İlyada; δ – Delta, 4.Kitap

Babam Atreus soyundan tanrı Zeus, anam Aerope tarafından Europa’dır. Akha Kralı Agamemnon’un kardeşi, Sparta Kralı Ares’in sevdiği, Zeus’un beslediği, gür naralı yiğit Menelaos derler bana. Sarışınım, bacaklarımın biçimli, bileklerimin güzel olduğu söylenir. Helene ile evlenince Lakedaimon’da hükümdar oldum. Yiğit bir savaşçıyım olmasına da ağabeyim kadar şan ün peşinde olmadığım için seçimim geri planda kalmaktır. Troya’ya 60 gemilik bir çıkartma yapan savaşçıların başında ben vardım, ama başkomutanlarının adı Agamemnon oldu. Sarayıma konuk gelen Paris, benim büyükbabamın cenazesine Girit’e gitmemi fırsat bilip Helena’yı kaçırarak konukluğunu kötüye kullanınca oyunbaz tanrıların önü açıldı. Adım, yani Menelaos adı Akha yiğitlerinin en seçkinleriyle birlikte anılır. Paris’le kozumu paylaşmak için onunla teke tek savaşa girmeye can atıyorum. Bu; bizim ikimizin meselesi olarak kalmalı. Troyalılar ile Akhalılar’ın bu yüzden savaşması da nereden çıktı? Tam ben Paris ile kozumu paylaşmışken Paris’in yanından yürüyüp ölüm tanrıçalarını ondan uzak tutan Afrodit girmeseydi araya Kral Priamos’un ili insanlarıyla yerli yerinde kalacak ve ben de Argos’lu Helene’yi evimize götürecektim. “Zafer Ares’in sevdiği Menelaos’ta işte, biz nasıl yoluna koyalım işimizi, yeniden ortaya savaş mı çıkaralım yoksa dostluğu mu salalım?” diyen Kronosoğlu Zeus’un bu sorusu da hiç sorulmayacaktı. Benim tarafımda olan iki tanrıça Argos’lu Hera ve Alalkomeneli Athene de  görünüşte Troyalıların başlatacağı, bu yüzden onların suçlanacağı ve onların kesin yenilgisiyle sonuçlanacak bir savaşı yeniden kışkırtamayacaklardı. Olympos Dağı’nın tepelerinden Troyalıların kentine bakarak altın tasları birbirlerinin şerefine kaldırıp eğlenmeye devam edeceklerdi.

Ama Zeus Athene’ye şu kanatlı sözleri söyleyip çabucak içindeki ateşi alevlendirdi: “Koş git, karış Troyalılarla Akhalar arasına, Troyalılar antlarını bozup ilk peşin onlar saldırırlar mı kibirli Akhalara bir dene” ve Athene de fırladı indi doruklarından Olympos’un. Kronos’un oğlu nasıl bir yıldızı gönderirse belirti diye yaygın ordunun gemicilerine, işte öylece ışıklar saçarak indi yeryüzüne bir yıldız gibi, aktı ortalarına. Atları iyi süren Troyalılar, güzel dizlikli Akhalar şaşırıp bakakaldılar birbirlerine. Her Troyalı, Akhalı şöyle diyordu yanındakine “Ne o zorlu savaş, korkunç kargaşalık mı gene? Yoksa savaşları doğuran, yöneten Zeus araya yeniden dostluk mu salacak ne?”

