Her gün Maltepe’den Kadıköy’e anneme gitmek, aşırı araç trafiği, hadi on beş dakikalık yolu kırk beş dakikada gittik. Bir de annemin orada park yeri bulmak dert. Çok zaruri olmadıkça özel araç yerine toplu taşımayla gitmeyi tercih ediyorum.
Yazarlık Atölyesinden gelen toplu taşıma öyküleri yazalım mesajını görünce çok sevindim.
İnsanları gözlemleyecek, acaba hikayesi nedir diye düşünürken hiç sıkılmayacaktım.
O sabah Süreyya Plajı istasyonundan Marmaray’a bindim, tam karşımda yirmi beş otuz yaşlarında, başında beyaz türbanı olan genç bir kadın uyuyordu. Acaba Gebze’den mi bindi? Arada bir düş mü görüyordu ne, yüzünde çok hafif bir tebessüm beliriyordu. Tren istasyona yaklaşırken Feneryolu anonsunu duyunca hani filmlerde dizilerde saat alarmı çalınca yataktan fırlayan insanlar gibi uyandı, hızla indi.
Bu arada tren oldukça kalabalıklaştı. Tam önümde ayakta duran adamın önce ayakkabıları dikkatimi çekti. Son zamanlarda spor ayakkabı görmekten kendisini göremediğimiz yumurta topuklar. Başımı biraz kaldırınca kısa saçlı, bıyıklı orta yaşlarda bir adam, bir elinde oldukça dolu siyah bir poşet, diğer elindeki eski model cep telefonu ile konuşuyor.
Abi bu sabah İstanbul’a geldim moralim çok bozuk…
Kim bilir hangi sakin yerden geldi ki?
Abimler annemi hastaneye yatırmışlar. Oraya gidiyorum. Kaç zamandır sırt ağrısı, gaz ve karnında şişkinlik varmış. İki gün önce de aşırı karın ağrısı olunca safra kesesi ameliyatı demişler. Bugün ameliyat olacak. Ben de fabrikadan izin alıp geldim.
Karşı taraf, hangi hastane olduğunu mu soruyor acaba?
Cerrahpaşa. Yenikapı’da inip otobüse binecekmişim…
Göztepe’de binen elinde iki poşeti olan şişman, yaşlıca adama yanımdaki genç yer vermek istedi. Oturmayacağım diyerek poşetinden yara bantları çıkartıp 3 kutu 10 lira deyince, eskiden vapurlarda satış yapan Burhan Pazarlamayı anmadan edemedim.
Hastaneye giden adam benden boşalan yere oturup telefon konuşmasına devam ediyordu. Söğütlüçeşme’de ben dahil birçok kişi inip hızlı adımlarla akbil iadelerimizi aldık.
Aynı günün dönüşünde Kartal İkea’ya gideceğim için metroya bindim. Vagonların içi irili ufaklı çekçekli rengarenk bavullarla ve seyahate giden yolcuların o tatlı telaşıyla dolu, mesai çıkışı yorgun evine dönenlerden ne farklı seyahate çıkanlar. Sadece gezi amaçlı değil, iş, aileyi görme amaçlı olsa da yolculuğun enerjisi yansıyor yolcuların üzerine. Karşımda duran mor bavullu kadın telefonda İspanya’ya gideceklerini söylüyor. Hayallere dalıyorum, Barcelona hep görmek istediğim bir kent.
O kalabalıkta, Bostancı’da Suriyeli olduğunu düşündüğüm karnı burnunda bir kadın ve onun eteğini çekiştiren kız çocuğu bindi.
Yedi sekiz yaşlarındaki başında uzun pembe bir örtü olan küçük kız elinde kağıt bardak ile dolaşmaya başladı.
Vagonda turist çift dışında kimse oralı olmadı. Onlar biraz gülümseyerek bakınca küçük kız işaret ile para istedi, gülerek yok manasında işaretler yaptılar, vermeyeceklerini anlayan kız turist çiftin pantolon ceplerine elini sokarak para aramaya başladı. O zaman turistler biraz ürkerek etrafa bakmaya başladılar. İlk istasyonda vagona güvenlik girdi. Kameradan takip ettiklerini düşünüyorum. Bu arada dilenci anne kız diğer kapıdan trenden indiler veya başka vagona geçtiler.
Küçükyalı’da yanıma oturan dövmeli, yırtık kotlu genç kadına;
Müziğinizin sesini biraz kısar mısınız dedim ve aramızda şöyle bir diyalog geçti.
Rahatsız mı oldunuz?
Evet, kendiniz duyacak kadar açın lütfen.
O zaman taksiye binin hanımefendiciğim…
Aslında müzik dinlemeyi ben de severim. Ancak başkasının yüksek sesle dinlediği müzik kulaklıktan anlaşılmıyor, sadece rahatsız edici cızırtı duyuluyor. Bunları ona söyleyemeden o alaycı cevabından sonra yanımdan kalkıp çaprazımda boşalan yere geçti.
Diğer yanımda oturan altmışlı yaşlarında olduğunu düşündüğüm, giyiminden kuşamından kabul gününden döndüğü izlenimi veren kadın, kızın bana cevabından sonra bana dönüp serzenişte bulunmaya başladı.
Toplu taşımada nasıl yolculuk yapacağımızı, birbirimize saygılı olmayı öğrenemedik, size verdiği cevaba bakar mısınız? Ben toplu taşımada yanındaki ile yüksek sesle konuşanlardan da büyüklerine yer vermeyen gençlerden de şikayetçiyim.
Bir iki gencin yüz ifadelerinden muhabbetimizden hoşlanmadıklarını anladım. Onların da bize söylemek istedikleri vardı sanırım. Bakış açılarımız ne farklı.
Kartal’a gelmişim, hala serzenişte bulunmaya devam eden hanıma veda edip, kapıya doğru giderken, mor bavullu kadına bir daha bakıyorum. Barcelona’da bir metroda olmak vardı şimdi.
Aydanur Atamdede
