İlyada; θ – Theta, 8. Kitap

Sarı rubalı şafak yayılırken gökyüzüne Zeus tanrıları toplamış, savaşa karışanı Tartaros’a atarım demiş, sonra da Gargaron tepesine çıkmış, savaşı seyretmek için öğrendik sonra haberci İris’ten.

Barakada çabucak yedik yemeklerimizi kuşandık zırhlarımızı, dövüştük, zırhlarımız, kargılarımızla çarpışıyor, kabarık kalkanları tokuşturuyorduk; hıçkırıklar, haykırışlar, zafer naraları hep birden yükseliyordu. Öldürenler, cansız bedenler, sel gibi akan kan yerleri kaplıyordu. Şafak söküp kutsal gün yükseldikçe mızraklar, oklar yağıyor, adamlar düşüyordu. Güneş göğün ortasını aşınca, tanrıların babası altın terazisini açtı; iki kefeden birine at-kısrak terbiyecileri Troyalıların, öbürüne tunç cebeli Akhaların ölüm tanrıçalarını koydu; sonra, ortasından kaldırdı, Biz Akhaların kefesi ağır geldi, günün uğursuzluğu kalbimi kapladı. Zeus, İda’nın üstünden, müthiş bir gürleyiş gürletti ve ordumuza doğru alevli bir ışık gönderdi. Bunu görünce dehşet içinde kaldık, yüzlerimizi sapsarı bir korku kapladı. Ne İdomeneus ne Agamemnon’un yüreği sabır ve sebat gösteremedi; Ares’in hizmetkârları Aiaslar korkularını saklayamadılar. Bir tek ben yaşlı Nestor korktuğumu belli etmedim. Oysa Aleksandros, güzel saçlı Helene’nin kocası, bir okla, atımı vurmuştu, elime hançeri alıp hayvanı arabaya bağlayan kayışları keserken Hektor’un tez koşan atları yetişti. Diomedes Odysseus’u yardıma çağırdı ama Odysseus Akhaların koca karınlı gemilerine doğru çekti gitti. Narası gür Diomedes olmasaydı ölecektim oracıkta, arabası önümde durdu; ‘‘Hey ihtiyar! Genç savaşçılar seni çok üzüyorlar. Gücün kırılmış, yaşlılık yakana sarılmış; seyisinde pek kuvvet kalmamış, arabanın koşumu ağırlaşmış. Haydi, hızlanıp benim arabama bin. Tros’un atlarının ne değerde olduğunu göreceksin; şu iki atla seyislerimizi ben Aineias’ın elinden almıştım. Düşmanı geri atmada ustadırlar. Seyisler bakadursun senin atlarına, biz de Troyalılara karşı atımızı süreceğiz. Çıktılar Hektor’un karşısına.’’

Akıllı savaşçıları dinlerim, yıllardır bu meydanda nice yiğitler gördüm. Bindim Diomedes’in arabasına kızıl dizginleri elime alarak atları kamçıladım.

Hektor’un seyis arabacısı coşkun Thebe’nin oğlu Eniopeus’u göğsünden, memeye yakın bir yerden vurduk, arabacısının kaderini gören Hektor’un ruhu can yakan acılar içinde kaldı. Hektor; İphitos’un oğlu Arkheptolemos’u buldu, arabaya oturtarak dizginleri eline verdi. O zaman çaresi bulunmaz bir felâket ve ümitsizlik olmak üzereydi. İlyon içinde ağılda koyunlar gibi kapalı kalacaktık, eğer tanrıların ve insanların babası Zeus bizi keskin gözleriyle görmeseydi. Hemen korkunç ve şiddetle gürledi ve beyaz bir yıldırım fırlattı; Diomedes’in arabasının önündeki toprağı yaktı. Kükürt kokusu içinde, müthiş bir alev fışkırdı. Korkuya tutulan atlar, arabanın altına sinmiş bir halde idiler; kızıl dizginler ellerimden çıktı. Diomedes’e döndüm: ‘‘Tydeusoğlu, inan bana, senin için artık atlarını kaçışa sürmekten başka yapacak bir şey kalmıyor. Görmüyor musun ki, Zeus’un yardımı sana değildir? Bu sefer Zeus şanı öbürüne veriyor. Yarın, canı isterse, bize verecektir. Hiçbir ölümlü Zeus’un ne kurduğunu sezinleyip kestiremez. İnsan ne derece zekâsına mağrur olsa da Zeus ondan yüz kat üstündür.’’

Diomedes dinledi beni ama üzgündü Hektor’dan kaçtığına. Hektor ya korkak derse bana diyordu. Ölü bir Diomedes işimize yaramazdı, sakinleştirdim onu. Herkes bilir senin ne denli yiğit olduğunu dedim. Bozguna uğramış gemilerimize doğru kaçıyorduk, Troyalılar ve Hektor korkunç bir haykırış içinde, üstümüze öldürücü oklar yağdırıyorlardı.

Here tahtı üzerinden kımıldayıp bütün Olympos’u titretmiş biz kaçtıkça. Duvarımızı yıkmaya çalışırken Truvalılar, Agamemnon Akhaların gemilerine doğru gitti; Akhilleus ve Aias’a Hektor’u alt etmek için haykırdı, Zeus’a yakardı, Zeus; kuşların en emniyetlisini salıverdi; kartal, pençesiyle tuttuğu tez koşan bir dişi geyiğin yavrusunu tapınağımıza bıraktı. Zeus’a kurbanlar sunmak adetimizdi, alâmetin Zeus’tan geldiğini anlayınca saldırdık. Diomedes en önden gitti. Yaşlı olduğumdan gönlüm istese de önden gidemiyorum. Athene, Here gelmemişti yardıma, Apollo’da karşıda yoktu. Biz bizeydik ölümlüler.

Hektor, kuvvetine mağrur, en ön saflarda yürüyordu. Tez ayaklı bir köpek bir yaban domuzunun veya bir aslanın arkasından giderek nasıl tezlikle kovalar, yanlarını veya sağrısını sıkıştırır, her hareketini gözetlerse, onun gibi Hektor bizi kovalıyor, en arkadakini öldürüyordu; ötekiler kaçıyorlardı. Fakat tam bozgun halinde kazıkları ve hendeği geçtikten ve yüzlerce Troyalının saldırışı altında can verdikten sonra gemilerin yanına geldik. Gemilere sığınınca birbirimizi cesaretlendirdik, tanrılara dua ettik. Gece olunca savaşa ara verilecek diye sevindik. Bu savaşı Akhilleus olmadan kazanamayacaktık anlamıştım bunu.

Burcu Sevindir

Önceki Bölümler:

https://pazartesi14.com/category/kahramanlarindan-ilyada