Deniz kabuğu şeklindeki objenin birleşim oyuğundan, köpüklerin arasından bu kez inci yerine Afrodit çıkıyor. Kim bilir kaç kez görmüşüzdür vitrinlerde böyle ya da buna benzeyen bibloları, müzelerin salonlarında sergilenen tabloları, heykelleri. Ece de bu görüntülerin önünde dakikalarca durmaktan kendisini alamayan müdavimlerden biri.

Yaşı küçük ama yaşına göre büyük hayalleri olan Ece için tılsımın ta kendisi Afrodit, o da her denize gittiğinde kendini dalgalara bırakıyor ve bekliyor öyle güzel bir tanrıça olmayı. Babası belli etmeden onu izliyor. Onun bu dalgalarla oynaşmayı kutsal bir ayine dönüştürme hevesine azıcık göz yumuyor. Ece diğer çocuklardan biraz farklı; her sabah ve akşam deniz kıyısına gidip hiç aksatmadan dalgaların ortasında köpüklerle ne kadar uzun kalırsa, o kadar kendinden hoşnut. Yaz sonuna daha iki buçuk ay var, bu yaz sonu mutlaka olmalı, diyor.

Odasında, yatağının üzerindeki tablette, masada açık kalmış kitaplarda, yere taşmış dergilerde hep Afrodit, tanrıçaya ait bilgileri araştırıyor bıkmadan. Yorulup hafifçe daldığında bir bakıyor istiridyenin içinde, bir güvercin ona mersin bitkisi taşıyor gagasıyla. Taşıyor taşıyor bitkilerin dallarından yumuşacık bir döşek oluyor altında. Deniz durgunken istiridyeden yatak suyun üzerinde beşik gibi sallıyor Ece’yi tam gözleri kapanacak ki önünden kocaman bir kuğu suyun ahengine uygun salınarak geçiyor. Etrafında kıpkızıl gül yapraklarının kokusunu bırakarak. Keşke rüyalarını videoya kayıt edebilse… Anne babası onun odasında geçirdiği bu uzun saatler boyunca neredeyse acıkmadan ne yaptığını merak ediyorlar. Yemek için masaya geldiği zamanlarda da gözlerinde hülyalı bakışlarla dalgın, çabucak yemeğini bitirip tekrar odasına gitme sabırsızlığı içinde. Sonunda dayanamayıp soruyorlar Ece’ye odada ne yaptığını. Yakında sırrımı sizlerle paylaşacağım ama hiç kimseye söylemek yok anlaştık mı, diye cevap veriyor.  Merakları artarak heyecanla bekliyorlar Ece’nin anlatacağı zamanı. Kocaman iki yıl geçiyor aradan Ece’den ses yok. Arada soruyorlar, daha değil, diyor.

Okul açıldı. Bu yıl Cumhuriyet’in 100. yıl kutlamaları için özel bir etkinlik programı yapacaklarını söylüyor öğretmen. Hala tanrıça olamamış Ece’nin aklında yapmak istediği bir şey var. Anne babasıyla konuşmaya karar veriyor. Odasında nasıl zaman geçirdiğini tanrıça Afrodit ile ilgili rüyalarını anlatıyor onlara. Bütün bunları bir projeye dönüştürüp okulda 29 Ekim’de Cumhuriyetin 100. yılına bir armağan olarak sunabilir mi acaba? Nasıl yapabilir bunu?

– Cumhuriyet’in 100. yılı kutlaması ile Afrodit’in ne alakası var, diye soruyor anne babası.

– Yüz yıl önce O da Küçük Asya topraklarının ortasında istiridyedeki azgın dalgaların köpüklerinden çıkan Afrodit gibi yepyeni bir güzellik getirmedi mi Türkiye’nin insanlarına diye cevap veriyor:

– İşte güvercin barışı, kuğular kültür sanatı, estetiği, mersin bitkisi sağlığın doğanın değerini ve kırmızı gül de aşkı sevdayı.

– Ayrıca herkes bilmiyor Afroditin gerektiğinde savaşmaktan kaçınmayan bir tanrıça olduğunu.

Haklısın diyor Ece’nin bir süredir ne yaptığını anlayan babası, kitaplıktan bir kitap alıyor, yüksek sesle okuyor.

Bu ikiliği en kesin bir tanımlama ile Platon “Şölen” adlı diyalogunda dile getirir. Sokrates’in de bulunduğu bu şölene katılanlardan Pausanias şöyle der (Plat. Şöl. 180 d-e):

“Herkes bilir ki, sevgi (Eros) Afrodit’ten ayrılmaz. Aphrodite tek olsaydı, sevgi de tek olurdu, ama mademki iki Aphrodite var, sevginin de iki olması gerek. Hem bu tanrının ikiliği nasıl inkar edilebilir? Biri, yani en eskisi, göksel dediğimiz Aphrodite ana karnından doğmuş değil, göğün kızıdır. Daha sonra gelen bir başkası var ki, Zeus’la Dione’nin kızıdır, ona orta malı Aphrodite diyoruz. Bu tanrılarla ilgili iki türlü sevgi de olacak ister istemez, birine orta malı, öbürüne göksel diyeceğiz.” *

Cumhuriyet de bu ikili özelliği taşımıyor mu bağrında, bir yanda tanrısal savaşçı kutsal, diğer yanda sevgiye beraberliğe gündelik hayatın içinde birlikte yoğrulmaya değer veren diye soruyor Ece.

Hiç böyle düşünmediklerini, bir de öğretmeni ile konuşmasını söylüyorlar. Bakalım o ne diyecek bu farklı cumhuriyet projesi için.

Anne baba 29 Ekim günü geldiğinde özenle hazırlanıp Ece’nin okuluna gidiyorlar. Okuldaki herkes heyecanlı. Kalabalık salondaki yerlerini almadan önce öğretmen ile selamlaşıp konuşuyorlar kısacık. Ece sırt çantasıyla çoktan gelmiş provalar için. Sahnede ve salondaki bulaşıcı telaş elle tutuluyor sanki. Öğrencilerin tek tek dağıttığı programa göz atıyorlar: 

Okul yöneticisinin hoş geldiniz konuşması,

Cumhuriyetin 100. yılı şarkıları korosu,

Öğrencilerin rol aldığı Cumhuriyet adlı bir tiyatro oyunu.

Ece’nin tek kişilik Aphrodite performansı.

Sırasıyla farklı türde tek kişilik şarkılarını yorumlayan gençlerin isimleri.

En son okulun müzik grubunun öğretmenleri eşliğinde Cumhuriyet’in 100. yılı için özel olarak hazırladıkları Cumhuriyet şarkısı

Program sona erip de tüm salon hep bir ağızdan dikkatle yeni öğrendikleri Cumhuriyet şarkısını söylemeye başlayınca, Aphrodite kostümünü çıkaran Ece de kocaman gülümsemesiyle sahnede dalgaları temsil eden arkadaşlarının arasındaki yerini alıyor. Bu salonun tamamındakiler, hepsi kocaman dalgaların kendileri şimdi; inen çıkan, devinen dönüşen, kıpır kıpır,köpük köpük sokaklara taşıyor, akıyor akıyorlar caddeler kentler boyunca.

Işık Demirtaş

* Azra Erhat Mitoloji Sözlüğü, S:43 Remzi Kitabevi