İlyada, μ – Mu, 12. Kitap
Ben Hektor, çok üzgünüm, en değerli savaşçılarımı kaybettim, bazıları yaşasa da helak oldular, bunun intikamını alacağım. Troya yığınına karıştım, arkadaşlarıma hendeği aşmak için yalvardım. Fakat tez koşan atları hendeğin önünde kararsız, pek çok kişneyerek dış kenarında durdular, genişliği onları ürküttü. Hendek, yakından bakılınca, içine atlamak da üstünden aşmak için de hiç elverişli değil, boylu boyunca her iki kenarı meyilli yapılmış, öte tarafında ise kısa, sivri kazıklar çakılmış. Araba çeken atlar en büyük güçlükle bile hendeği geçmeğe girişemezdi, yayalar bile aşabileceklerinden emin değillerdi, işte bu sırada Pulydamas bana yaklaşarak dedi ki; Troyalıların ve müttefiklerin başı yüce Hektor, bizim yaptığımız gibi, tez koşan atlarımızı hendeğin içinden sürmek akıllıca değil. Aşması çok elverişsiz, dimdik sivri kazıklar var, karşı tarafta ise Akhaların hisarı var. Araba sürenler hiç bir suretle içine inemez veya üstünden vuramazlar, öyle bir dar geçit ki, vücut hırpalanmadan içinden geçilemez. Ama hep birlikte Troyalı kardeşlerim ve ittifak gruplarımızla Akhaların gemilerine doğru yürümeye başladık. Yaklaştıkça ellerimizden oklar, mızraklar saçılıyordu. Değirmen taşları büyüklüğünde taşlar tulgalarına ve kabarık kalkanlarına çarptıkça çınlayışlar işitiliyordu. Zeus Baba şanı bana vermek istiyordu, bunu biliyordum, güç üstüne güç kazandım.
Benim ve yanımdaki Pulydamas’ın ardından, cesaretleri büyük genç yiğit savaşçılarım geliyordu. Hepsi de hisarı yıkıp gemileri alevlere salmak ateşiyle yanıyorlardı. Henüz kararsızlık içinde, hendeğin kenarlarında durdular. O ara yüksekten uçan bir kartal gördük, pençeleriyle kızıl bir yılan tutuyordu, çok büyük, ürperen bir yılandı. Birden geriye bükülerek kendisini taşıyan kuşu soktu. Kartal o zaman onu kendisinden uzaklaştırarak yere attı; duyduğu acıdan, yığının ortasına düşürdü sonra bir haykırışla rüzgârın içine uçtu. Troyalılar ortalarında kıvranan yılanı, Zeus’un alâmetini görünce titrediler. O zaman Pulydamas bana şöyle dedi: Ah Hektor bu kötü bir alâmet, binlerce Troyalıyı kaybedeceğiz. Ona inanmadım ve dedim ki; Pulydamas, hoşuma gidecek bir dille konuşmuyorsun. Daha kusursuz şeyler söyle. Gerçekten iyi düşünerek mi bunları söylüyorsun? Öyle ise senin aklını tanrılar almış olacak. Biz yalnız bütün ölümlüler ve ölümsüzler üzerine hükmünü süren büyük Zeus’un isteğine iman etmeliyiz. En iyi alâmet bir tanedir, o da vatanın savunmasını bildiren alâmettir. Sen niçin kavgadan, boğuşmadan korkuyorsun? Biz hepimiz Argosluların gemileri yanında ölmüş olsak bile, senin için, tatlı canın için korkacak bir şey yoktur: Senin yüreğin böyle şeylere katlanmaz! Sen git, boğuşmadan uzaklaş, fakat başka birini dövüşmekten alıkoyacak sözler söylememeğe dikkat et yoksa benim kolumla vurularak kendi canından da olursun.
Bıraktım ardımdakileri öne atıldım, koca bir kaya vardı önümde tutup kaldırdım. Kapının önünde duran bu kayanın alt tarafı geniş, üstü sivriydi. En kuvvetlilerinden iki kişi, bugünün en güçlü kuvvetli iki adamı bile bu taşı kaldırıp bir arabanın üzerine büyük güçlükle koyabilirlerdi. Ben ise tek başıma tutup kaldırdım, Zeus Baba verdi bu gücü bana. Kapalı kapının çok sağlam iki kanadı önüne götürdüm ama içerden kapı kanatlarını karşılıklı iki kol demiri tutuyordu, bunlara bir de kilit takılmıştı. Kapıya yakın durup bütün kuvvetimle kayayı iki kanadın ortasına fırlattım. Kol demirinin çökmesiyle, iki kanadının parçalanması üzerine, müthiş bir takırtı ile kapı darmadağın oldu, kaya da iç tarafa düştü. Öne doğru atıldım, başarmıştım. Beni artık gemilerden ancak bir tanrı uzaklaştırabilirdi. Troyalı kardeşlerime emir vererek haykırdım, “duvara çıkın”. Davetime itaat ettiler. Vakit geciktirmeden kimileri duvardan sıçrayarak, kimileri kapıları aşarak ilerlediler. Danaolar koca karınlı gemilere doğru kaçıştılar, artık arkası gelmeyen bir kargaşa başlamıştı.
Nil Saydan
Kaynak: Ahmet Cevat Emre, İliada çevirisi, Varlık Yayınları
Nil Saydan’dan ikinci İlyada yazısı :
Önceki Bölümler: https://pazartesi14.com/category/kahramanlarindan-ilyada
