Yaz yazabildiğin kadar, Anlat anlatabildiğin kadar dediler ve biz Işın’la Bakırköy’den yola çıktık. Kadıköy’ün ve İstanbul’un özgün mahallelerinden biri olan Koşuyolu’nda Neyya (Nükhet Eren Yaratıcı Yazarlık Atölyesi) olarak bu hafta sonu mahalle şenliğine katılıyorduk. Birkaç arkadaş erken saatlerde Alan Kadıköy’de hazırlıklar için buluştuk. Neyya bünyesinde çıkan bütün kitaplar stantlara dizildi, afişler, fotoğraflar asıldı.
Bahçeli evleri hala zamana direnen, yeşillikler içinde bir mahalle Koşuyolu. Bakırköy’ün, Kadıköy’ün ve diğer pek çok semtin aşırı yüksek binalarına inat müstakil yaşantısı olan bu mahalleye sanat ayrı bir tat katıyor. Kentsel yaşamda ayrıcalık sayabileceğimiz durumların olmazsa olmazı sanat.
Mahalle şenliğinde, çevre gönüllüleri, Validebağ Gönüllüleri, mahalle muhtarlığı ile iş birliği içinde çok güzel bir pazar gününü geride bıraktık ve bu güzel etkinliğe imzamızı attık.
Işın arkadaşım çocuk atölyesini başlattı. İlkin çocuklar geldi, oturdular ve gözleri ikram olacak bisküvilerde takılı kaldı. Işın, biraz okuyalım arada size ikramım olacak, sonra da yazmayı bilenle öykü yazarız dedi
Çocuklar onayladı, dinlemeye başladılar ama sandalye üzerinde kıpır kıpırdılar. Oysa Işın ayrıntılı hazırlanmıştı. Ne güzel öyküler dinleyeceklerdi. Resimli öykü yapacaklardı. Baktı ki olmayacak, çocukların bisküvilerini dağıttı. Bir güzel yediler ve atölyeden vıın. Ah ne güldük çocukların o ele avuca gelmez hallerine.
Aynı anda başka etkinliklerle bizim atölye çakışmıştı. Ee tabi slaym, drama, çamur seramik ve yüz boyama olunca okuma yazma da neydi değil mi? Bu da ayrı bir konu ama zaten yaşları da çok küçüktü. 8-12 yaş grubu olsaydı öykü atölyesinin de tadına doyulmazdı.
Işın altı yedi yaşında çocukları hatta daha küçükleri bir anda karşısında görünce ‘bu atölye olmaz’ demişti. Haklıydı. Bunlar küçücük oyun çocuklarıydı, hava da günlük güneşlik, akılları dışarda, oyunda. Daha fazla eziyet etmeden öykü atölyesini sonlandırdık.
Biz de en iyisi çay içelim dedik. Zaten sabahın erken saatlerinden beri yoldaydık. Çay dağıtılan yere gittik. Pazar gününün keyfi çay dedik ama biz atölye peşinde koşarken çay bitmişti. Yüzlerimiz biraz değişse de bakışıp gülüştük. Aslında güne gülümsedik.
Benim kalbim küt küt. Yüzüm gülse de aklım sunacağım Haiku atölyesinde. İlk defa bir topluluğa anlatacağım. Çok hazırlandım. Günlerce öncesinden prova bile yaptım. Zihnimdekiler birbiri ile yarışta. Heyecan yapıp ya hiç konuşamazsam? Yazmayı daha çok seviyorum. Saatime bakıp daha bir saat var deyip kendi kendimi avutmaya başladım.
Bazı zaman saat geçmek bilmez. Bazı durumlarda da akrep ile yelkovan koşarlar. İşte koştura koştura Haiku saati geldi çattı.
Şiir meraklıları gençler birer ikişer geldikçe sakinlemeye çalıştım. Titreyen ellerimi bir cebime soktum, yok olmadı deyip kollarımı kovuşturdum. Sonra vazgeçip Işın, Işık, Gülizar Hanim ve Özlem ile birlikte masada yerimizi aldık. Haiku’nun mazisini ve geleceğini örneklerle anlatmaya başladım. Aslında hepsini çok iyi biliyordum ama dosyadan okumak bana çok iyi geldi.
Haiku eğlenceli mısradır dedim. Hayretle bana baktı dinleyenler. Şiir ve eğlenceyi yan yana mı koyamadılar?
Dünyanın en kısa şiiri olan bu tür, ilginç kurgusu ve minimum kelime ile verdiği zihinsel, duygusal mesajlarla birçok şiir akımını etkilemiştir.
En önemli Haiku şairleri arasında Matsuo Bashō (1644-1694), Yosa Buson (1716-1783), Kobayashi Issa (1763-1827) ve Masaoka Shiki (1867-1902) gösterilebilir.
Baktım ki herkes can kulağı ile dinliyor daha bir iştahla okudum, anlattım.
Genelde 5-7-5 ya da 7-5-7’lik ölçü olan üç kelimeden oluşan birer mısradan oluşur. Kelimeler sütunlar halinde yan yana dizilir
Haiku’nun vazgeçilmez bir unsuru da somut ve halihazır ile olan bağlantısıdır deyip teknik bilgiler verdim. Yaklaşık on dakika konuştuktan sonra dinleyenleri teorik bilgi ile sıkmamak için örnekler vermeye başladım.
