İlyada; ο– Omicron, 15.Kitap
Yönümü Hektor’a döndüğümde kargının üzerime geldiğini gördüm. Göğsümde biri kalkanımı diğeri ise gümüş kakmalı kılıcımı taşımaya yarayan kayışın, gerildiği yerden vurulduğumu anladım. Sivri uçlu kargı önümdeydi. Göğsümde en ufak çizik acısı yoktu. Savunmasız kalan Hektor’u kaçarken yerden aldığım taşla nasıl vurdum hala farkında değilim. Yüce Zeus’un terazisi bizden yanaydı. Etrafıma bakındım, kıran kırana savaştı olan. Atıldım, tüm gücümle ileri doğru. Can verenler bir yana Hektor’un halini gören çit, hendek atlayıp kaçıştı.
Zeus, tanrıların babası. İda Dağı’ndan bakınca görmüş Hektor’u, yerde yatar kanlar içinde, acır kendisine. Benim için de “Sıradan Akhalı değil,” demiş. Öğündüm o lafları duyunca. Ünvanımı kimse yere çalamaz. Telamonoğlu Aias’ım. Salamisli. Savaşta işimi yaparım, çok konuşkan değilim. Kalkanım yedi kat deri, bir kat da tunçtandır. Işıldar zırhım, silahları bedenime sarıp sarmaladım mı adımlarım devleşir. Ares benzetmesi yapılır bana, dev yapılı diye. Priamos kalede savaşı izlerken, eliyle göstererek “Kim?” diye sorar sözde gelini Helene’ye, “Eşi görülmedik Aias,” cevabını alır. Uzun gölgeli kargım korkutur düşmanı. Boyum, geniş omzumla yürürüm üstüne. Onun için ölümlülerin savaşını anlarım. Akhilleus’u bir türlü anlayamadım. Troya’ya gemileriyle o da geldi. Deniz tanrıçası Thetis annesi. Titizliğine titiz. Fakat kızgınım! Onur payı diye bir kız yüzünden savaşmadığı için. Tanrılar tanrısı Zeus, bilir özelliklerimi isterse güç verir, yol verir. Benden yanaydı dövüşte. Halbuki sever Hektor’u, korur Troyalıları. Oyunlarını bilmez Olymposlu tanrılar bile, ben de anlamam aralarındaki savaşı.
Meğer Zeus’u, akşam bin bir cilve ile sevişirken hile ile uyutmuş altın tahtlı Here. Boşuna “düzenbaz” dememiş Zeus. Argosluların arasında Poseidon’u görünce anlamış bir haltlar çevrildiğini. Salmış kara bulutlarını. İşkence tehdit savrulunca Here durur mu, yalan yeminler etmiş, Zeus’un başı üzerine. Poseidon’a atmış suçu.
Kehanetler sıralanmış öyle olunca inek gözlü ulu Here’ye. “Yalan söylemiyorsan çağır tanrıları,” demiş Zeus. “Haberci İris Kral Poseidon’a ‘savaşı bırak’ desin. Okçu Apollon taze güç versin Hektor’a, kırılsın Akhaların gücü. Peleusoğlu Akhilleus’un gemilerinin üstüne kışkırtsın saldırıyı, Patroklos’u şavaşa sürünceye dek. Canla başla savaşıp oğlum Sarpedon’u öldüren Patroklos’un, canını alsın İlyon önünde tanrısal Hektor. Akhilleus delirsin dostu Patroklos’u yitirince, öldürsün Hektor’u. Kışkırtacağım ben de Akhaları, İlyon alınana dek.” Böylece Tanrıça Thetis’e, Akhilleus’un onur payı için verilen söz yerine gelecek. Başıyla olur demiş bir kere Zeus. Gazap sadece Akhilleus’un yüceltilmesi değil, Olympos’taki tanrılara tahakkümüymüş.
Haberci İris hızla varmış yanına tanrı Poseidon’un, Zeus’un ağzından konuşmuş! Akhalara desteği çekmesi, silahlarını bırakması için. Dinler mi Poseidon, toprağı sarsan tanrıdır kendisi. “Eşitlik, adalet var, kura çekildi, duymayan kalmadı. Yer gök denizi paylaştık,” demiş. “Yalnız Olympos hariç, orası hepimizin.” Yine de dinlemiş İris’i. Zeus’un kalkanını düşünüp, öfkesiyle dalmış denize.
Hektor bitkin halde, kanlar içindeyken varmış yanına Apollon. Tılsımı, tedavisiyle. “Kronosoğlu gönderdi giyindim kuşandım, kılıcımla bak buradayım,” demiş. “Kendisi İda Dağları’nda, koruyacak seni.”
Hektor’u başı gökyüzüne dönük tanrılara erişmiş halde dolaşırken bir çalımla etrafa baktığını söylediklerinde şaşırdım. Elimden öleceğini ummuştu herkes. Ama geri döndü Hektor. Altın kösteği de yanında.
