İlyada;  α – Alpha, 1.Kitap

Her şey aniden oldu. Gemilerle doldurdular Khryse sahilini. Körfez bile inanamadı Akhaların ne zaman tapınak kapısına dayandıklarına ne zaman kızımı gemilerine bindirip gittiklerine. Hakları yoktu bunu yapmaya. Günlerce gecem gündüzüme karıştı, gözyaşım dinmedi. Yemedim, içmedim. Sonunda dayanamayıp kızım için sandıklar dolusu kurtarmalığı vermek üzere yola çıktım.

Yüzyıllar sonra tarihçiler, Truva Savaşı’nı yazarken Agamemnon denen vicdansızın hayattaki tek varlığımın çökmüş omuzlarını bastırarak “Bunu kendime alıyorum,” diyerek çadırına sürüklemesini de yazacaklar. Oradaki rahip Kalkhas’ın yüreğine ne diyeyim. Kaşlarını çatsa da ağzını açmamış o zamanlar. Gümüş yaylı Apollon, ona da çok kızdı ama Kalkhas daha sonra bu ayıbını kapatmayı becerdi neyse ki.

Khryseis yavrum, güzel yanaklı kızım benim diyerek baskından sonra ilk kez gücümü topladım. Gemiden inip alanlarına doğru yürürken okçu tanrı Apollon’un verdiği cesaretle başımı dik tutmaya çalıştım ama heyecandan kalbim küt küt atıyordu. Yüce Apollon bana yardım et, şu merhametsizlerin elinden kurtarayım kızımı diye fısıldıyordum bir yandan. Altın kakmalı, şeritlerle süslenmiş asamdan aldığım güçle, arkamdan gelen rahiplerin ve kırmızı, altın şeritli cübbemin, bağlanmamış saçlarımın dalgalanması eşliğinde ilerleyerek meydandaki kaideye çıktım. Anadolulu bir rahip olarak Yunan krallarının kaidesinde olmamam gerektiğini ben de biliyordum ama o saatten sonra yapacak bir şey yoktu. Hakkımı, kızımı almalıydım. Çevremdekilerin bakışlarına aldırmadım. Hele Atreusoğlu Agamemnon’un bakışlarına hiç aldırmadım.

Yeteri kadar kalabalık olunca ayinlerde kullandığım çınlayan ciddi sesimle kendimi tanıttım. Sonra güneşte parlayan mücevher ve altın, bronz eşyalarla dolu açılmış sandıkları işaret ederek “Ben Zeus’un oğlu Tanrı Apollon’un yüce duacısı Khryses,” dedim. Agamemnon, devam etmeme fırsat vermeden niye geldiğimi sordu. Kızımın kurtulmalığını ödemeye geldiğimi söyledim. Apollon’dan korkmalarını, onu saymalarını ekledim ardından. Biliyordum diz çöküp yalvarmam lazımdı usul böyle ama ben tanrımdan başka kimseye boyun eğmeyen bir rahiptim. Kızımın ederinin iki katı kurtulmalık getirdim üstelik. Meydanda toplanan Akhalar “Alınsın kurtarmalıklar,” diyerek gözlerini sandıklardan ayırmadan “Duacıya saygı gerek,” diye bağırmayı ihmal etmediler.  Agamemnon boyun kasları titrer halde kükredi ayı gibi bedeni ile öne atılarak yalvarmam gerektiğini, beni oracıkta öldürebileceğini, ordunun komutanı olarak bana konuşma izni vermediğini, kızımdan vazgeçmeyeceğini, ganimeti olduğunu söyledi.

Birden kulaklarım uğuldamaya başladı. Sonrasında neler dedi hatırlayamadım. Kaideden nasıl indiğimi, arkamdan şıngırdayan sandıklarla gelen rahipleri de. Mahkemede hüküm bildirir gibi konuşmuşum, kullandığım usulsüz sözcüğü haddini aşmış, fidye hiçbir zaman olmazmış da. Kızımın hayatı Argos’ta Agamemnon’un yatağı ile dokuma tezgâhı arasında geçecekmiş de. Kahretsin! Bu söylenenleri birkaç gün sonra anımsayabildim. Isırdığım dudakların yarası günlerce geçmedi. Oradan ayrılırken ardımda kızımı değil sanki canımı bırakmıştım. İçimde kopan fırtına, havaya kaldırdığım asamın eşliğinde Apollon’a ulaştı.

– Tanrı Apollon görüyorsun Agamemnon beni nasıl aşağıladı. Hem kızımdan, hem onurumdan oldum senin sadık hizmetkarın olarak. Benim yüreğimdeki yangını bir tek sen söndürebilirsin. Sana yaraşır bir tapınak yapıp boğaların, keçilerin yağlı butlarını yaktıysam senin uğruna onlara öyle bir bela ver ki bana bu yaptıklarının acısı kat kat çıksın. Yüreğim soğusun. Ama kızımı da koru.

