İlyada; ν – Nu, 13. Kitap

Ben İdomeneus, Girit Kralı Deukalion ve Kleopatra’nın oğlu. Dokuz yıldır devam eden savaşta Akha’lı dostlarımın yanında dövüşüyorum. Daha ne kadar sürecek bilemiyorum. Başkasının karısına göz diken bir soysuz yüzünden yıllardır nice yiğitlerimiz öldü ve ölmeye devam ediyor.

Savaş gemilerimizin yanına kadar geldi. Troyalılar Hektor’un arkasında gemileri ele geçirme hırsıyla tüm güçleriyle saldırıyorlardı. Erlerimizin morali bozulmuş, yıllardır evlerinden uzakta özlem, acı ve yorgunluktan bedenleri bitap düşmüş, yürekleri kaygıyla dolu, umutları tükenmeye başlamıştı. Yüce Zeus artık savaşa müdahil olmuyor, uzaktan izliyordu. Ama Troyalıların yenilgisini de istemiyordu. İçten içe onları destekliyordu. Yeri göğü titreten güçlü tanrı Poseidon yetişti imdadımıza. Yerinde duramadı, koca dağları ormanları titreterek indi sarp kayalardan, Akha delikanlılarına güç vermek için.

Akhilleus Agamemnon’a kızmış, savaştan çekilmiş, erlerimiz savaşı alamayacakları endişesiyle gevşemiş, bu savaştan kurtulmanın imkânı olmadığını düşünürlerken, Kalkhas’ın kılığına girerek daldı yiğitlerimizin arasına yeri titreten yüce tanrı Poseidon. Öncelikle iki Aias’ı kışkırttı, yüreklendirdi. İkisi de cesur ve yiğit savaşçılardı. Onun Kalkhas olmadığını hemen anladılar. Poseidon’dan aldıkları güç ile artık savaşmak için can atıyorlardı. Tüm Akha yiğitleri coşmuştu. Yerin sahibinden gelen yüreklendirici sözler üzerine iki Aias’ın etrafında kuvvetli birlikler oluşturmaya başladılar. Artık Troyalıları ve tanrısal Hektor’u beklemeye hazırdılar. Mızrak mızrağa, kalkan kalkan’a, zırh zırha, tolga tolgaya, er ere karşı duracaktı nihayet.

 Hektor önde,Troyalılar yığın yığın arkasında, saldırmaya başladılar. Hiç beklemedikleri anda Akha yiğitleri çıktı karşılarına, Poseidon’dan almışlardı gücü ve cesareti. Kargılarıyla vurmaya başladılar. Hektor bir an geriledi, beklemiyordu Akhalardan böyle bir hareket. Troyalılara güç vermeye çalıştı.

“Here’nin gürleyen kocasıysa beni kışkırtan, kargımın önünde duramaz, basıp giderler nasıl olsa” diyerek. Ama artık durduramazdı Akhaları.

Savaş farklı cephelerde devam ediyordu. Ortada duran gemileri iki Aias ve Teukros savunuyordu. Üçü de göğüs göğüse savaşmakta usta yiğitlerdi. Karşılarında Hektor vardı. Teukros ok atmada tüm Akhaları geçerdi. Büyük Aias göğüs göğüse çarpışmada Akhilleus’un önünde bile gerilemeyecek kadar başarılıydı. Hektor ne kadar savaşa susamış olursa olsun, kırarlardı onların gücünü.

Ben ve can yoldaşım Meriones gemilerin sol tarafında çarpışıyorduk. İlk ben öldürdüm Othryoneus’u. Troyalılara yardım için gelmiş Kabesos’tan, Priamos’un kızı Kassandra’yı alacakmış savaşta başarı gösterirse. Ama artık ölümlüler arasındaki yerini almış, başarılarını orada gösterebilecekti artık! Ölüsünü sürükleyerek götürüyordum ki Asios yardımına koştu. Kargımı fırlattığım gibi onu da devirdim yere, ince uzun bir çam ağacı gibi. Arabacısının aklı başından gitti. Şaşkınlıktan atlarıyla arabasını ne tarafa süreceğini bilemiyordu. Antilokhos da tam zamanında sapladı kargısını arabacının bedenine. Asios’un yıkıldığını gören Deiphobos, beni öldürmek için kargısını fırlattı ama ben çevik davranıp kaçınca Hypsenor’a denk geldi ne yazık ki.

Deiphobos Asios’un öcünü aldım diyerek sevinç naraları atıyordu. Böyle böbürlenmesi içim acıttı. Antilokhos’un da canı sıkıldı buna, Hypsenor’un öcünü almalıydık. O sırada Alkathoos geliyordu üzerime doğru, fırlattığım gibi kargımı sapladım göğsüne, o da yıkıldı yere paldır küldür.

