Salı Pazarı kurulan yerde cuma günleri de rengârenk kumaşlar, tüller, kurdeleler, danteller, kadifeler, iç çamaşırları, taklit marka kıyafetler, çantalar, perdeler satılıyor diye duydum. Kadınlar Eskişehir’den, Bursa’dan çevre illerden otobüslerle geliyormuş. Bunun üzerine ben de hızla Zeus’a haber vererek Olympos’tan Cuma Pazarı’na geldim.

Pazar söylendiği kadar renkli, ne ararsan var. Renk cümbüşü içindeki kumaşların çoğu yerlere atılı. Genci yaşlısı buradan beğendikleri parçaları ayırıyor.

Ben de kendime elbise yapmak için gökkuşağı renklerinde tüller seçtim. Kıvırcık sarı saçlarıma da iris çiçekleri takmak istiyorum. Ancak bu pazarda bulamadım. Aldığım renkli kurdelelerle belki kendim yapabilirim.

Afrodit ve Hera’ya da bir hediye alayım düşüncesiyle tezgâhlar arasında dolaşırken altın renkli bir sürahi gördüm. Styx nehrinden su taşırım diye hemen aldım. Nehirden bahsetmişken pazara gelirken Kurbağalı Dere’nin üzerinden geçtim. Eskiden suyu çok temizmiş ve sandal gezintileri falan yapılıyormuş. Şimdi hem kötü kokuyor hem de suyu oldukça azalmış.

En çok dikkatimi çeken kırmızı tişörtler, kırmızı sütyen ve külotlar satan tezgâhların başının çok kalabalık olması. Kadınların kendi aralarında konuşmalarından duyduğuma göre yeni yıla girerken kırmızı giymek şans getiriyormuş. Ben de Afrodit’e üzerinde kuğu motifi olan kırmızı tişört, Hera’ya ise tavus kuşu motifli bir kutunun içinde satılan kırmızı don aldım. Yılbaşı günü kırmızı don giyince insanların yıl boyunca donandığına inanılıyormuş. Bakalım aldığım hediyeler bizim tanrılara şans getirecek mi? Bir de nar bulabilseydim Hera için alacaktım bereket olsun diye; ama bu pazarda meyve sebze satılmıyormuş.

Pazarın çıkışına yönelince yaşlı birinin canlı iris çiçeklerinden yapılmış taç sattığını görünce çok sevinerek alıp saçıma taktım.

Bizim Olympos’un sakinliğinden sonra buraların kalabalığından çok yoruldum. Yolumda hayli uzun olduğundan paketlerimle hızlıca oradan ayrıldım.