Tapınağa döndüğümde ayin zamanıydı. Gözyaşlarımın akmasına engel olamadan, titreyen ellerimle asamı zor tutarak yönettim

Phoibos Apollon, dileğimi hemen kabul etmiş meğer. Olympos’un doruklarından omuzlarında oklar çangırdayarak gemilerin ardına inmiş. Gümüş yayından saldığı okları dokuz gün yağdırmış üstlerine ordunun. İlk günden salgın kavurmaya başlamış onları. Görülmemiş bir salgın. Tanrı Hades’in işleri açılmış aniden. Askerler ölmüş yarılıp açılıp dudaklarından sızan kan şeritleri ile art arda. Ölülerini tek tek yakmaya yetişemeyip onar onar yakmışlar. Ne hayvanlar köpük köpük kırmızı sıvılarla inleyerek telef olmuş da engel olamamışlar. Ak kollu tanrıça Here ölüp giden Akhalara çok üzülünce ayağıtez Akhilleus’e “Bu böyle olmaz,” deyip akıl vermiş. Aklı alan Akhilleus Apollon’un neden bu salgının başlarına geldiğini konuşmak için Akhaları toplamış. Bir duacıya soralım kararı ile düşüncesi öğrenmek istenen Kalkhas, tüm başlarına gelenlerin Agamemnon’un duacıya saygısızlık etmesinden olduğunu söylemiş.

Salgın haberini aldığımda ne yalan söyleyeyim sevindim. Evet, askerlere yazık olmuştu ama benim kızımın da canı vardı. Canım yavrum kim bilir ne kadar korkmuştur. Bir zarar verdiler mi acaba? Narin bilekli, sırma saçlı evladıma. Salgın ona da bulaşırsa ya? Ama ben Apollon’a “Kızımı koru, her ne olursa olsun,” demiştim. Olmaz olmaz.

Kalkhas, bu belanın geçmesi için kurtulmalık almadan kızı babasına geri götürmek, bir de yüz kutsal sığırı Khryse’e kurban etmek gerektiğini söyleyince Agamemnon ayağa fırlamış, başlamış kızımı övmeye. Yok, efendim asıl karısı Klytaimestre’den üstünmüş kızım. Yapısı, boyu posu, aklı fikri yerinde, üstelik ev kadınıymış. Alçak adam! Komutan olmuş ama insan olamamış. Neler çektirdi kızıma kim bilir?

Sonunda razı olmuş kızımdan vazgeçmeye ama bir şartı varmış. Briseis’i istemiş karşılığında Akhilleus’tan. O saatten sonra olan olmuş.  Akhilleus çıldırmış. Agamemnon’u öldürmeye kalkışmış. Keşke öldürseydi. Ölse de kinimin azalmayacağı tek insan o olacak. Here işgüzarlık yapmadan duramayıp hemen Athene’yi yollamış, yapma etme diye. Akhilleus sakinleşmeye çalışırken Odysseus’un başında olduğu yirmi kürekçili bir gemiyle kızım bana verilmek üzere yola çıkmış. Ayrıca yüz kurban varmış beraberlerinde.  Onu gördüğümde gözlerime inanamadım. Bir yıldır görmediğim kızım karşımdaydı. Uzun süre birbirimize sarılı kaldık. Değerli kurbanlar sunağın çevresine dizilince ben de artık Akhalardan salgını uzaklaştırması için asamı kaldırarak Apollon’a yakardım. Sonra arpa taneleri saçtık yerlere, kurbanları kesip derilerini yüzdük, butlarını ayırdık, kızarttık, şarap döktük.  Doyasıya yedik içtik. Muhteşem bir şölen oldu ama benim içim aslında soğumadı. Hiç olmaması gereken olmuş, kızımdan uzak bırakılmış, hakarete uğramıştım üstelik. Kolay hazmedilecek şeyler değildi yaşadıklarım. Ya kızımın yaşadıkları? Apollon dış sesimdeki yakarışımı kabul etse de tanrı işte iç sesimi de duymuş. Nereden mi anladım? Biz kızımla yine eski günlerimize dönmüş özlem giderirken Akhalar arasında Agamemnon ile Akhilleus’un çekişmesi hiç bitmemiş. Akhilleus, çadırından zorla çıkarılan güzel kuşaklı Briseis ardından annesi gümüş ayaklı Thetis’e babası Zeus’la konuşup Troyalılara yardım etmesini, böylece Agamemnon’un Akhaların gözünden düşmesini sağlamasını istemiş. Thetis yalvar yakar olsa da Zeus’a hem Akhaları tutan hem de Thetis’i kıskanan Here buna fırsat vermemiş tabii. Akhilleus bir kez daha çıldırmış. Bakalım daha neler olacak? Nasıl olurmuş benim gibi bir rahibi aşağılamak görecekler işte.

Ceyda Sevgi Ünal