Vicdan Efe ile 6 Ağustos 2023’ de Dikili Kitap Günlerinde karşılaştık. Biz de Koşuyolu NEYYA Edebiyat Atölyesi olarak depremden zarar görenlerin yararına dayanışma için yayınladığımız “Öykülerimiz” adlı kitabımızla kendi standımızda yer alıyorduk. Farklı yayıncıların standlarını dolaşırken ilk kez karşılaştık, ufak tefek heyecanlı kıpır kıpır bir kadın. Daha sonra vegan olduğunu öğrendik, kendisi yemiyor ama atıştırmalık ikram etmeyi seviyor, bize de ikram etti. Bitip tükenmeyecekmiş gibi bir enerjiyle sürekli bir şeyler anlatıyor, kitaplarını imzalıyor. Bu arada kitabın 2023 Türkan Saylan Sanat Ödülü aldığını ve ikinci baskı için az önce arandığını, bunu onaylayan bir konuşma olduğunu heyecanlı anlatımından öğrendik. Sohbet etmek üzere standımıza gelip büyük bir incelikle bize kitabını armağan etti. Kendisine buradan da teşekkür ediyoruz. Kitabı NEYYA Kitaplığına taşımak en yakın zamanda İstanbul’a dönüyor olduğum için bana düştü. Ben de sevinçle kabullendim. Daha evvel okuma fırsatı bulamadığım bu yazarın öykülerini bir an önce okumak istiyordum.

On üç farklı öyküden oluşan kitabı bir çırpıda keyifle okudum. Sessizce meraklıları tarafından keşfedilmeyi bekleyen naif anlatımlı, içinde özü saklayan kapak tasarımı Çağla Köseoğlu’na ait. Yazı tipi boyutu okunabilir ölçülerde, font ve sayfa aralıkları bir öyküden diğerine geçerken “es” verebileceğiniz uzunlukta düzenlenmiş. Öykü isimleri ve sayfa numaraları da kitabın başında yer alıyor, adından kaynaklı merak ettiğiniz, istediğiniz öyküyü o sayfayı açarak öncelikle de okuyabilirsiniz. Benim yaptığım gibi sayfaların birbirini izleyen maratonunun peşinde koşma alışkanlığındaysanız sırayla okuyup bitirirsiniz. Nota Bene Yayınlarından 2022 yılında ilk basımı yayınlanan kitapta kent hikayeleri, kırsalda geçen hikayeler ve felsefi – psikolojik olanlar yer alıyor, çoğu katmanlı öyküler. Hepsinin birbirinden değişik dertleri konu ediniyor olması ve bu dertleri bize aktarma biçemi, dili ve kurgu yapısı da bir solukta okunmasını sağlıyor. Farklı anlatıcı bakış açılarıyla anlatılmış öykülerin bazılarını dönüp yeniden okuduğunuzda daha önce fark etmediğiniz ayrıntıların öykü kıvrımları içindeki önemini kavramak ayrı bir heyecan nedeni olabiliyor. Sizleri kitaptan seçtiğim üç öykü başlığında Komşu Duvarı perdelerini aralayarak içeriye davet ediyorum.

İlk öyküsü Yaşam İstasyonu :

“Trenin herhangi bir istasyondaki mola zamanına sığdırabilmeliydik yaşamı” cümlesiyle başlayan ilk öyküde tren yolculuğu konu ediliyor. Farklı cinsiyet, yaş ve karakterlerden kişilerin seyahati esnasında neresi olduğu kesin anlaşılmayan bir yere geldiklerinde tren makinistinin yolculardan bazı talepleri oluyor. Trenin gideceği varış istasyonunun değişmesi gerektiği ve bu istasyonu yolcuların belirlemesi ayrıca makinist görevi için yolculardan birinin gönüllü olması isteniyor. Tam olarak ne olduğunu anlayamadıkları ilk kez karşılarına çıkan  korku ve gizem tüneline hapseden bu karar verme aşaması, her yolcunun bire bir kendisiyle, karşısındakiyle ve diğerleriyle hesaplaşmasına dönüşüyor.Erk’in karekterlerin varlığını etkileme gücünü, karar aşamalarında karşı çıkanların yan yanalığını nasıl dağıttığını ve itaat edenlerin sahte yandaşlığındaki iki yüzlülüğü  ortaya koyuyor. Distopik, tam da ismi gibi yaşamın kendisini, umut etmeyi, özlenen başka bir yaşama kavuşmak için karşımıza çıkan fırsatları nasıl heba ettiğimizi 3. tekil şahıs bakışından anlatıyor. Sıra dışı kahramanları ve anlatısı ile yaşamı sorgulatan bir öykü. Dili kullanımı, farklı kurgusu ile kitaptaki öykülerden ayrılan Yaşam İstasyonu sıra dışı bir okumayı hak ediyor.

Atların Yandığı Gece adlı öyküde:

Komşusunun atlarının çığlık çığlığa yandığı bir gece kendi Ravan’ının gitmesine de engel olamayan bir kadının iç hesaplaşmasını “komşusu” ile olan “diyaloğu” üzerinden aktarıyor:

“Kendime yeni yalnızlıklar satın aldım.” diyor, komşusu. “Satın almak….Yalnızlık….Zehre karşı panzehir…Her şey panzehrini içinde mi barındırır?” diye, düşünüyor.

