İlyada; ψ– Psi, 23.Kitap
Ben Akhilleus, Tanrıça Thetis’ten doğma Phthie kralı Peleus’un oğluyum.
Küçük yaşta çevremdekilerin ilgi odağı olmam boşuna değildi. Her şeyden önce sarı saçlı güzel bir oğlan çocuğu olmam yanında, dik başlı duruşum herkesin dikkatini çekiyordu. Sürgün çocuklarla eğitimlere katılırken, bir gün kısa boylu çelimsiz bir çocuk olan Patroklos: trajik bir kaza sonucu soylu bir ailenin küçük çocuğunu öldürdüğünden, krallığımıza sürgüne gönderilmişti. O günden sonra Patroklos benim en yakın arkadaşım olmuştu. Doğrusu onu önce hiç önemsemedim. O bana yaklaştıkça ben hep ondan uzak durdum. Bir gün yemekte yanıma oturunca hikayesi dikkatimi çekti. Eğitimlere beraber katılıyor, oyunlarda ayrılmıyorduk. Annem Thetis bundan çok rahatsızdı. Nedense bu yakınlığı tasvip etmiyordu.
Babamın sarayında beraber büyüyorduk. Talimlerimi sadece Patroklos’un izlemesine izin veriyordum. Patroklos en çok müzik dersini severdi. Benim lir çaldığım dersleri zevke izlerdi.
Savaş ve hekimlik sanatını öğrenmemiz için at-adam Kheiron’un yanına Patroklos‘la gönderildik. Bizi savaş sanatının yanında binicilik, at sürme, güzel konuşma ve diğer alanlarda da yetiştirdi. Avlanan hayvanların ilikleriyle besledi. En ağır kılıçları bile çocuk yaşta kaldırabiliyordum. Eğitimler dışında Patroklos ‘la daha çok zaman geçirebiliyorduk. Kimsenin olmadığı ovalara indiğimizde Patroklos annemin bizi uzaktan izlediğini söylerdi. İkimiz de savaşa katılabilecek genç savaşçılar olmuştuk. Zaten Yunanlıların en büyük savaşçısı olacağım hakkındaki kehanet dilden dile dolaşıyordu. Annem de tanrıça olduğundan yarı tanrı bir savaşçıydım.
Annem Troya savaşına gitmemi istemiyordu. Thetis, beni bir kız kılığına girmemi sağlayarak ve Kral Lykomedes’in Skyros adasındaki sarayında kadınların arasında sakladı. Ancak Odysseus Troya savaşına katılmamız için bizi ikna etti.
Odysseus “Patroklos’un hiçbir zaman iyi savaşçı olamayacağını” söylediğinde Patroklos kadar üzülmüştüm. Bir oyun oynamaya başladık. O benim yerime geçiyor ben de onun. Ondan bir kahraman yaratmak için ona bütün bildiklerimi öğretiyordum. Paroklos da bana arkadaşlığı, iyiliği, sevgiyi, aşkı, tutkuyu öğretiyordu. Artık iki maskem vardı. Kahraman Akhilleus ve içinde iyiliği sevgiyi adaleti taşıyan Akhilleus.
Yurdumuzu savunmak için delikanlılık çağında Patroklos ‘la birlikte Troya savaşına katıldık. Mysia’nın Tefe şehrinde önümüze çıkanı kılıçtan geçirip yağma ettik. Andromakhe’nin babası Eetion’u öldürdük. Briseis’i ve Khryseis’i tutsak ettik. İda Dağ’ında Troya sürülerine saldırdık, Çoban Aineis’le kavgaya tutuştuk.
Hep düşünürüm gerçekten bu savaş benim iç çatışmalarımı etkilemez mı? Küçük yaşta üstüme giydirilen savaşçı kimliğimi severek mi taşıyorum? Savaş içinde yapılan haksızlıklara karşı değil miyim?
Agamemnon’un Briseis adındaki savaş ganimetimi alması beni küçük düşürdü.
Agamemnon’a şöyle seslendim:
Kıyasıya savaşta benim kollarım görür en büyük işi,
Hem onur payımdan olayım hem burada kalayım, Ama bölüşmede payın en okkalısı sana gider,
Ha, mal, mülk sahibi edeyim diye seni?
Savaş yurdu savunmak için miydi? Yoksa birilerinin çıkarı için miydi?
Agamemnon özür dileyip Briseis’i geri vermeye razı oldu da artık savaşa dönmek istemedim. Patroklos beni çok ikna etmeye çalışsa da kabul etmedim.
