Öykü, diğer sanat dalları gibi, gelişmeye açık kişi ve toplumlara fırsatlar yaratır. Kelimelerle örülmüş kapıdan yazar vasıtasıyla geçilir. İçinde barındırdığı mekân, zaman ve olay örgüsü cümlelerle eğilip bükülür. Yaşanmamışı yaşatırken, bazen de yaşanmışla ayna olur bizlere. Kimi zaman öyküde can bulan nesne, hayvan ya da bitkiyle karşılaşır, insana dair ne varsa ondan öğrenir, yazan da okuyan da. Başkaldırıyı ondan öğrendiğimizi düşünmek bile eğlencelidir aslında.  

Toplumsal olarak zorlu bir yıldan geçerken, öyküler yine rehberimizdi. Asrın felaketinde hikâyesi yarım kalan yolcuların sayısını doğru telaffuz etmekten kaçınanlar, yola devam edenlere ağır yaşamlar bıraktı. Neyya olarak olup bitenleri ifade edebilmemizin tek yolu vardı; daha canhıraş bir gürültüyle yazmak. Ağır aksak yola devam ederken varoluşumuzu yine sözcüklerde bulduk. Böylece içinde sadece depremi değil, yaşamı da barındıran “Öykülerimiz” ortaya çıktı. Önce kitap sonra dayanışma oldu. Öyküsü devam edenlerle birlik duygusunda birbirimize daha sıkı bağlandık.

Kalemi yüzünden tutsak edilenlerin, ihmaller nedeniyle yitip gidenlerin, savaşların, sosyal ya da siyasal soykırımların, doğudan batıya göçlerin, terk edilen toprakların, yeni topraklarda her daim yabancı kalacakların sayısı arttıkça, sözcük heybemiz büyüdü. Kendilerine yeni öyküler yazmak için başka diyarlara gidenle, ekonomi ve gelecek kaygısı içinde sıkışıp hayatına son veren gençlerimizin hüzünlü öyküleri önümüze düştükçe ütopyalar azaldı, distopyalar çoğaldı.

Neyya olarak, toplumsal olana yüzü dönük, bireyin varoluşuyla haşır neşir öyküler yazmaya devam ediyoruz. Birbirinden habersizlerin kesişme noktası olan öykülerimizi pazartesi14.com’da bulabilirsiniz.

Tüm öykü emekçilerinin “Dünya Öykü Gününü” kutluyoruz.

Özlem Budak