı. Yine de telefonu alıp cebine yerleştirdi. Üzerini değiştirmek için odasına yöneldi. İlk işi yeni numarasını sevdiği kıza iletmek oldu. Yemek masasındaki sessizlik ortamdaki hakimiyetini sürdürmekteydi. Odasına giren delikanlı kardeşleri ile ortaklaşa kullandıkları dolabın önünde durdu bir süre. Ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremiyordu. Toplantıya gitmese olmazdı. Sevdiği kıza söz vermişti. Bir bahane uydurmak işine gelmiyordu. Toparlandı, kimseye bir şey söylemeden ve bakışlara aldırmadan kapıdan çıkıp gitti. Biraz sakinlemiş gibiydi. “Belki şansım yaver gider ve babamın telefonu sürpriz olacak dedikleri oyunu açar,” diye hayal kurmaktan kendini alamıyordu. Bu defa her zamankinden daha fazla harçlık almış olmasına rağmen yine de dolmuşa binmek işine gelmedi. Olur ya orada içecekleri bir şeye parası yetmeyebilirdi. Aylin’e de istediği içeceği kendisi ısmarlamalıydı bu defa. Her delikanlı gibi o da telefonunu pantolonunun arka cebine yerleştirdi. Annesininkinden biraz daha kaliteli olması onu cesaretlendirmişti. Arada bir ona bakarak yürüyordu. Ek internet paketinin telefona yüklenmiş olduğu mesajı onu biraz da olsa rahatlattı. Aktif hale getirmesi için kabul tuşuna basması yeterliydi. Kafeye yaklaştıkça heyecanı artmaktaydı. Onu ilk gören Aylin oldu ve heyecanla Furkan’a el salladı. Gruptaki yeri kızın yanıydı elbette. Otururken gözü masadaki telefonlara ilişti yeniden ve o anda geldiğine pişman oldu. Yine rengi değişmiş ve zor nefes almaya başlamıştı. Oyunu açmaları için link gönderen Cem ile göz göze geldiklerinde sıkıntının ikinci aşamasının başladığını hissetti. Ek paketi onaylamak için tuşa dokundu, sonra da Cem’in gönderdiği link için aynı işlemi yaptı. Gerekli donanıma sahip olmadığı mesajını okuyunca her şeyin sonu geldiğini anlamıştı. Belki Aylin artık onun arkadaşı olmaktan vazgeçecekti. Kusacak gibi oldu. Lavaboya gitmek için izin istedi. Buraya ikinci gelişi olmasına rağmen tuvaletin yerini sormak ihtiyacı duydu. Garson ancak ikinci tekrardan sonra soruyu anlayabilmişti. Sesi içine kaçmış gibiydi. Bekleyenler arasında ilk homurdanan da o program için parayı ödeyen Cem oldu. Sınırlı bir zaman diliminde oyunu tamamlamaları gerekmekteydi. Furkan Aylin’den gelen mesajı okuduğunda mahcubiyetinin arttığını hissetti.
Gizlendiği tuvaletten çıkması gerekiyordu artık. Lavaboya yöneldi. Sensörlü olan çeşmeye elini uzattı ama su akmadı. Diğerini denedi, yine aynı sorunla karşılaştı. Oyun linkini açmak için yeniden hamle yaptığında şiddetli bir çekim gücünün etkisiyle cep telefonunun içinde oluşan bir tünele girdi. Hızla yol almaktaydı istenci dışında. Saçlarının diken diken olduğunu, kanının çekildiğini hissetti. Bir yandan da korkuyla karışık heyecan duymaktaydı. Zaman tüneline girmiş gibiydi sanki. Bir yol ayrımında durdu. Tabelaya baktı. İki seçenek vardı. Geriye mi gitmek isterdi yoksa ileriye mi? Geriye gitse yaşamını yeniden kurgulardı belki de. Herkesin tüm çıplaklıklarıyla yaşadığı ve yaşamı adilce paylaştıkları bir evrende sürdürürlerdi hayatı. Anne ve babası da ekonomi gibi komik nedenlerle zor durumda kalmaktan kurtulurdu. Belki de “paylaşmak,” diye bir kavrama da gerek kalmaz, kız arkadaşı nedeniyle yaşadığı sıkıntılar da olmazdı. Ya ileri giderse ne olurdu? İşte bunun için kafa yorması gerekiyordu Furkan’ın. O kadar zamanı var mıydı bilemedi. Yine de ileriyi denemeliydi. Çok geçmeden kendisini duyan bir şey onu o yola soktu. “Gerideki yaşam