“Komşumun atları yandı dedim yanımdakine. Kendi sesimi tanımakta güçlük çekerek. Tıpkı onun iç gıcıklayıcı, kışkırtıcı sesine benziyordu sesim, cinsiyetsiz. Yine de kadın sesine daha yakın…” (S:62)

“O gece bilerek mi sesimi komşuma vermiştim? Atların yanacağını bile bile.” (S:63)

Üzümsüz Bir Bağ adlı öykü :

“Dünyanın grileştiği gün batımında herkes kendi iç renkleriyle bakıyordu hayata” cümlesiyle başlıyor. (S:67).

Bağdaki üzümlerini ihtiyaçları ve borçları için elden çıkaran iki çocuklu bir annenin, babanın eve dönüşünü umut, hayal ve endişeyle beklediği zaman dilimine konuk ediyor okurları.

“Coşkuyla, güneşe sırtlarını vererek oturmuşlar adaçaylarını içmişlerdi bağın kıyısında. Önlerinde uzanan bağdaki iri üzümlere nazar değmesin diye doyasıya bakmamaşlardı bile.” (S:69)

“Kadının benzi soldu, boğazı kurudu. Kamyonun sarı, parlak sulu üzüm kasalarıyla uzaklaştığı, tüccarın yüzündeki memnuniyetle şoförün yanına oturuşu, bağın üzümsüz, talan edilmiş hali, bir yıllık emekleri, Ziya’nın tedavisi, oyuncakları, Kerime’nin dershanesi, inekler… Hayatları bitmişti belki.” (S:75) 

“Neredeyse gün doğacaktı, saçlarının renginden tanıdı kadını. Koşup önüne dikildi.” (S:77)

Kitabı okumayı bitirince tanıştığım yazarın bilmediğim taraflarını da öğrenmek için araştırmaya başladım. Başka neler yazmıştı, ödül almış mıydı? Bir de “Türkan Saylan adı ve anlayışını yaşatarak gelecek kuşaklara taşıyacak ” 13. Türkan Saylan Sanat Ödülü almanın koşullarını merak ediyordum.

İlk öyküsü 1996 da yayımlanan Vicdan Efe, 2004’te kitabı çıkıncaya kadar hiçbir yarışmaya öykü göndermemiş, yazdığı öykünün her ay edebiyat dergilerinde çıkması kendisi için çok önemli olmuş. Ödül ve yarışmalara katılma kararını, kitabı çıktığında diğer yarışmalarda ödül alan öyküleri okuduğunda alıyor. İlk kitabı Sen De Topla Düşlerini, Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği Jüri Özel Ödülü ve Sabit İnce Üçüncülük Ödülü almış. Yazdığı tek tek öyküleriyle de aldığı epeyce ödülü var. Tambur Ağıtları, dosya olarak 2005 Orhan Kemal Öykü Yarışması’nda mansiyona değer görülmüş. Ne Komşu Duvarı dosyasını oluştururken ne de sonrasında ödül konusunu aklına bile getirmediğini ancak şimdi bakınca öyküye verdiği emeğin karşılığını aldığını düşünüyor. Duygularını “Değerinin bilinmesi, anlaşılma, var olduğunu hissetme. Kitaptaki ilk öyküde dediğim gibi, hayat fırsatları o an için sundu, bunun farkında olarak daha iyisini yazma yükümlülüğü oluştu. ” * cümleleriyle ifade ediyor; Türkan Saylan Sanat Ödülü için de hâlâ inanamıyordum. Ödül gecesi yaşadığım atmosfer olağanüstüydü. Konuşmaya çıkarken gerçekten heyecanlanmıştım. Türkan Saylan’ın yolunda, yapabileceklerim vardı, sorumluluklarım artmıştı.” * cümlelerini de ekleyerek. Yazara bu ödülün verilme nedeninin Mehmet Atilla’nın ** dediği gibi  Öykülerinde çoğunlukla sıradan insanların, özellikle de kadınların ve çocukların dünyasına yoğunlaşan…” yaklaşımı olabileceğini düşünüyorum.

Komşu Duvarı ile ilgili yazımızı yazarı Vicdan Efe’nin şu cümleleri ile sonlandıralım  :

“Yaşadıklarımdan çok yaşayamadıklarımı yazmışımdır. Gerçekleştiremediklerimi, karakterlerime yaptırmışımdır. Umut her zaman vardır. Hele çocuksanız. Önünüzde kocaman hayat, ilmek ilmek örülmeyi bekleyen.” *

* Söyleşi: Yeşim E.Uşkun,  Vicdan Efe: “Yaşayan değerleri yazmasam olmaz.” Haziran 21, 2023 (Vicdan Efe’yle, 2023 Yılında Türkan Saylan Sanat Ödülü’nü alan öykü kitabı Komşu Duvarı hakkında yapılan söyleşi.) edebiyathaber.net (21 Haziran 2023)

** Yazar Mehmet Atilla da “Parşomen” adlı edebiyat portalındaki yazısında Vicdan Efe’yi edebiyat çalışmalarında başından beri izlediğini ve geldiği noktada başarılı bulduğunu yazıyor.