Bire karşı üç kişi öldürmüştüm, zafer benimdi artık. Deiphobos’a karşı haykırdım, zafer narası atma sırası bana gelmişti. “Zeus’un dünyaya getirdiği Girit’in koruyucusu Minos’un kusursuz oğlu Deukalion’un oğluydum ben”. Gemilerim beni Troyalılara bela olayım diye getirmişti Girit’ten buralara.

Deiphobos karşımda durdu, düşündü bir an, tek başına benimle çarpışmaya cesaret edemedi. Troyalıların yanına gitti, Aineias’ı alıp geldi. Bir an beni de bir korku sardı. Benden gençti sonuçta. Yiğit öldürmede çok zorlu bir savaşçıydı. Arkadaşlarımdan yardım istedim ben de. Aynı yaşta olsaydık keşke. O zaman yürekle çarpışırdım korkmadan, ya o kazanırdı ya ben. Ama artık yaş ilerliyordu, ne kadar güçlü olursan ol gençliğin cesareti kalmıyordu.

Ben sonrasında Aineias’la çarpışırken can dostum Meriones diğer tarafta Deiphobos’u kolundan vurdu, uzun yeleli tolgası düştü elinden, Meriones bir şahin gibi atladı, aldı kargısını. Deiphobos’un yaralı kolundan kanlar akıyordu, arabacıları kente doğru alıp götürdüler.

Çarpışmalar artık göğüs göğüse devam ediyordu. Ortalık toz duman, yerlerde ölüler, yaralılar, inleyenler, uğultular göklere yükseliyordu.

Farklı cephelerden Akhalı yiğitlerimizin kahramanlık haberleri geldikçe göğsümüz kabarıyor, kaybettiğimiz yiğitlerimizin acısı biraz olsun hafifliyordu.

Paris’in konuğu olan Harpalion’u da Meriones’in öldürmesiyle Troyalıların moralleri iyice bozulmaya başlamıştı. Hektor kendi çarpıştığı tarafta savaşı kazandığını zannediyordu. Oysa zafer biz Akhalıların olmak üzereydi. Troyalıların bir kısmı gemilerden uzaklaşıp süklüm püklüm İlyon’un yolunu tutmaya hazırlanıyorlardı, Pulydamas Hektor’u uyarmasaydı. Bu uyarı üzerine Hektor savaşın diğer cephelerini dolaşmaya başladı. Gözleri güçlü önderlerini arıyordu ama çoğu bizim ellerimizde can vermişlerdi, çoğunu da yaralamıştık. Akha gemilerinin arkasında yatıyorlardı.

Hektor, Menelaos’un karısını elinden alan soysuz Aleksandros’u buldu, hırsını ondan çıkardı. Irz düşmanı, çapkın diye saldırdı. “Söyle bakalım Deiphobos’la güçlü önder Helenos, Asios, Othryoneus neredeler hani. Şu anda yıkıldı yüksek İlyon temelinden, şu anda açıldı senin önünde ölüm uçurumu.” Haksız da sayılmazdı, bu savaş onun yüzünden çıkmıştı.

Aleksandros da kendisini savundu “Öfkenden beni suçluyorsun, bir zamanlar savaştan kaçmıştım ama artık korkmuyorum. Canla başla, korkmadan Troyalıları korumak için savaşıyorum. Ama kader diye de bir şey var, insan çok istese de gücünün ötesine varamaz, Kronosoğlu isteseydi eğer, Deiphobos’la Helenos’u nasıl koruduysa ölümden, diğerlerini de korurdu.”

Ve iki kardeş yeniden yüreklenerek savaşın en kızgın yerine döndüler.

Akhaların yürekli göğüsleri kıpırdamadı karşılarında. Aias büyük adımlarla yürüdü, meydan okudu. “Argosluları korkutmak için boşuna çaba harcamayın, savaşmakta toy kişiler değiliz biz. Belki yüreğiniz gemilerimizi yok etmeyi umar, ama bizim de ellerimiz var onları koruyacak. Siz bakın kendi düzenli ilinize.”

Hektor da karşılık verdi elbette, tehditler savurdu. “Akha gemilerinin yanında kargımla yere serileceksin, etlerinle, yağlarınla Troya’nın köpeklerini kuşlarını doyuracaksın.” ama boşunaydı. Aias meydan okurken sağ yanında bir kuş uçmuştu. Yüksekten uçan bir kartal. Sevinç çığlığı attı ordumuz. Bir belirtiydi bu, güç katmıştı yüreklerimize. Hektor ne kadar böbürlense de benim de içime doğuyordu, cephelerdeki başarılarımız da gösteriyordu, sona yaklaşmıştık. Bu zafer güzel dizlikli Akhaların olacaktı.

Fatma Şanlı

Önceki Bölümler:

https://pazartesi14.com/category/kahramanlarindan-ilyada