Koskoca bir şehir yıkılıyor üstüme
Nereye gitsem nereye baksam
yanımdasın.
Dün Kuleli ’den geçtim.
Şurda durmuş,
balık tutanları seyretmiştik seninle
Boğazın koyu derin maviliğini,
Boğaz köprüsünü, karşı kıyıları,
Balıkçıların
gelen balığı oltadan çıkarışını alışık bir elle
bırakışını bir su şişesine
Sonra dalgın, tekrar batışını oltanın suya,
Güneşin batışını yeditepede…
Bir balık lokantası vardı, sağ kolda.
İlk buluştuğumuz zamanlarda,
İlk gittiğimiz yerlerden
Bana ilk yalanlarını söylediğin, ilk kendini anlattığın,
İlk gözlerime baktığın,
Sana ilk güvendiğim ve maceraya daldığım
Merakla, çocukça, pırıltılarla, kadife yumuşaklığıyla sana baktığım…
Nakkaştepe’de gece olurken
masmavi karanlıklarda ışıklar pırlanta bir gerdanlık gibi süslerken
karşı kıyıları,
Elimi tuttuğun, hatta bir öpücük kondurduğun, çekingen
Ve benim merakla beklediğim
Gelecek zamanları
Ama sormadığım…
Yuşa Tepesi’nde sonra,
Sen bana düşkün, ben huysuz, senden kaçan,
sen bir şeyler bekleyen,
Benim kapılarım kapalı, sen bana çiçekler derleyen,
Sonra Anadolu Kavağı, Rumeli Kavağı,
Martılar, balıklar, gemiler, Poyraz, Anadolu Feneri…
Bir fotoğraf, gözümde güneş gözlükleri,
Elimde deri, eldivenler -şimdi kayıp,
“O çok güzel bir kadın” deyişin…
Sonra bir gün seni beklerken
kalemime düşen dizeler…
“Sen gelsen
Elinde vişne likörlü çikolatalar olsa
Baylan’dan”
Tuzla’ya gidişimiz.
Yıllarca, yıllarca…
Bana kahve falı bakışın şömine karşısında
Falda Meryem Ana, başında altın tacı,
Kahvenin yanında nane likörü,
Karşıda alevler, kulağımda çıtırtılar,
Yanımda sen deli divane.
Ama hesaplı…
Sultanahmet’e gidişimiz
Yol olmuşluğu gizli köşelerin
Yukarıdan bakışımız İstanbul’a, Harem’e, Kadıköy’e
Kapalıçarşı, Cağaloğlu, Cankurtaran, Şark kahvesi,
Topkapı, Ayasofya…
Bana elmas bir yüzük alışın bir gün
Ve sonra bir gün onu çıkarıp verişim sana
Almadın
Bende duruyor. Takamıyorum.
Kırgınlığımı, küskünlüğümü
bana düşkünlüğünde saklayışım
Ve gizlenişim hayattan…
Bana verdiklerin, sana verdiklerim,
Seni anlamayışım, beni anlamayışın,
Dokunamayışın…
Birlikte keşfedişimiz Çamlıca Tepesi’nin yeni halini
Yeşilyurt’un çatlamış binalarını, Eskihisar’ı, Tavşanlı’yı,
Hatta İznik’i, Adapazarı’nı…
Beyoğlu’nu, çiçek pasajını, yılbaşları,
Kalabalık tadını akşamların
Harem vapurlarını, Haydarpaşa Garı’nı…
Sonra defalarca havaalanında bekleyişin, hasta oluşun,
Benim için karda yağmurda gelişin,
Hasta oluşun
Benim için hasta oluşun, bana hasta oluşun…
Benim için İstanbul oluşun,
Dost oluşun, ben oluşun,
Ama “benimle ol” dediğimde
Kayboluşun
İstanbul’u bana bırakıp gidişin
Sonra seni bıraktığımda
“Heyelan geçirmiş dağ gibiyim” deyişin…
Şimdi yoksun.
İstanbul bana kaldı.
Köpekleri, kedileri, martıları,
Motorları, dalgaları,
Benimle kaldı
O güzelim Osmanlı konakları,
Arnavut kaldırımları,
Çinileri,
Yıkık sokakları…
Benimle kaldı
Şimdi sen yoksun
İstanbul bana kaldı.
S. Füsun / 13.8.2015
İstanbul Bana Kaldı