Kral İdomeneus ile beraberdik. Hektor’un dönüş haberini alır almaz savaş düzeni aldık. Öfkelendim tanrıların oyununa. Duvardan korkunç çatırtılar geldi. Ardından zafer, korku dolu çığlık. Çaresiz kalabalıkla gemilere doğru çekildim. Yığın yığın geliyordu Troyalalılar, başlarında Hektor vardı. Önünde, demirci Hephaistos’un verdiği korku salan kalkanıyla yürüyordu Apollon. Hektor Troyalılara seslendi, kışkırttı. Atlara vurdu kamçıyı. Korkunç bir gürültü içindeydi ortalık. Önlerinde Apollon deviriverdi çitleri ayağıyla hendeğin içine. Kurdu köprüyü geniş bir yol açtı. Bölük bölük atıldılar içeri. Uğultularla geçildi gemilere doğru. Argosluları karşı koymak için kışkırtım. Herkes bir bir düşüyordu. Arkadaşlarını taşıyan, koltuk değnekleriyle sürüklenenler vardı. Tanıyordum hepsini. Gecenin kör karanlığında ayağına tez tanrısal Akhilleus yanımızda olmalıydı.
Yaşlı Nestor’un çığlığını duydum. “Duvar yıkıldı, kaybettik. Troyalılar ilk defa bu kadar ilerledi, ilk defa kapıları tehdit etti. Gemiler tehlikede, krallar yaralı. Diomedes, Agamemnon, Odysseus şaşkın kampın çeşitli yerlerine dağıldı.” Feryadı, gemilerin önünde bekleyenleri sarstı.
Yaşlı Nestor çaresiz bekleşirken adaklar sundu, kara günde seslendi Olimposluya. Duyuldu adağı. Bir gürültü başladı. Zeus’un kehaneti gerçekleşiyordu. Tanrıça Thetis’le Akilleus’un beklediği andı bu. Bozguna uğrama ve çaresizlik. Akhilleus’un değerinin kanıtıydı. Hasta tedavisiyle uğraşan Patraklos, gemilerin yakılma telaşı ve korkusu içinde duvarın yıkıldığını duyunca dizlerini döve döve, koştu dostu Akhilleus’un barakasına doğru.
Her geminin önünde kıran kırana savaş vardı. Troyalılarla Danaoların sıraları bir çizgi gibiydi. Tanrıların adaleti, geçemiyordu kimse. Attığım taşın darbesini unutan Hektor karşımda belirdi. O anda Klyios’un oğlu Kaletor’u, tam ateşe verecekken gemiyi göğsünden vurdum. Kardeş çocuğunu kara tozun içine düştüğünü görünce Hektor, Akhalar silahlarını soysun istemedi, göğüs göğüse dövüş devam etti.
Parlak kargısı yine geliyordu üzerime Hektor’un, gitti Kytherli seyisim Lykophro’u vurdu. Düştü yere eli ayağı toza toprağa bulandı. Titredim o an, akraba gibi sayardım onu. Şimdi Hektor’un önündeydi. Gümüş yaylı Apollon’un verdiği silahları olan, Teukros’a seslendim, geldi yardıma. Okları attı tunç tolgalı Hektor’a. Alaydı canını ya! Zeus’un akıl dolusu kafası gözcülük ediyor Hektor’a, kurtarıyordu. Teukros kirişi çekerken tunçtan ok şaşırdı yolunu. Yay da düştü elinden. “Bırak şimdi yayı,” diye bağırdım kardeşim Teukros’a, “Kışkırt adamlarını!”
Tam gemilerin karşısında girdi Troyalılar aramıza. Sıkışmıştık iyice. Barakaların oraya toplandık. Yaşlı Nestor yalvardı orada olanlara. Yine de kışkırttı herkesin yüreğini. Athene dağıttı çökmüş bulutu, her taraf aydınlık oldu. Hoşuma gitmiyordu kalabalığın arasında gür naralı Hektor’u seyretmek. İçim içimi yiyordu. Büyük adımlarla geminin köprüleri üzerinde dolaşmaya başladım. Yirmi iki adım boyunda bir sırık vardı elimde. Sallıyordum. Naralarım göklere çıkıyordu. “Barakaları gemileri koruyun,” derken titreşiyordu bağırışlarım. Ama Hektor bir kartal gibi atıldı öne. Bir geminin yakaladı burnunu. “Getirin meşaleyi,” dedi. “Yürüyün Akhaların üzerine. Zeus bunca çabanın karşılığını veriyor bize.” Kazanacağından emin, körleşen Hektor yüzü rahat, huzurlu, güçlü kaslarıyla gemileri yakmak için parlak bir meşale peşindeydi. Donmuş vaziyetteydim, benden başka gemileri ateşten koruyacak kimse yoktu. O itiş kakışta, saldırıda iyice bunaldım. Gücümün kırıldığını hissettim. Ok ve kargılarla öleceğimi düşündüm. Geriledim biraz. Geminin köprüsünden yedi ayak boyunda bir sıraya çekilip pusuya durdum. Çığlıkla Danaolara, “Denize dayandık, baba toprağından uzak,” dedim. “Kurtuluş gevşemekte değil ellerimizde.”
Yakıcı meşaleyle kim gelirse geminin burnuna püskürtüp, yaralıyordum her birini.
On iki eri böylece vurdum gemilerin dibinde.
Önceki Bölümler:
