İlyada; β – Beta, 2.Kitap
Ben Helene. Uğruna on yıl savaşılan, tonlarca kan dökülen, olanların sorumlusu sayılan. Ben Helene. Bir aşk uğruna yurdunu, çocuklarını, kocasını terk eden. Ben Helene, binlerce yıl sonra bile adı anılacak olan. Ben Helene, Troya’nın surlarından şu anda ovaya oradan Olympos’a bakışlarını dolaştıran.
Dağın tepesinde Zeus da oradan bakmakta bize. Babası Kronos’u dize getirip tahtını elinden alan, tanrıların hâkimi, ölümlü ölümsüz herkesin gazabından korktuğu Zeus. Adaleti, düzeni sağlayan, yanlış yapanları affetmeyen Zeus. Kadınların baş belası, dünyanın efendisi Zeus. Kurbanlar adanan, olmayınca yeri göğü birbirine katan, şimşekler, yıldırımlar yağdıran Zeus. Bu kadar güce karşın neden düşünceli olduğunu anlayamadığım Zeus.
Görüyorum, Zeus’un gözüne uyku girmiyor bu gece. Dönüyor öteye, dönüyor beriye. Biliyor, istediği kadar hükmetse de dünyaya, her zaman keyfine göre hareket edemeyeceğini, adil kararlar alması gerektiğini. Sonra biliyor, kader efendi tanımayacak, ne o ne de ondan sonra gelecek tanrılar geçemedi kaderin önüne.
Her ne kadar belli etmese de gönlü Troya’dan yana. Oysa Akhilleus’un onurunun nasıl geri verileceğini düşünmek de görev ona. Uykusuz gözleri sabaha ulaştı tam o sırada aklına bir düşünce düştüğünü anladım uğursuz Düş’ü görünce, Zeus’la konuşurken.
Ben Nestor. Yaşlılığını bilgelikle taçlandırmış Nestor. Agamemnon’un en çok saydığı Nestor. Bilgeliğin bu yaşımda bile tam olamayacağını Troya’da bir kez daha öğrenen Nestor. Bilemezdim Zeus’un uğursuz Düş’e görev verdiğini. “Git Agamemnon’a anlat ki kalmadı artık tanrılar arasında ayrı gayrı, hepsi Akhalardan yana, kuşansınlar zırhlarını, emin olsunlar ben Zeus’un Troyalılara büyük acılar vereceğine,” dedirttiğini. Zeus’un uğursuz Düş’ü yolcularken gönül rahatlığı ile arkasından baktığını, Agamemnon’u uyandırıp dediklerini aktarırken, izlediğini. Uğursuz Düş’ün, en çok inanacağı kişi olduğu için benim kılığımda Agamemnon’un düşüne girdiğini. Gördüm Agamemnon’u, Troya’yı hemen o gün alacağını sanarak, giyinip kuşanmasını, ölümsüzlük değneğini eline alarak Akhalıları toplantıya çağırmasını.
Topladı hemen bizi, ulularının kurultayını Agamemnon. Anlattı hepimize gördüğü düşü. O kadar emindim ki bilgeliğimden, “Eğer Agamemnon gördüyse bu düşü, doğrudur,” dedim. Zafere çok inanmıştık şimdi hepimiz. Verdik, “toplansın ordular” emrini.
Ben Agamemnon, Troya’nın zenginliğini, şanı, ünü, kudreti elde etmek için deli divane olan, bu uğurda yıllarca onca insanı savaştıran, güç uğruna nice gençlerin yanında kızımı bile yok etmekten sakınmayan. Ben Agamemnon, kurnazca suçu tanrısal Helene’e atıp, bitip tükenmeyen hırslarımı doludizgin salan, güce kavuşmak için asla durdurulamayan.
Düş bana anlatmıştı gerçi olacakları ama ben askerlerimi denemek istedim. Bağrış çığrış toplanan zorla susturulan orduya, elimde Hephaistos’un yaptığı değnek, anlattım gördüğüm düşün tam tersini, ülkelerimize başı öne düşük dönmemiz gerektiğini. Alan toz duman, alan çağıl çağıl hepsi saldırdılar gemilere, kavuşmak için özlem dolu ülkelerine.