Athene’in oyununa gelen kusursuz Lykaon’un oğlu Pandaros yurduna dönüşte kurban adayarak Apollon’a ilk kuzulardan, hiç atılmamış kanatlı tez giden bir ok atınca bana, kiriş inledi, sivri ok fırladı birden. Önümde duran Zeus’un doyumluk dağıtan kızı önledi, bir sineği kovan ana gibi sivri oku. Kuşakta altın tokaların kavuştuğu yere itti oku Athene. İki kat zırha değdi yakıcı ok, çarptı sımsıkı kayışa, geçti oymalı kemeri, deldi çok işlenmiş zırhı sonra, kargılara karşı etimi koruyan karanlığı en son. Ok ete girdi, sıyırdı bir parça, kara bir kan akıverdi yaramdan. Maionialı ya da Karialı bir kadın nasıl kızıla boyarsa benek benek fildişini, hani o fildişi avurtluk olur atlara, saklar kadın onu evinde bir köşede, kullanmak ister bu avurtluğu bir sürü atlı. Oysa yalnız krallara yaraşır bir süstür o, bir onurdur hem ata hem onu sürene. İşte tıpkı o fildişi gibi bacaklarımın, güzel bileklerimin kana boyandığını söylediler destanda.

Ağabeyim erlerin başbuğu Agamemnon yaramdan akan kara kanı görünce dondu kaldı; ben de donup kaldım ama okun kirişiyle sivrilerinin dışarıda olduğunu görünce yüreğim girdi yeniden göğsüme, içim açıldı. Kral Agamemnon tuttu elimden boğuk boğuk konuştu hıçkırarak: “Demek bu anlaşmayı sen ölesin diye yaptım, Troyalıların önüne kodum seni tek başına, işte çiğnediler antlaşmalarımızı, vurdular seni. Kurbanların kanı boşa gitti sayılmaz. Şimdi bir şeye karışmasa da Olymposlu, er geç bir gün el koyar, örter savaş alanını kapkara kalkanıyla. Bu dediklerim bir bir gerçek olacak. Ama sen ölürsen ey Menelaos, ömrünün payını tüketirsen, içimde derin bir yara açılacak. Baba toprağına gidelim diyecek Akhalar. Ben de döneceğim susuz Argos’a kara yüzle. Priamos’la Troyalılar biz o gün övünsünler diye mi bırakacağız Argos’lu Helene’yi? Troya’da mı kalacak kemiklerin senin, sen işini bitirmeden mi çürüyecek toprakta? Ünlü Menelaos’un toprağında tepine tepine, böbürlenecek de, şöyle mi diyecek bir Troyalı: Akha ordusunu buraya nasıl boşuna getirmişse, nasıl burada bırakmışsa yiğit Menelaos’u, boş gemilerle nasıl dönmüşse sevgili baba toprağına, evine. İşte herkes böyle diyecek. Bunu duyacağıma yer yarılsın yutsun beni daha iyi.”Ben de ona güven vermek için şöyle dedim: “Yürekli ol, korkutma Akha ordusunu. Sivri ok saplanmadı tam yerine, yandan geçti. Işıldayan kemere çarptı önce, sonra değdi altındaki kuşağa, sonra karınlığa, hani şu kuyumcuların işlediği.” Agamemnon karşılık verdi, dedi ki: bir hekim bakacak şimdi yarana senin, kara acıları dindiren ilaçlar sürecek üstüne.”Sonra tanrısal haberci Talthybios’a seslendi,” Çağır Makhaon’u buraya, Talthybios, hadi çabuk, çağır Asklepiosoğlu’nu, kusursuz hekimi, Atreus’un cenkçi oğlu Menelaos’a gelsin baksın.” Haberci gözleriyle arayıp buldu yiğit Makhaon’u atları besleyen Trieke’den gelen kalkan taşıyan güçlü erler arasında ayakta. Kanatlı sözlerle Kral Agamemnon’un çağırdığını söyleyip Makhaon’un göğsünde oynattı yüreğini. Akha ordusu boyunca yürüyüp kalabalığı yararak bulunduğum yere vardılar. Etrafımı saran yiğitlerin ortasında durup tanrıya denk hekim Asklepiosoğlu çekip çıkardı kemerden oku. Kemerin altından kuşağı onun altından da karınlığı çözüp yarayı temizledi, ilaçları ustaca serpti, acımı dindirdi.