Başho’dan
Bulutun tepesi
Birkaçı dağıldı
Dağ gibi ay
Unutturdu bak
Kavun çalmayı bile
Soğuyan hava
Musaoka Shikiden’di bu da. Japon edebiyatından 3-4 örnek daha verdim. Baktım ilgi azalıyor, bizim edebiyatımızdan örneklere geçtim.
Orhan Veli de Haiku yazmıştır.
Gemliğe doğru
Denizi göreceksiniz
Sakın şaşırma
Grup çok bildikleri mısranın aslında Haiku olduğunu öğrenince daha da bir ilgi ile dinlemeye başladı.
Güm güm çalındı kapım
Açtım baktım
Yalnızlığımmış
Cemal Süreya’nın bu mısrasını da herkes anımsadı, sonra Oruç Aruoba’ya geçtim “Haiku yazdığımı -yani, yazdıklarımın haiku olduğunu- başlangıçta farketmedim. Başo’yla tanışmam Mayıs 93’de oldu; oysa çok önceleri, ancak haiku sayılabilecek metinler yazmıştım -yani, sonradan farkettim ki, yazmışım… (tümceler’e aldığım metinlerin birçoğu, ilk kavranış açısından da, kâğıda dökülüş açısından da -bazısı biçimsel olarak bile- haiku sayılabilir.)Belki, çekici olan, sınırlandırılmışlıktı: “Pekâlâ, söyle bakalım ne söyleyeceksen; ama yalnızca on yedi nefesin var – ona göre!..” gibi bir kısıt, sanki rahatlatıcıydı bile: Yalnızca “söyle, hızla; ve geç…” gibi bir anlamda da değil -imbiklemek gibi bir şey: “Özü bul -çok söyleme: tam yeterince…” gibi…(…)Sezinlemeye başladım haiku’nun anlamını:- Anlık bir anlam: gözüküp geçiveren bir görünüm -göze çarpıveren bir kavrama- daracık kavrayış aralığından görülüveren kocaman dünya… Demiş Aruoba. Haiku yazmış tüm ömrünce.
Tam da göremediğinde
Köpürüverir gene
Dalga.
Bakalım şu son pencere de
Ne zaman sönecek
Ağaçlar
Kulak kabartmışlar:
Dolunay’ı dinliyorlar.
artık…
Kirli denizde
ak martılar
nasıl temizleniyorlar?
Kendi Haikularımı da ihmal etmedim tabi.
Bir kuşu ağırladı
Pencerem gece
Uyku gözümden aktı
Toprak her zaman
Ağaçtaki Yaprağı
İçine yutar
Aşkım doğadır
Kalbimdeki ormanda
Çiçekler güzel
Sıra katılımcılara geldi, herkes o kadar istekliydi ki anlatamam. Çok güzel ve çok özel Haiku denemeleri çıktı. Hocamız Nükhet Eren de Haiku yazanlara katıldı, hatta gençlerin enerjisini beğenip onlara bir Haiku yazdı.
Dostluk dediler
Gençler beraber
Koşuyolu şenlikte
Gençler Haiku çalışması yaparken, ilk başta düşündüğüm, yani atölye başlamadan önceki heyecanımdan dolayı, kimse gelmese bari idi. İyi ki gelmişler. Bu arada bir baktım Işın, Özlem ve Işık’ın Haiku alıştırmalarının hecelerini sayıyor 7 -5-7 ya da 5-7-5 olacak diyor, kollektif Haikular tasarlanıyor. Hepimiz çok hareketliydik. Neyya olarak katılmanın gururunu ayrıca tattık. Kaybettiğimiz arkadaşımız Yegane’ nin köpeği de tüm atölye boyunca öyle uslu öyle masum oturdu ki, içimiz burkuldu.
Bütün arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.
Burcu Türker
Katılımcıların Haiku denemeleri;
Bir tek ben varım
Uzaktaki o kuşlar
Bir de ağaçlar
Sımsıcak bir gün
Sevdi beni güneş
Ve senin yüzün
Selin
Kar Geldiği vakit
Keskin bir hava
Doldu Ciğerlerime
Duru
Çocuklar oynar
Şenlikte hep birlikte
Neşe içinde
Özlem
Atölye boş kal
Yeşil kazaklı çocuk
Yüzü boyalı
Işık
Tenekeler dizildi
İçi çiçek çiçek
Ekilen dedemdi
Aslı
Başımı kaldıramadım
Baş kaldırdım
Bitmez yoğunluğumda
Fatih
Enflasyon yüksek
Altın döviz dalgalı
Maaş yetmiyor
Levent
İhtiyar adam gider
Küçük afacan
Geliyor koşaraktan
Gülizar
Denizle gök birleşti
Karanlık bitmiş
Yazlıktaki çocuk ben
Aslı
Kurşuna çalıyordu
Kurşun kalemin
Bana yazdırdıkları
Fatih
Bir ağacın üstünde
Üç bulut vardı
Yaşam dostluk içinde
Selin
Ağacın arkasında
Sincap elinde
Fındıkla saklandı
Işık
Pazar kahvesi
Güneşli bir havada
Güzel dostlarla
Dila
Uzun masada
Elinde kalemlerle
Haiku ile
Özlem
Martı çığlığı
Kaçırır balıkları
Köpüklerin ardına
Işık
İki tabak çıkardım
Biri bana
Diğeri alışkanlık
Fatih
Kâğdın üstünde
Oynuyor kurşun kalem
Haiku oluyor
Levent
