Hakkari’de gerçekleşecek olan bir eğitim için Atatürk havalimanına gidip uçakla Van’a oradan da karayolu ile sınırdaki şehre geçecektim. Sabiha Gökçen bana çok yakındı ama uçuş saatlerindeki terslik yüzünden şimdilerde sessiz sedasız bekleyen alandan uçmam gerekmişti. Maltepe’den metroya binip Ünalan’da indim. Buradan yukarıdaki metrobüs durağına çıkıp otobüse binmeliydim. Öyle yaptım. Durak metroda olduğu gibi oldukça kalabalıktı. İşe gidiş-dönüş saatlerinde toplu taşıma kullansanız bile İstanbul’da trafiğe çıkmak akıl karı değildi. Çocukların annelerine on beş milyonu ve binlerce aracı taşıyan toprağın nasıl çökmediğine yönelik soruları beni bile düşündürür. Anneler diyorum çünkü babalar genelde ortalıkta gözükmez bu gibi durumlarda. Durakta bekleyenlerin çoğunluğunu kimi sıkı kimi gevşek bağlanmış başörtüler altında gizlenmiş kadınlar oluşturuyordu. Başörtüsüzlerin sayısı azdı. Bazılarında yaşları evde tek başlarına bırakılamayacak kadar küçük olan çocuklar da vardı. Bu saatler onların eve dönüşü için ayarlanmıştı sanki. Sonraki konuşmalardan anladığım kadarıyla kimileri farklı zorunluluktan alıyorlarmış çocukları yanlarına. Kadınların çoğu orta yaşlı ve anlaşmışlar gibi kiloluydu.  “Sorma kardeş bugün ev sahibim olmadık işler çıkardı başıma. Temizlik yetmezmiş gibi çamaşırları da yıkatıp astırdı.” “Ya! Yapamam deseydin.” “Diyemedim işte. Zar zor iş buluyoruz zaten bir de işsiz kalmayalım. Biliyorsun benimki durumundan dolayı iş bulmakta zorlanıyor. Evde şimdi.” Çocuğunu göstererek “Zühre’mi bile bırakamıyorum ona.” “Hay Allah. Senin işin de zor ya. Kolunu kaptırmasaydı kocan …Neyse. Bari toplamayaydın çamaşırları. “Toplayamam dedim. Evde beni yatağında bekleyen annem var dedim.” “Ee?” “Neyse ki bir şey demedi.” “Allah yardımcın olsun. Sakat koca. Yatalak anne. Zor kardeş zor.” “Zor olmaz mı? Hem de nasıl. Çok şükür ki kızım evimizin neşesi. Bizi güldürüyor zaman zaman sağ olsun.” Kadının kendisine uzanan elini görünce Zühre annesine daha çok yapışmıştı. Bekleyen kadınların çoğunun ev temizliği işinde çalışanlar olduğunu anlamışsınızdır. Zaten dolu olarak gelen otobüse itiş kalkış bindik. Herkesi almaz diyordum ama en son binenin ben olduğumu anlayınca sustum. Kendimi dört kişinin karşılıklı oturduğu koltukların başında konumlandırdım. Nasıl olsa biri iner ben de yer bulurum diye umutlanmıştım. Küçük kızın annesi de öyle düşünmüş olmalı ki diğer köşede de o duruyordu. Oturanlar yine baş örtülüydüler. İnançtan mı yoksa yaptıkları işin özelliğinden mi bilinmez. Kimi başını cama yaslamış kimi de öne eğmiş uyuklar durumdaydı. Zühre’nin annesi de tutunduğu demire yaslamıştı başını. Arkamda oturan dörtlü de fısır fısır konuşmayı sürdürüyordu. “Kolonya alır mısınız?” Onlardan biri beş dakika da bir kolonyalanıyor ve etrafındaki herkese ikram ediyordu. Zühre kadının neden ikide bir kolonya dağıttığını annesine sormuştu. “Milletin altını temizlemek kolay mı kızım. Ah kızım. Sen sen ol oku kızım emi.” “Eldiven taksın o da.” “Takıyor ama rahat edemiyor yine de. Yatana kadar böyle yapıyormuş.” “Kolonya alır mısınız?” Kadın bana da uzattı keskin kokulu sıvıyı barındıran plastik şişesini. Aslında pandemi sürecindeki yoğun kullanım nedeniyle o maddeden uzak durmaya çalışıyordum. Bu nedenle alsam mı almasam mı kestiremedim sonra da kıramadım kadıncağızı. Kadın her seferinde kolonya şişesini çantasına koyuyor beş dakika geçmeden çantasından çıkarıp ikram ediyordu. Adı Ayşenur olan kadının işi gereği çok titiz olduğunu düşünerek arada bir hareketlerini kontrol etmeye başlamıştım. Bazen arkamı dönüyor bakıyordum bazen de camdaki yansımasını izliyordum. Titizliğini düşünürken Ayşenur elinde tuttuğu bir kâğıt parçasını buruşturup camdan dışarı atmasın mı? Çok bozulmuştum. “Titizliğini her yerde sergiliyordur,” diye düşünürken yaptığı bu davranış beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Arkamı dönüp onu uyardım. Verdiği yanıt karşısında nefesim kesilmişti. “Ben atayım ki biri de onu temizlesin. İş doğmuş oluyor bir fakire. İyi değil mi evladım? Al kolonya al sen.”