Onlar benim etrafımı sarmış, yaramı iyileştirmek için etrafımda dönüp dururlarken, kalkan taşıyan Troyalılar dalga dalga yürümeye başlayınca Akhalar da silahlarını kuşandılar. Kızgın savaşı özleyen yürekleriyle, kendini ün getirecek savaşa doğru atan Agamemnon’un peşinden gittiler. Kral Agamemnon tüm Yunan şehir devletlerini bir çatı altında toplamayı aklına koymuştu. Tek tek dolaşarak onları ateşlendirmek için ettiği sözlerin küçük bir kısmını size söyleyeyim de Yunanların hepsini Truva’ya karşı nasıl birleştirdiğini görün. “Argoslular sakın gevşetmeyin savaş gücünüzü, Zeus Baba döneklere yar olmaz hiçbir vakit. Antlaşmaları önce bozan kimse, didik didik edecek akbabalar yumuşak etlerini. Alt üst edeceğiz onun kentlerini biz de, alıp gemilerimize götüreceğiz sevgili karılarıyla, çocuklarını.”Onları aval aval duran geyiklere benzeterek aşağıladı, savaşa atılmak için neyi beklediklerini, Troyalıların gelmelerini mi diye sorarak buyura buyura dolaştı erlerin sıralarını, kalabalıkları kanatlı sözleriyle savaşa kışkırtı. Danaolar’ı, Aiaslar’ı, Pylos’un gür sesli sözcüsü Nestor’u, Ulu Pelagon’u, Alastor’u, Khromios’u, Kral Haimon’u, insan güdücüsü Bias’ın çevresinde önce arabalarla atlar, arkada soylu yayalar, ortaya zorla savaşanlar ister istemez savaşsınlar diye kümelendiler. “Bir önder komuta ediyordu her sıraya, erler de yürüyorlardı sessiz soluksuz. Diyemezdin arkalarında koca bir ordu var, şu insanların göğsünde ses var diyemezdin. Önderlerinin ardından yürüyorlardı usulcana, sıralar içinde usul usul parlıyordu silahları. Troyalılarsa, zengin bir ağanın ağılındaki koyunlar gibi duruyorlardı, sürü sürü, nasıl dururlarsa sağılırken ak sütleri. Kuzuların sesini duyup çığrışırlarsa nasıl, öyle yükseliyordu yaygın ordu boyunca çığlıklar, sesler çıkıyordu karmakarışık, başka başkaydı her birinin dili, ayrı yerlerden gelme erlerdi bunlar. Kimini Ares kışkırtıyordu, gök gözlü Athene kışkırtıyordu kimini. Üç tanrı daha vardı onları kışkırtan: Korku, Bozgun, bir de kızgın Kavga, insan öldüren Ares’in yoldaşı. “Hep birden alana yığılıp kapıştılar, kıyasıya vuruştular kargılar kalkanlarla. Bir uğultu koptu, ölenlerin iniltisiyle öldürenlerin çığlığı birbirine karışıp kıyamet oldu göklere karıştı. Kan karların eriyip dağlardan aktığı seller gibi aktı toprağı ırmağa çevirdi. Saldırdılar Troyalılarla Akhalılar birbirlerine kurtlar gibi insanlar insanları tepeledi. Bir yığın Troyalıyla bir yığın Akhalı o gün serilmişlerdi tozun toprağın içine, işte böyle sırt sırta yan yana.

Unutmuşlardı beni, bu vahşi savaşın neden çıktığını. Gözleri kararmış, birbirlerini boğazlıyorlardı. Beni ve Helene’yi bahane ederek ateşi yeniden harlanan bu savaşta ölenlerin sayısı arttıkça ben de acıdım onlara. Kışkırtıyordu beni Ares’in gücü. Kargımı sallaya sallaya tunç tolgam ışıldayarak artık ben de yürüyordum ön sıralarda. Mızrağımı atarak deldim kürek kemiğini ben de Ares’in dengi Pylaimenes’in. Savaşa katıldım.

Işık Demirtaş

Önceki Bölümler:

https://pazartesi14.com/category/kahramanlarindan-ilyada