Ekim ayının sonuna yaklaşmamıza rağmen hava mükemmel, güzel havalarda Kadıköy’e inip alışveriş sonrası, Osmanağa Camii önündeki duraktan otobüs binerim. Otobüsler bir bir geliyor, tam önümde duran otobüsün kapısında temassız kredi kartları geçerlidir yazısı ile bir yandan binerken bir yandan da ne günler gördüm diye eskilere daldım.
1965’lerde Üsküdar Kadıköy arasındaki Tramvay seferlerini hayal meyal de olsa hatırlıyorum. Arnavut kaldırımlarla döşeli demir yolundan Tramvay öyle yavaş ilerlerdi ki, bazen Vatmanın durmasını beklemeden aceleciler inerdi. Bir gün son seferi yapılıyor denildi, bazıları alkışlarla, çiçeklerle uğurlamaya gitmişler, anlatıldı. Sonradan gazetelerdeki fotolardan gördüm. Raylar sökülüp belediye otobüsleri kondu, ön kapıdan binince solda, küçük bir oturma kabininde, biletçi para alıp bilet koçanından silgili kaleminin arkası ile bilet keserdi, tabi duraktan şimdiki gibi onlarca insan binmediği için bu işlem uzun sürmezdi. Hem şoför hem biletçi resmi kıyafet giyer, kravat takarlardı. Sonraları belediye otobüslerinde serbest giyinir oldu şoförler. Eskiden vapurlar, hatta uçakta bile sigara içilirdi, yasak olmadığı için ortalık kesif duman olabilirdi, hiç de garip gelmez, kimse çocuk var, hasta var deyip böyle bir düşüncede bile olmazdı, bugünlerde yasaklamalar belki de durak gibi dış mekanları da kapsayacak diyorlar, gerekli de olduğunu düşünüyorum.
Otobüslerde yaşlı çocuklu, gebe ve eskiden muharip gaziler denilirdi, savaşa katılmışlara yer vermek çok önemliydi, hatta inip binmesine tutup yardım edilirdi. Şimdilerde çok önemseyip yer veren de var, uyuyor numarası yapan da, ben gençlerin şimdi çok zor şartlarda yaşayıp yorulduğunu düşünüyorum. Aylaklar ve aile terbiyesi almamışlar hariç. Bazen de bu konu çok abartılıp insanlar birbirine giriyor, geçen gün yer verme yüzünden konuyla alakalı olmayan iki kişi öyle bir ağız dalaşına başladı ki, ben indim, sonrasında iş yumruklaşmaya gidiyordu. Bir başka gün de yaşlıca bir hanım arkasında oturan anne oğuldan ayaktaki yaşlı beye yer vermelerini söylediğinde anne kalkıp yer verdi, çoçuk için de o anlamaz kalkmaz deyince önce tuhafıma gitti, sonra çocuğun sürekli sallanmasindan durumu anladım.
Duraklardan bir bir insanlar biniyor, her birinde envai çeşit kart var ve bu kartları okuttukça otomatik makina farklı sesler çıkarıyor. Bazi 65+ lar ben bunu hak ettim gibi gururla binerken, çıkan di dit sesinden çekinen de var. Son günlerde belediyelerin bu kadar kişiyi ücretsiz taşımayı tolere edemediği konuşuluyor, ben biraz sınırlama gelmesinin en makulu olduğunu düşünüyorum.
Son senelerde raylı sisteme ve deniz taşımacılığına biraz daha farklı taşıtlar eklendi .En önemlisi Avrupa yakasında Halkalı’dan, Anadolu yakasında Gebze’ye kadar çalışan Marmaray bazı yerlerde eski tren hattını kullanırken bazı yerlerde yer altından, hatta İstanbul Boğazı’nın altından geçiyor, yapılırken hayal edip binebileceğimi bile düşünmezken, hem izlediğim Marmaray Belgeselinde Türk- Japon ortak yapımındaki mühendislerin anlattıkları, hem de İstanbul’un olağan akışı içinde vazgeçilmezim oldu.
Deniz taşıtlarında klasik Şirket-i Hayriye vapurlarından gittikçe modernleşen sistemde gemiler,deniz otobüsü denen hızlı taşıtlar, deniz taksileri, deniz dolmuşları bile kondu.
Üsküdar, Beşiktas arasında 15 kişilik, suya yakın, bata çıka giden kapalı yeri 5-6 kişilik, arkasından denize doğru siyah duman atan motorların, benim bildiğim, hatta bizzat yaşadığım maceraları gün geçmezdi ki gazetede yazar, dilden dile dolaşırdı. Benim başıma gelenlerden biri, büyük bir şilebi geçmek isterken gücünün üstunde zorlanırken motor tutuşmuş, yolcular oradaki eski bezleri suyla ıslatıp motoru soğutmustu, diğer kazalarda da denize düşenler, yaralanıp hayatını kaybedenler bile olmuştu. İstanbul’un geldimi birkaç gün gitmeyen sisi, eskinin kaptanlarının tecrübesiyle aşılırken, şimdi kaptan bile gözünü kapasa yolu algılayan bilgisayarlı radar sistemleri ile kötü hava şartlarının da üstesindan geliniyor.Toplu taşımalardaki havalandırma minicik pencerelerden yapılırken, kimi açar kimi kapatırken, yapılan tartışmalar artık yerini klima çok soğuk esiyor, klima yetersiz muhabetlerine bıraktı.
Eskilerde Avrupa Yakasında elektrikle çalışan Troleybüslerin antenlerine boynuz derdik, Üniversite yıllarımda, Beyazıt’a giderken bazen boynuz çıkar, şöför inip takardı. Bazen de elektrikler kesilir. Koşar adım yürürdük.
Bir de Beyazıt’ta dolaşan saçları kirden topak topak olmuş, daimi üstüne başına pisledigi için leş gibi kokan delisinin bir gün otobüse binmesiyle bağrışmalar olup kafası bit kaynıyor diye sesler çıktı. Aniden otobüs durunca bir arkadaşımla otobüsten biz inip koşmaya başlamıştık. Arkamızdan bakanlar galiba bizi bitli zannetmişti.
Otobüs saatleri çok gecikebilir, elimizde bir bilgi olmadığı için kendi kendimize yorum yapar, bazen de bu hattın otobüslerini bu belediye azalttı gibi siyasi nedenler arardık.
Şimdi duraklarda araçların gelip gitme zamanları için olan moovit uygulaması hangi durağa ne zaman gelecek bildiriyor, eldeki telefonlardan bakılıyor, bazı merkezi duraklardaki tablolardan takip edilebiliyor.
Son senelerde İstanbul o kadar büyüdü ve göç aldıki yeni yeni semtlerin ve otobüs hatlarının numaralarını bilmek mümkün değil. Her zaman binilen hatlarda hep aşina kişiler olurken, tanıdıkları bırakın, Türkçe konuşanın yanında bir o kadar da yabancılar var ve farklı lisanlar konuşuluyor. Bazıları çok rahatsız, ben iyi yanları ile düşünmek istiyorum, İstanbul’u seviyorum her türlü şartta.
SERAP ALSIRT
Toplu Taşıma Dosyası Öyküleri :
Otobüsten Gelen Kısmet – Oya Engin
Ulaşım ve İnsan Halleri – Sinan Temir

Eline sağlık..İstanbul bir aşk…her çeşit olumsuzluklara rağmen..