Ben Thersites, İlyon’a gelen en çirkin kişi, çarpık bacak, aksak ayak, çökük göğüs, kambur sırt, sivri kafa, iki üç tel saç. Ben Thersites, çok konuşup saçmalayan, kralları ya sinirlendiren ya güldüren, soytarı görünümünün altında, bilgelikte Nestor’e takla attıran. Askerler gemilere saldırınca çok mutlu olan ben Thersites.
Sonra Olympos’ta Here’yi gördüm işte o mutluluk anında, konuşurken Athene’yle. Tam zamanında el koymasaydı duruma, olacaktık dönüş yolunda. Bilirdim hem o hem Athene hep Akhaların tarafında, gök gözlü tanrıça Athene fırladı alana. Buldu Odysseus’u. Sürdü gene Helene’i öne, getirdi gayrete.
Kurnaz Odysseus vardı Agamemnon’un yanına, aldı ölümsüz değneğini elinden, atladı alana, kimisini korkaklıkla tehdit etti, kimisine zafer vadetti, tanrısal yeteneği ile ikna etti, durdurdu gemilere binenleri.
Daha fazla dayanamadım artık bu gelecek yıkıma. Başladım gözü doymaz Agamemnon’a sövüp saymaya. Altın, tunç, kadın, Akhilleus’un onur payı, her şeyi aldığını, daha ne istediğini, bu kadar kıyımın neden devam edeceğini sordum bağır çağır. Onu yalnız bırakıp, ülkemize dönmemizi teklif ettim ki Odysseus belirdi. Çenemi kapatmam içim açtı ağzını yumdu gözünü, sonra patlattı değneği sırtıma. Yakıcı gözyaşları dökülürken gözlerimden, inandırdığı insanların ona hak veren gülüşlerinin acısı daha büyüktü bedenimdekinden.
Çekildim köşeme, ikna konuşmasına devam eden Odysseus’un inandırıcı, gür sesini duyuyordum istemeden. Bahsetti onlara Kalkhas’ın kehanetini, bir yılanın anne ve sekiz yavrusunu nasıl yediğini. Demekti ki, dokuz yıl savaşılacak, onuncu yılda zafer kazanılacak. Çok iyi hatipti ne yalan söyleyeyim, karşı koymak çok zordu böylesine. Bilge Nestor destekledi onu sözleriyle, benim dışımda kimse düşünmedi nasıl bir bilge bu diye. Son konuşmayı yaptı Agamemnon, getirdi onları galeyana, kimsenin aklında kalmadı dönmeyi düşündükleri anakara.
Sonra kurbanlar kestiler Zeus’a, arpalar saçtılar, yediler, içtiler. Daha uzun sürecekti törenleri ama Nestor’un tavsiyesiyle çağırdılar tüm orduları savaşa. Yığıldı binlerce asker ovaya, ne için kıyıma uğrayacaklarını düşünmeden başladılar savaş hazırlıklarına. Athene cesaret veriyordu onlara, savaş naraları titretti her yeri, şimdi savaş özlemi yakıyordu yüreklerini.
Ben Helene. Sözde sebep olduğum savaş için nasıl dört bir yandan koşup geldiklerini seyrediyorum surlardan. Akhaların onuru uğruna, gözleri pörtlemiş atıyorlar naralar. Farkında değil hiçbiri Agamemnon’un oyunlarının. Akın akın diziliyorlar ovaya. Öldürmenin şehveti sarmış hepsinin ruhunu, bir ayindeymiş gibi koşacaklar vuruşmaya.
Hektor öğrenince hemen haber saldı yardıma geleceklere, onlar da öbür yönden geliyorlar ülkelerini korumak isteyenlere desteğe.
Öykümüzü yazarken ozan Homeros, belirtti tek tek, her iki taraftan savaşmaya gelen milletler ile kumandanlarının isimlerini. Onun için ben tekrarlamayacağım burada. Hüzünle seyrederken ovayı, biliyorum artık bir gün bizimki bitse de hiç sona ermeyecek savaşları. Tanrısal gücüm beni binlerce yıl sonraya götürüyor, kıyafetler değişmiş ama sanki aynı savaş devam ediyor. Avutmuyor beni artık gerçek nedenin ortada olması, saldıranların yüzlerindeki ifadeler hiç değişmemiş, aynı.
Önceki Bölümler:

Ne yazık ki savaşlar durmak bilmiyor. Dün görünen bahane Helen bugün değişerek karşımızda