 Her durakta inenler oluyordu ama binenlerin sayısı hiç eksilmiyordu. Sıradaki durağa yaklaşırken yerlerine göz koyduğum kadınlarda bir hareketlenme görünce umutlandım. Biri iner ben otururum diye gözlerimi dört açtım. Havaalanına çok vardı. Hatta bir durakta metrobüsten inip metroya binmem gerekecekti yeniden. Orada da aynı kalabalığın olduğuna emindim. Yanı başında durduğum kadın çantasını toparlamaya başlayınca sevinçten uçtum. Zühre’nin annesi uyuyordu ayakta. Bir de uzak köşedeydi zaten. Kadın kalkmaya ben de onun yerine oturmaya hazırlanırken sonradan çok güleceğim bir durum yaşadım. Tam boşalan yere oturmaya yeltenecekken onun sağında cam kenarında oturan kadın onun yerine, yer değiştirenin karşısındaki kadın yer değiştirenin yerine, Zühre ile annesinin başında beklediği kadın çaprazımdaki cam kenarına geçince bana uzak olan koltuk boş kalmasın mı? Elbette uyuyor sandığım Zühre’nin annesi hemen boşalan yere oturup kızını kucağına aldı ve uyumaya kaldığı yerden devam etti. Öfkeleneyim mi diye sorarken kendime kolonya şişesinin burnumun ucuna dayatıldığını gördüm. Bazı kadınlar yanlarında taşıdıkları portatif sandalyelere oturmuş yere koydukları poşetlerinde neler olduğuna bakıyordu. “Ev sahibin mi verdi sana bunları?” “Evet atacakmış zaten, alıp alamayacağımı sorunca aldım ben de. Birkaç tabak, bir vazo ve iki üç tane bardak var. Bizim oralara gelen eskicideki eşyalarla takas yaparım diye düşündüm. Ya sen?” Kadın başını eğdi. “Bunlar benim özel eşyalarım. Artık benimle çalışmayacaklarını söyleyince bodrumdaki dolapta tuttuğum eşyalarımı aldım.” “O nedenle üzgünsün.” “Evet. Günü gününe ödeme yapıyorlardı ya. Artık zorlanıyorlarmış” “Benim ev sahibimin komşusu öyle birini arıyor kız. Gelir misin?” Konuşmaya bir diğeri de katılmıştı. “O mu? Ama o çok çalıştırıyor. Kendisi gidiyor kocası evde kalıyormuş.” “Ee ne olacak?” Herkes işinden çıkartılan temizlikçinin nasıl yanıt vereceğini merak ediyordu. Ben de o furyadan sayılırdım. “Beyim asla izin vermez. Haberleri duydukça…” Kimi bekledikleri yanıtı duyunca rahatlamışken kimileri de onu ikna etmek için bir iki laf etme gereği duymuştu. “Ya hepsi öyle olacak diye bir şey yok. Yani pislik yapmaz diye düşünüyorum. Aysun hiç öyle bir sorundan söz etmedi.” “Çivisi çıkmış diyorlar dünyanın.” Suskun olan kadınlardan biri araya girip söylemişti tümcesini ardından da “Asıl kadının tuhaf davranışları varmış,” diyerek ortamı daha da kızıştıran sözünü söylemişti.  “Yine de sen bilirsin.” “Bizim Aysun’un ayrıldığı ev değil mi o, Meral Hanımların evi?” Bu defa konuşma sırasının kendisinde olduğunu düşünen ayaktakilerden biri araya girip sormuştu soruyu. “He valla Meral Hanımların evi. Aysun onun davranışlarına dayanamayıp ayrıldığını söylediydi.” “Dayanamayıp mı? Adamdan dolayı mı yani?” “Yok yok. Herif odasından hiç çıkmazmış. Aysun ancak Meral Hanım işten dönmeden biraz önce yani adam evden çıktıktan sonra o odayı temizlermiş.” “Ee?” Doğal bir koro sormuştu soruyu. “Ev sahibesi eve her geldiğinde Aysun’un onu süslü püslü ve verdiği açık saçık, renkli elbiselerle karşılamasını istermiş.” “Nasıl yani.” Diğer ikisi meraklarını gizlemeyerek dikkat kesilmişlerdi. Eminim soruyu duyanların hepsi yanıtı heyecanla bekliyor olmalıydı. Çevrelerindeki temizlikçi kadınlar fısıldaşmayı kesmiş uyuyor görünenler gözlerini açıp dikkat kesilmişlerdi. Zühre’nin annesi de öyle. Olayı anlatan kadın “Anlayın işte,” deyince hepsi başörtüleriyle ağızlarını örtüp mimiklerini gizlediler. “Ee hani herif evdeydi.” “O gelmeden az önce evden çıkıyormuş dedim ya. Geç vakitlerde dönüyormuş. Onlar da baş başa kalıyorlarmış. Aysun adam gelmeden biraz önce evi terk edip evine dönüyormuş.” Sessizliği şaşkınlık ile hakaret dolu sözcükler yırtıyordu şimdi.

Zühre annesini dürterek çok hoşuma giden soruyu sordu. “Dünyanın çivisini kim çıkarmış anne?”

“Ne çivisi kız?” Soruyu duyan herkes gülünce o da gülmeye başlamıştı. “Hay sen bin yaşa emi. Haydi kalk kalk ineceğiz şimdi.”    

                                                                                                              HAMİT ERGÜVEN

Toplu Taşıma Dosyası Öyküleri :

Tren Zamanı – Işık Demirtaş

Tramvaydan Marmaray’a – Serap Alsırt

Otobüsten Gelen Kısmet – Oya Engin

Sürücü Nerede – Özlem Gemici

Ulaşım ve İnsan Halleri – Sinan Temir

Kısa Bir Yol Öyküsü -Lüsan Bıçakçı

Sıradan Bir Gün – Aydanur Atamdede

Bunu paylaş:

#temizlikçi kadınlar #çivi #dünya #metro #metrobüs

#kolonya #iş #ücret #makyaj