ile ilgili kurguyu ileride yapabilirim.” Diye düşünerek kararını beğendi. Belki tüm çıplaklık biraz zor olurdu ama herkesin ihtiyacını karşılayabileceği sensörlü makinalar olurdu her tarafta. Elini uzattığında akan su gibi ihtiyacını okuyan makinaların yani robotların varlığı yaşamı ne kadar güzel kılardı. O zaman “Oyunlar için gereken donanımlara sahip telefonlar,” diye bir sıkıntıya da gerek kalmazdı. Çünkü ihtiyacına göre her şey hazır olacaktı zaten. Sadece istemek yetecekti. Eh insana da kendini gerçekleştirebileceği daha çok zaman kalırdı o zaman. O da Aylin’le rahat bir sevgililik süreci yaşardı. Birbirlerinden ayrılırlar mıydı bilinmez ama bunu da ihtiyaç karşılayan robotlar yanıtlardı belki. Sürprizlerin olmayacağı bir zaman dilimi sıkıcı gibi gelebilirdi ilk anda, en azından herkes ve her şey yaşamın tadını çıkarırcasına var olacaktı. O zaman keşif bekleyen başka yıldızlar sürprizleri içinde barındırırcasına uzaklardan göz kırpacaktı. Düşündükçe yön seçimiyle ilgili kendisini yeniden kutladı. Yol sonsuz gibi görünüyordu ona. Bir tarafın ışıl ışıl öteki tarafın ise kapkaranlık olduğu bir alanda ayakları yere bastı. Heyecanı doruktaydı. Yine bir yol ayrımıydı. Ama bu defa seçim için gerekli açıklamalar vardı. Karanlık bölümde diğer yıldızlarla iletişimin kurulduğu mekanlar, ışığın bol olduğu bölümde ise gecenin eğlencesine kendini kaptırmış insanlar vardı. Yıldızlarla iletişim için kendini hazır hissetmiyordu, ayrıca diğer tarafa giderse belki de Aylin ile karşılaşabilir, onu bulunduğu ortamdan çekip çıkarabilirdi. Öyle de oldu. Aylin’i masadan aldı. Birlikte deniz kıyısında el ele yürümeye başladılar. İhtiyaç duydukları içeceği makinalardan aldıktan sonra çalan müzik eşliğinde kumsalın üzerine uzanma teklifine hayır demedi genç kız. İlk kez el ele tutuştular. Hafif bir soğukluk hissetti ama bu duruma aldırmadı Furkan. Yıldızları seyretmeye, arada bir müziğin sesini kısıp dalgaları dinlemeye zaman ayırdılar. Aklına yapay zeka ile ilgili dinlediği oturumdaki insanlar geldi. İlkine hak vermiş olduğuna sevindi. Daha sonra bir araca binip istedikleri yüksekliğe çıkarak yeryüzünü izlemeye koyuldular. Ağaçların bolluğundan yaşam yerlerinin ışıltısı zor görünüyordu. Hafif müzik onları kendilerinden geçiriyordu. Aylin Gökyüzü Restoranına gitmeyi önerdi. Nostaljik bir yerdi. Gün hemen bitsin istemiyordu. Orada şarap ve dans eşliğinde romantik bir zaman geçirmek iyi olurdu. Bir parçayı en çok sevdikleri olarak seçip dansa kalktılar. Furkan sevinçten uçuyor gibiydi. Aylin de öyle. En coşkulu anda dudakları birbirine yanaşmıştı. İkisi de bu konuda acemiydiler. Tam birbirlerini öpecekken Furkan omuzunda bir elin kendisine dokunduğunu hissetti.
– Arkadaşım iyi misin? Uzun süredir elin musluğun altında. Su boşa akıp duruyor.
Furkan birden kendini toparlamaya çalıştı. Telefonuna baktı. Çağrılar vardı Aylin’den. Hemen ona rahatsız olduğunu ve eve dönmesi gerektiğini belirten bir mesaj yazarak kafeyi arka kapıdan terk etti. Eve geldiğinde babası ve annesinin şaşkın bakışları arasında telefonu masaya bırakıp odasına çekildi. Neyse ki kardeşleri evde değildi. Kapıyı kapattı. Yatağına uzandı. Zaman tüneline yeniden girmek umuduyla gözlerini kapadı.
HAMİT ERGÜVEN

Üstteki yorumum “Üç gözlük” içindi, yanlış oldu, silemedim, düzeltebilirseniz sevinirim….
Defaatle olmuş ve olabilirliği daim olan iyilikle, kötülüğün savaşı; heyecanlı, mistik temalar da içeren bir öykü olmuş, gayet de güzel olmuş…