Dokuz yıl süren savaşta Akhalar savaşta üstünlük sağlayamayınca Patroklos çareyi benim zırhımı giyerek cesurca savaşa katılmakta buldu. Çok kahramanca dövüşüyormuş savaş meydanından aldığım haberler beni mutlu ediyordu.
Patroklos içindeki benim gibi kahraman olma arzusu Hektor karşısında yenilgiye uğramasını engelleyemedi.
Patroklos’un ölüm haberini çadırımda aldım. Büyük bir öfke içinde intikam duygusu ile dolup taşıyordum. İntikam almak, Hektor’u öldürmek için savaş alanına gittim. Hektor’la aramda şiddetli bir çatışma yaşandı. Benim için de kolay olmadı Hektor’u yenmek. Öyle öfkeliydim ki Hektor’un ölüsünü arabamın arka tarafına bağlayarak Akha gemilerinin yanına kadar sürükledim.
Patraklos’un ölüsünü tozun toprağın içine serdim. Binlerce savaşçı etrafında dolaşarak saygısını sundu. Bir sürü koyun keçi, boğa kızartıldı. Oluk oluk kan akıtıldı. Güzel bir ölüm şöleni verdim onlara. Hazırlanan yemekten sonra hepsi uyumak için barakasına gitti, ben uyuyamıyordum…Sağa sola döndüm. Deniz kenarında hıçkırarak ağladım. Bir ara dalmıştım. Patraklos’un ruhu geldi ve konuştu benimle, boyu posu, urbaları hayattaki gibiydi,
Uyuyorsun demek Akhilleus, beni unuttun gitti.
Umursardın ben yaşarken, şimdi umursamaz oldun.
Durma çabuk göm de gireyim Hades kapılarından,
Ruhlar var burada, göçmüşlerin belirtileri,
Giremem içeriye, uzağa sürerler beni,
Irmağa geçip bir türlü karışamam aralarına,
Boşuna dolanırım Hades’in geniş kapılı evi önünde, boşuna.
Ele ele ağlayalım haydi uzat elini,
Siz ateş payımı verdikten sonra
Bir daha Hades’ten bana dönüş yok.
Arkadaşlardan uzak oturup konuşmayacağız baş başa
Sağken konuşup danıştığımız gibi;
Uğursuz ölüm çekti beni uçurumun dibine,
Buymuş doğduğum gün kaderime düşen pay.
Varlıklı Troyalıların duvarı dibinde ölmek değil mi
Tanrılara benzer Akhilleus senin kaderin de
Bir sözüm daha var sana dinle beni,
Seninkilerden uzak koma benim küllerimi,
Bir arada olsun ikimizin külleri de
Hakkımdaki kehanet Troya savaşında öldürüleceğimi haber vermişti yıllar önce. Söz verdim ona, ikimizin de mezarları yan yana olacak diye.
Savaşçılar katırlarla odun yığdılar gösterdiğim mezar yerine. Bir yığın yaptılar yerleştirdiler, Patroklos’un ölüsünü en tepesine.
Herkes saçını kesip atınca ben de kestim gür saçlarımı attım ölünün üzerine.
Kurbanlar kestim bir sürü koyun keçi. Patroklos’un atını ve köpeğini de öldürüp attım ölünün üzerine. On iki Troyalı çocuğu katlettim. Kana doymuyordum. Patroklos’un bedeni: Ateş yığını altında sadece birkaç kemiği kalınca ıslattım toprağı şarapla.
Düşündükçe öfkem artıyordu. Sabah olunca Hektor’u arabamın arkasına bağlayıp üç kez dolaştırdım ölünün çevresinde. Sonrada oturdum bir taşın üzerine, kapadım yüzümü ellerimle tanrılar mı verdi merhameti yüreğime, bir an üzüldüm Hektor’un ölüsüne, Onca ananın yiğit evladını, biz de öldürmüştük Patroklos’ la birlikte
Bir an için toparladım kendimi, dostum için birtakım yarışmalar düzenledim. Savaş ganimetlerini dağıttım kazananlara. Onlar yarışırken kazanmak için ödülleri Patroklos ölmeseydi bizde katılırdık yarışmalara kazanırdık en büyük ödülleri. Savaş hepsini elimizden aldı.

Savascinin en sonunda akillanmasini ve savasin ne kotu oldugunu anlamasini sagladin. Gayet de begendim